1940: Troçki Suikasti

20 Ağustos 1940’ta Troçki, Stalin’in madunlarından biri tarafından katledildi. İkinci emperyalist savaş henüz başlamıştı. Bu makalede yıl dönümü modasından biraz taviz verecek de olsak; amacımız sadece proletaryanın büyük bir figürünü hatırlamak değil, aynı zamanda onun bazı hatalarını ve savaşın başında tutunduğu politik tavırlarını incelemek. Bir hayat boyu tamamen işçi sınıfının davasına adanmış kararlı ve tutkulu militan faaliyet sonrasında Troçki, bir devrimci ve savaşçı olarak öldü. Tarih kavgadan dönmüş hatta işçi sınıfını satmış devrimcilerin örneğiyle doludur. Rosa Luxemburg ve Karl Liebchneckt gibi bütün ömrü boyunca inancını koruyup kavgada ölenlerin sayısı ise azdır. Troçki de bu insanlardandır.

Troçki son yıllarında Sosyal Demokrasi’ye girişçilik politikası, birleşik işçi cephesi gibi bir dizi oportünist tavrı savunmuştur ve komünist solda bunlar 1930’lar boyunca haklı bir şekilde eleştirmiştir. Fakat o hiçbir zaman Troçkistlerin onun ölümünden sonra yaptığı gibi düşmanın saflarına, burjuvazinin safına geçmemiştir. Özellikle emperyalist savaş sorununda sonuna kadar devrimci hareketin geleneksel tavrını, emperyalist savaşın iç savaşa dönüştürülmesini savunmuştur.

Emperyalist savaş yaklaştıkça, Troçki’nin ortadan kaldırılması dünya burjuvazisinin olmazsa olmaz hedeflerinden birine dönüşmüştür.

İktidarını sağlamlaştırmak ve onu karşı-devrimin baş mimarı yapan politikalarını sürdürmek için Stalin, ilk olarak birçok devrimciyi, eski Bolşevikleri ve özellikle de Lenin’in Ekim devrimini birlikte inşa ettiği yoldaşlarını yok etti. Fakat bu kadarı bile yeterli değildi. 1930’ların sonlarında askeri gerginlikler yükseldikçe Stalin’in emperyalist politikalarını geliştirebilmek için Rusya’da daha serbest olmaya ihtiyacı vardı. İspanya’da savaşın başlamasıyla birlikte 1936 yılı davalarla ve ilkin Zinoviev’in, Kamenev’in ve Smirnov’un1 sonra Piatakov ve Radek’in ve son olarak da “Rykov-Bukharin-Kretinsky” grubu olarak adlandırılanların infazıyla geçti. Fakat sürgünde olmasına rağmen Troçki Bolşeviklerin en tehlikesi olarak kaldı. Stalin 1938’de zaten Troçki’nin oğlu Leon Sedov’u Paris’teyken katledebilmişti. Artık sıra Troçki’nin kendisine gelmişti.

1930’larda Sovyet ordusunun Batı Avrupa’da ki karşı-istihbaratının başında olan general Walter Krivitsky Stalin’in Ajanıydım 2 adlı kitabında şöyle sorar; “Bolşevik devriminin bütün Bolşevikleri öldürmesi gerekiyor muydu?”. Her ne kadar bu soruya bir cevap verme çabası göstermemişse de kitabı oldukça net bir cevap ortaya koymaktadır. Moskova duruşmaları ve son Bolşeviklerin tasfiyesi savaşa doğru yürüyüş için ödenen bedel oldu; “Stalin’in gizli amacı [ki bunda Almanya ile ortak bir anlayış içerisindeydi] aynıydı. Mart 1938’de Stalin Lenin’in en yakın çalışma arkadaşları ve Sovyet devriminin babaları olan Rykov-Bukharin-Kretinsky grubunun yargılandığı on günlük büyük davayı düzenledi. Hitler’in nefret ettiği bu Bolşevikler Stalin’in emriyle 3 mart’ta infaz edildi. 12 Mart’ta Hitler Avusturya’yı işgal etti (…) 12 Ocak’ta Hitler ve yeni Sovyet elçisi arasında önlerinde dizilmiş bütün bir Berlin diplomatik tugaylarının karşısında dostane ve demokratik görüşmeler gerçekleştirildi”. Bunu 23 Ağustos 1939’da Hitler ve Stalin arasında gerçekleştirilen Alman-Sovyet paktı izledi.

Ne var ki, eski Bolşeviklerin ortadan kaldırılması ilkin ve öncelikle Stalin’in iç politikası sorunu idiyse de, aynı zamanda bütün dünya burjuvazisinin de işine gelmekteydi. İşte bu yüzden de Troçki’nin kaderi de baştan çizilmişti. Bütün dünyanın kapitalist sınıfının çıkarları için, Ekim Devriminin sembolü olan Troçki’nin ölmesi gerekiyordu! “Fransa’nın Üçüncü Reich elçisi olan Robert Coulondre 3 tam İkinci Dünya Savaşı öncesinde Hitler ile yaptığı son görüşmesini anlatırken çarpıcı bir tanıklık aktarır. Stalin ile yaptığı pakttan elde ettiği avantajlardan dolayı kendiyle övünen Hitler gelecekteki büyük askeri başarılarının manzarasını çıkararak konuşmasını bitirir. Fransız büyük elçisi cevap olarak onun “sağduyusuna” seslenerek, uzun ve korkunç bir savaşı takip edebilecek ve savaşa katılan bütün hükümetleri yutabilecek toplumsal çalkantılardan ve devrimlerden bahseder. Büyükelçi ‘kendinizi şimdiden galip görüyorsunuz… Fakat bir başka olasılığı, galibin Troçki olma olasılığını hiç düşündünüz mü?” der. Hitler bunun üzerine (sanki boğazı tıkanmış gibi) sıçrar ve bu olasılığın yani Troçki’nin galibiyetinin Fransa ve Britanya’nın Üçüncü Reich’e karşı savaşa girmemesi için bir başka neden olduğunu söyleyerek bağırır”. 4 Isaac Deutscher Troçki’nin bu konuşmayı duyduktan sonra verdiği şu tepkinin altını haklı olarak çizmiştir; “bunlara devrimin hayaleti musallat olmuş ve ona da bir insanın adını veriyorlar”. 5

Burjuvazinin planları için Troçki ölmeliydi6 ve kendisi de günlerinin sayılı olduğunun farkına varmıştı. Onun yok edilmesi, eski Bolşeviklerin veya Rus sol komünistlerinin öldürülmesinden daha öncelikliydi. Eski Bolşeviklerin katli Stalin’in mutlak iktidarını güçlendirmesini sağlamıştı. Troçki’nin katli ise Rus burjuvazisi de dahil dünya burjuvazisinin tümü açısından, savaşa girmek için ellerinin serbest kalması anlamında önemli bir ihtiyacın tatminin temsil ediyordu. Dünya savaşına giden yol, bir kere Ekim Devriminin en son büyük figürü ve en ünlü enternasyonalist temizlendikten sonra çok daha açık hale gelecekti. Stalin onu yok etmek için GPU’nun bütün gücünü kullandı. Hayatına kast eden bir çok hareket defalarca tekrarlandı. Stalinist makineyi hiçbir şey durduramaz gibi gözüküyordu. Troçki’nin ölümünden kısa bir süre önce, 24 Mayıs 1939’da bir komando timi evine gece yarısı saldırdı. 200-300 el ateş ettiler ve el bombaları attılar. Şans eseri, pencereler yerden oldukça yukarıda inşa edilmişlerdi ve Troçki, karısı Natalia ve torunları Sjeva yatak altına saklanarak mucizevî bir kurtuluş gerçekleştirdiler. Fakat bunu takip eden saldırıda Ramon Mercader diğerlerinin beceremediğini bir buz kıracağıyla gerçekleştirdi.

Fakat Burjuvazi için Troçki’nin katledilmesi yeterli değildi. Lenin’in Devlet ve Devrim’de çok yerinde bir şekilde belirttiği gibi: “Büyük devrimciler yaşarken baskıcı sınıflar onları amansızca yok eder, öğretilerine haince bir düşmanlıkla, en amansız nefretle ve en vicdansız yalan ve iftira kampanyalarıyla cevap verirler. Devrimciler öldükten sonra ise onları zararsız figürlere dönüştürmek, bir nevi onları azizleştirmek, ezilen sınıfları aptal yerine koyma maksadıyla “teselli etmek” için isimlerinin etrafına “kutsal bir hale” yerleştirmek ve aynı zamanda da devrimci doktrinin içeriğini boşaltmak için kısırlaştırmak, basitleştirmek ve devrimci köşelerini yontmak için çeşitli girişimlere başlarlar (…) [Marxist] doktrinin devrimci yanını, onun devrimci ruhunu bozar, siler ya da çıkarırlar. Burjuvazi için kabul edilebilir olan ya da öyle gözüken yönleri ön plana çıkarıp onları sulandırmaya çalışırlar” 7

Troçki söz konusu olduğunda bu pis iş, onun ardılı olduğunu iddia eden Troçkistler tarafından yapılmıştır. Troçkistler Troçki’nin oportünist tavırlarını SSCB’nin emperyalist kampını savunmak için olduğu kadar son emperyalist savaştan beri bütün ulusal savaşları meşrulaştırmak için kullana geldiler.

4. Enternasyonal 1938’de kurulduğunda Troçki yaklaşımını kapitalizmin “ölüm döşeğinde”, son çırpınışlarını yaptığı fikri üzerinde inşa etmişti. Komünist Sol’un İtalyan Fraksiyonu’da aynı fikri savunmuştu. Troçki’nin bu döneme yönelik yaklaşımına katılmakla birlikte bunun sonucu olarak “üretici güçler artık büyümemektedir” 8 diyerek ifade ettiği sonuca katılmıyoruz. Troçki kapitalizmin ölüm döşeğinde olduğunu belirtip, kapitalizmin ilerici bir toplumsal form olmaktan çıktığını ve onun sosyalist dönüşümünün artık tarihsel olarak gündemde olduğunu söylerken tamamen haklıydı. Ne var ki, 1930’lar da devrim için koşulların olgun olduğunu düşünürken yanılgı içerisindeydi. İtalyan Solu’nun aksine, ilkin Fransa’da sonra İspanya’da Halk Cephesinin iktidarını devrimin başlangıcı olarak adlandırdı. 9 Gerçekte 2. Dünya Savaşına doğru gidilirken, onu devrimin o an için güncel olarak gündemde olduğuna inanmaya iten tarihsel gelişimin bu yanlış kavranışı, bu dönemde geliştirdiği oportünist tavırları anlamakta kilit bir öneme sahiptir.

Somut biçimiyle Troçki’nin bu yaklaşımı, onun 4. Enternasyonal’in kuruluşunda ortaya attığı “Geçiş Programı” kavramında ifadesini bulmuştur. Gerçekte bu bir dizi gerçekleştirilmesi imkansız talebin işçi sınıfının bilincini yükselteceği ve sınıf mücadelesini keskinleştireceği varsayımı üzerine kuruluydu. Bu kavram onun bu dönemdeki politik stratejisinin temel taşıydı. Troçki Geçiş Programındaki önerileri reformist olmadığını düşünüyordu çünkü ona göre bunlar zaten hiçbir zaman uygulanmak hedefi taşımadığı gibi uygulanamazlardı da. Aslında, bunlar kapitalizmin işçi sınıfına kalıcı reformlar önermesinin imkânsızlaştığını göstermeyi ve sonuç olarak da onun çöküş içerisinde olduğunu ortaya çıkararak sınıf mücadelesini kapitalizmin yıkımına doğru itmeyi hedefliyordu.

Aynı temelde Troçki, özünde dünya çapında bir savaş ve militarizm 10 çağında, Geçiş Programının uygulanmasını sağlayacak bir çerçeve olan ünlü “Proleter Askeri Programı”nı (PAP) 11 geliştirdi. Bu politik yönelimin silah altındaki milyonlarca işçiyi devrimci fikirlere kazanacağı umuluyordu. Bunun temelinde, devlet tarafından işletilen ama sendikalar gibi işçi sınıfı kurumlarının kontrolünde bulunacak olan özel okullarda seçilmiş subayların kontrolünde, işçi sınıfı için zorunlu askeri eğitim talebi bulunmaktaydı. Açık ki hiçbir kapitalist devlet işçi sınıfına böylesi talepleri karşılayamaz çünkü bu bir devlet olarak kendi varlığını yadsımak olacaktır. Troçki’nin bakış açısı ise kapitalizmin silah altındaki işçiler tarafından yıkılacağı, tıpkı 1. Dünya Savaşında olduğu gibi bir proleter ayaklanmanın uygun koşullarının yaratılacağıydı.

Bir çok sefer mevcut savaşın bir öncekinin devamı olduğunu belirtmiştik. Fakat devamlılık tekrarlanma anlamına gelmez (…) ikinci emperyalist savaş karşısında bizim politikamız, devrimci proletaryanın politikası, ilk emperyalist savaş sırasında, özellikle Lenin’in liderliğinde yürütülen politikanın bir devamıdır.” 12

Troçki’ye göre koşullar 1917’de olduğundan bile daha uygundu. Çünkü kapitalizm yeni bir savaşın başında olmasına rağmen tarihsel bir çıkmaz sokakta olduğunu nesnel olarak ispatlamış diğer yandan da öznel olarak işçi sınıfı dünya çapında büyük bir deneyim kazanımı biriktirmişti.

Ajitasyonumuzun kökünde olması gereken işte bu [devrim] perspektifidir. Mesela sadece kapitalist militarizme karşı bir tavır geliştirme ve burjuva devletini savunmayı reddetme meselesi değil, iktidarın ele geçirilmesine doğrudan hazırlanma ve sosyalist anavatanı savunma meselesidir.” 13

Troçki tarihsel akışın hala proleter devrimine doğru olduğunu düşünürken çoktan yönünü kaybetmişti. İşçi sınıfının durumunu ve burjuvaziyle arasındaki sınıflar arasındaki güçler dengesini doğru değerlendirmeyi beceremedi. 1930’lar sırasında sadece İtalyan Komünist Solu insanlığın açık derin bir karşı devrim sürecinden geçtiğini, proletaryanın bu dönem için yenildiğini, bu noktada tarihin çelişkisine tek olası çözümün burjuvazininki yani emperyalist dünya savaşı olduğunu gösterebildi.

Ne var ki, onu oportünizme iten bu “militarist” fantezilerine rağmen Troçki sağlam bir şekilde enternasyonalist zemin üzerinde durmaya devam etti. Fakat emekçi kitleleri devrime kazanmak için (Geçiş programıyla işçi mücadelelerinde ve askeri politikasıyla orduda) “sağlam” durmaya çalıştıkça kendisini marksizmin klasik perspektifinden uzaklaştırmış ve proletaryanın çıkarlarına karşıt bir politikayı savunurken buldu. “Taktiksel” olması niyetlenen bu politika ekonomik taleplerinin karşılanması için işçileri burjuva devletine bağlamaya ve onları iyi bir burjuva çözümünün olanaklı olduğuna inandırmaya eğilimli olduğundan gerçekte aşırı derecede tehlikeliydi. Kabul edilemez olanı meşrulaştırmaya çalışan bu ”incelikli ve gizli” taktik savaş sırasında Troçkistler tarafından geliştirilecek özellikle (2. Dünya savaşındaki “Anti-faşist” burjuvazinin işgal bölgelerindeki silahlı kanadı olan) Direnişe katılmaları ve vatan savunmasına girişmeleri yoluyla burjuva kampına dönmelerinin yolunu açacaktı.

Fakat temel olarak Troçki’nin kendi “askeri politika”sına verdiği önemli nasıl anlamalıyız? Ona göre insanlığın karşı karşıya olduğu perspektif artan ölçüde sınıflar arası silahlı mücadelenin damgasını taşıyacak olan bütünlüklü bir toplumsal militarizasyondu. Buna insanlığın kaderi her şeyden önce askeri düzeyde belirlenecekti. Sonuç olarak proletaryanın esas görevi kapitalist sınıftan iktidarı söküp alabilmek için acil olarak hazırlanmaktı. Bu bakış açısını özellikle savaşın başında şöyle ortaya koymuştu:

İşgal edilecek olan ülkelerde kitlelerin durumları anında kötüleşecektir. Sınıfsal baskının üzerine ulusal baskı da eklenecek ve bunun da asıl yükü işçilerin sırtına yüklenecektir. Bütün diktatörlükler arasında yabancı bir işgalcinin totaliter diktatörlüğü en katlanılamazıdır” 14

Silahlı bir askeri her Polonyalı, Danimarkalı, Norveçli, Hollandalı ve Fransız işçisinin yanına yerleştirmek imkansızdır” . 15

Fethedilen bütün ülkelerin hızla barut fıçılarına dönüşmelerini kesin olarak bekleyebiliriz. Tehlike daha çok patlamaların çok erken, yeterli hazırlık olmadan gelişmesi ve yalıtılmış yenilgilere dönüşmeleri. Ne var ki aynı zamanda genel olarak bir Avrupa ve dünya devrimini kısmi yenilgileri hesaba katmadan düşünemeyiz” . 16

Ne var ki, bu durum Troçki’nin sonuna kadar proleter bir devrimci olarak kaldığı gerçeğini değiştirmez. Bunun kanıtı ise genelleşmiş emperyalist savaşa karşı tek proleter devrimci tavır konusunda bulanık olmayan bir pozisyon geliştirmek için yazdığı “Alarm” olarak da bilinen 4. Enternasyonal’in Manifestosu’nun içindedir:

Aynı zamanda bir an için bile olsa bu savaşın bizim savaşımız olmadığını unutmuyoruz (…) 4. Enternasyonal politikasını kapitalist devletlerin militer ganimetleri üzerine değil bütün ülkelerdeki egemen sınıfların alaşağı edilmesi için emperyalist savaşın kapitalistlere karşı işçilerin savaşına dönüştürülmesinde, dünya sosyalist devriminde görür (…) Bizler işçilere onların çıkarlarıyla kana susamış kapitalistlerinki arasında hiçbir ortaklık olamayacağını açıklarız. Bizler işçileri emperyalizme karşı harekete geçiririz. Bizler bütün savaşan ve tarafsız ülkelerdeki işçilerin birliği için propaganda yaparız.” 17

Troçkistlerin “unuttuğu” ve ihanet ettiği işte budur.

Buna kıyasla sınıfsal perspektiften bakıldığında Troçki’nin “Geçiş Programı” ve “Proleter Askeri Strateji”nin tam bir fiyasko olduğu ortaya çıkmıştır. Çünkü II. Dünya Savaşının sonunda hiçbir proleter devrimi olmadığı gibi, PAS 4. Enternasyonalin militanlarını “demokrasi” ve Stalinizmin sadık kurşun askerlerine dönüştürerek bu katliama katılmalarını meşrulaştırmasını sağlamıştır. İşte tam da bu noktada Troçkizm kesin olarak düşman kampına geçmiştir.

Şurası açık ki, Troçki’nin hatası, İtalyan Komünist Solu’nun net bir biçimde ortaya koyduğu gibi tarihsel akışın kaçınılmaz olarak karşı devrimine ve bu yüzden de dünya savaşına doğru gittiğini anlayamaması olmuştur. 1936’da bile gidişatının hala devrime doğru olduğunu düşünerek “Fransız devrimi başladı” diyebilmiş 18 İspanya’da ki durum içinse “Dünyanın işçileri İspanyol proletaryasının yeni zaferini dört gözle beklemektedir” 19 diyebilmiştir. Böylelikle gerçekte dünyadaki durum ters istikamette giderken Troçki işçi sınıfına olan bitenin özellikle Fransa’da ve İspanya’da devrim yönünde geliştiğini söyleyerek büyük bir politik hataya düşmüştür: “SSCB’den kovulduğu 1929’den suikastla öldürülüşüne kadar Troçki dünyayı sürekli olarak tepe taklak görmüştür. Esas görevin yenilgiden kurtulabilen devrimci enerjiyi toparlamak, ilk ve öncelikli olarak da devrimci dalganın tam bir politik bilançosunu çıkarmak olduğu bir sırada Troçki, proletarya gerçekte yenilmiş olmasına rağmen körlemesine bir şekilde aslında onun ileriye doğru yürüdüğünde ısrar etmiştir. Bu yüzden 50 yıldan uzun bir süre önce yaratılmış olan 4. Enternasyonal, basitçe karşı devrimin önünde geri çekiliş sürecinde olduğu için işçi sınıfı yaşamının içerisine akamadığı boş bir kabuktan başka bir şey olamadı. Bu hata yüzünden Troçki’nin bütün eylemleri sadece zaten çok zayıf olan dünyanın devrimci güçlerinin 1930’lar boyunca daha da dağılmasına ve en kötüsü bu güçlerin büyük bir kısmının emperyalist savaşa katılması ve Halk Cephesi hükümetlerine verilen “eleştirel” destek yoluyla kapitalist pisliğine sürüklenmesine yol açtı.” 20

Troçki’nin SSCB karşısında takındığı tavır da onun en ciddi hatalarından biriydi. Stalinizme saldırmasına rağmen aynı zamanda SSCB’yi “sosyalist anavatan” ve en azından “yozlaşmış bir işçi devleti” olarak düşündü ve savundu.

Fakat bütün bu politik hataların dramatik sonuçlarına rağmen Troçki, ölümünden sonra kendi “takipçilerinin” olduğu gibi işçi sınıfının düşmanı olmadı. Savaşın başında gelişen olayların ışığında Troçki özellikle de SSCB söz konusu olduğunda politik yargılarını gözden geçirmesi gerekebileceği olasılığını kabul edebilmişti.

25 Eylül 1939 tarihli SSCB ve savaş başlıklı son yazılarından birinde şöyle demekteydi:

Yönelimimizi değiştirmiyoruz. Fakat farz edelim ki Hitler namlularını doğuya çevirsin ve Kızıl Ordu işgali altındaki bölgeleri ele geçirsin (…) Bu durumda Bolşevik-Leninistler elde silah Hitler’e karşı mücadele edecekler aynı zamanda bir sonraki adımda da Stalin’in alaşağı edilmesini hazırlayabilmek için Stalin’e karşı devrimci propagandaya girişeceklerdir…”.

Troçki elbette SSCB’nin doğası üzerine olan analizini savunmuştur fakat onun kaderini 2. Dünya Savaşı testinde geçeceği yargının sonucuna bağlamaktadır. Aynı makalede Troçki eğer Stalinizm savaştan muzaffer ve güçlenmiş bir şekilde çıkacak olursa (Troçki’nin olmayacağını zannettiği bir şeydir bu) SSCB ve hatta genel politik durum üzerine vardığı yargıları yeniden gözden geçirmesi gerekeceğini söylemektedir:

Fakat eğer mevcut savaşın devrimi provoke etmeyip proletaryanın çöküşü ile sonuçlanacağını düşünürsek bu durumda alternatif olarak tek bir olanak çıkmaktadır: bu da demokrasinin hala mevcut olduğu yerlerde totaliter rejimlere dönüşmesiyle tekelci sermayenin devletle birleşmesi daha da çürümesidir. Bu koşullar altında proletaryanın toplumun liderliğini ele geçirmeyi becerememesi Bonapartist ve faşist burjuvazi içerisinden doğacak yeni bir sömürücü sınıfın gelişmesine yol açabilir. Bu da büyük ihtimalle bir çöküş rejimi olacak ve uygarlığın alacakaranlığını işaret edecektir.

Eğer proletarya gelişmiş kapitalist ülkelerde iktidarı alıp SSCB’de olduğu gibi ona tutunamayıp terk ederek yerini ayrıcalıklı bir bürokrasiye bırakırsa da benzer bir sonuca ulaşacağız demektir. Böyle olursa bürokrasi içerisine yeni çöküşün bir ülkedeki gerilikten ve kapitalist çevreden dolayı değil ama proletaryanın egemen sınıf olmak hususunda gösterdiği organik beceriksizlikten dolayı olacağını kabul etmeye zorlanacağız demektir. Bu durumda da geriye bakıp temel özellikleri bakımından bugünün SSCB’sinin uluslar arası bir ölçekte yeni bir sömürü rejiminin öncülü olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Sovyet devletinin tanımı üzerine terminolojik tartışmalardan saptığımızdan beri çok yol aldık. Fakat bizi eleştirenlerde önce şunu görmeliler: bir toplumsal rejimin diğerinin yerini alması gibi bir soru üzerinde doğru bir yargı geliştirmek için kendimizi kaçınılmaz olarak tarihsel perspektif üzerinde temellendirmemiz gerekir. Mantıksal sonucuna vardırıldığında tarihsel alternatif şu şekilde belirmektedir: ya Stalinist rejim burjuva toplumunun sosyalist bir topluma dönüşmesi sürecindeki çirkin bir kazadır ya da Stalinist rejim yeni bir sömürü toplumu yönündeki ilk adımdır. Eğer ikinci tahmin doğru çıkarsa o zaman bürokrasi elbette yeni bir sömürgen sınıfa dönüşecektir. Bu ikinci perspektif ne kadar korkunç gözükürse gözüksün eğer dünya proletaryası tarihsel gelişme tarafından ona yüklenen görevi yerine getirmeyi gerçekten de beceremezse, bu durumda kapitalist toplumun içsel çelişkilerine dayanan sosyalist programın en sonunda bir ütopya olduğunu kabul etmek zorunda kalırız. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, bu durumda totaliter bürokratik toplumun kölelerinin çıkarları için savunmamız gereken yeni bir “minimum program”a ihtiyacımız olacaktır”. (vurgular bize ait)

Troçki’nin geliştirdiği perspektifin, işçi sınıfına ve onun tarihsel olarak devrimci perspektifini gerçekleştirme becerisine olan güvenini kaybettiği derin bir demoralizasyona ya da bir cesaret kırılmasına işaret ettiği gerçeği bir kenara, burada Troçki’nin SSCB’nin “sosyalist” doğası ve bürokrasinin “işçi sınıfını” karakteri üzerine olan tavırlarını sorgulamaya başladığı açıktır.

Troçki savaşın sonunu göremeden öldürülmüş ve Rusya “demokrasiler” ile birlikte savaştan galip çıkan safta olmuştur. Bu, tarihsel koşulların tıpkı Troçki’nin planladığı gibi, onun inançlı takipçileri olduklarını iddia edenlerden de onun tavrını “temel özellikleri bakımından bugünün SSCB’sinin uluslar arası bir ölçekte yeni bir sömürü rejiminin öncülü olduğu” yönünde gözden geçirmelerini gerektirdiği andır. 4 Enternasyonal bunu yapmayı beceremediği gibi tasını tarağını toplayarak burjuva saflarına geçmiştir. Devrimci zeminde kalabilmek için Troçkizmden kaçabilenler 1941’de The Internationalist’i basanların oluşturduğu Çinli grup, Munis etrafındakilerden oluşan 4. Enternasyonal’in İspanyol seksiyonunun üyeleri, Revolutionaren Kommunisten Deutschlands (RKD), Fransa’da ki Socialisme ou Barbarie grubu, Yunanistan’da ki Agis Stinas ve Natalia Troçki 21 gibi bir grup azınlık olabilmiştir.

Hayatta eşi ve devrimde yoldaşı olduğu Troçki’nin ruhuna sadık kalan Natalia Troçki, 9 Mayıs 1951’de 4. Enternasyonalin Yürütme Komitesine yazdığı bir mektupta SSCB’nin karşı devrimci doğası üzerinde özellikle ısrar ederek şöyle demiştir:

Eski ve miyadı dolmuş formülasyonlara takıntılı bir şekilde bağlı olduğunuz için Stalinist devleti bir işçi devleti olarak görmeye devam ediyorsunuz. Bu noktada sizi takip edemem ve etmeyeceğim (…) Şurası herkes için açık olmalı ki Stalinizm devrimi tamamen yok etmiştir. Ve sizler hala Rusya’nın bu haksız rejim altında bile bir işçi devleti olduğunu söylemeye devam ediyorsunuz”.

Natalia bu açık tavırdan onun mantıksal sonucunu çıkararak, haklı olarak şöyle devam eder:

Kendinizi adadığınız tavırlar içerisinde en affedilmez olanı savaş üzerine olanı. Üçüncü dünya savaşı insanlığı tehdit ediyor, devrimci hareketi en zor en karmaşık durumlarla en zor kararlarla karşı karşıya bırakıyor (…) Fakat son yıllardaki bu durumlar karşısında bile siz Stalinist devleti savunma çağrıları yapmaya ve bütün hareketi buna yöneltmeye devam ediyorsunuz. Artık, Kore halkını çarmıha geren savaşta bile Stalinist orduları destekliyorsunuz”.

Natalia cesurca mektubunu şöyle bitirir: “Sizi bu noktada takip edemem ve etmeyeceğim (…) Ayrıldığımız konuların beni artık sizin saflarınızdan ayrılmaya zorladığını açık bir şekilde söylemekten başka bir yol kalmadığını size söylemem gerektiğini anlamış bulunuyorum” . 22

Troçkistler Natalia Troçki’nin de söylediği gibi, 2. Dünya Savaşı’ndan SSCB’nin zaferle çıkmasının ardından Troçki’nin örneğini izleyerek politik tavırlarını gözden geçirmedikleri gibi, bugünkü tartışmalarında ve sorgulamalarında da –tabi eğer olursa- hala “proleter politik strateji” üzerinde durmaya devam ediyorlar. 23 Bu tartışmalar SSCB’nin doğası, proleter enternasyonalizmi ve savaş karşısında devrimci yenilgicilik gibi temel sorunlar karşısında sağır edici bir sessizliği sürdürmeye devam ediyor. Pierre Broue sözde bilimsel bir lafazanlığın ortasında bunu fark ederek şöyle diyor: “Hiç şüphe yok ki bu sorun (PAS) üzerindeki herhangi bir tartışmanın ve çözümlemenin yokluğu 4. Enternasyonalin tarihi üzerine çok ağır bir biçimde binmiştir. Derinlikli bir analiz Enternasyonal’i 1950’ler de sarsan krizin temelinde bu sorunun yattığını ortaya koyabilir”. 24 Ne kadar da kibarca bir ifade tarzı!

Troçkist örgütlerin ihanet edip saf değiştirdiği bir gerçektir. Fakat Pierre Broue ya da Sam Levy gibi tarihçiler sorunu basitçe Troçkist hareketin bir krizine indirgemeye çalışmaktadırlar:

Troçkizmin temel krizi savaşı ve savaş sonrası dünyayı kavramadaki kafa karışıklığının ve beceriksizliğinin bir ürünüdür”. 25

Troçkizmin savaşı ya da savaş sonrası dünyayı kavramayı başaramadığı oldukça doğrudur. 2. Dünya Savaşı sırasında bir emperyalist kampı diğerine karşı savunarak ve ondan sonra da bütün sözde “ulusal kurtuluş” mücadelelerinde ya da “ezilen halkların” mücadelelerinde küçük emperyalizmleri sürekli olarak daha büyük olanlara karşı savunarak işçi sınıfını ve proleter enternasyonalizmi satmasının nedeni budur. Pierre Broue, Sam Levy ya da diğerleri bunun farkında olmayabilirler ama Troçkizm işçi sınıf için ölmüştür ve onu sınıfın kurtuluşunun bir aracı olarak yeniden diriltmenin hiçbir yolu da yoktur. Bu yüzden de, gerçek enternasyonalistleri ve özellikle de Cahiers Leon Trotsky dergisinin 39. Sayısında yaptığı gibi, savaş dönemindeki İtalyan Komünist Solu’nun faaliyetlerini kendilerine mal etme çabaları nafiledir.

Biraz edepli olun beyler! İtalyan Komünist Solu’nun enternasyonalistlerini işçi sınıfına ihanet etmiş şövenist 4. Enternasyonal ile karıştırmayın. Komünist Soldan gelen bizlerin 4. Enternasyonal veya onun bugünkü peygamberleri ile hiçbir ortak yönümüz olamaz. Çekin ellerinizi Troçki’den! O hala işçi sınıfına aittir.

Rol

 

 

1 Bakınız; 16 Fusillés à Moscou by Victor Serge, Spartacus editions.

2 J’étais l’agent de Staline, Editions Champ Libre, Paris 1979.

3 Robert Coulondre (1885-1959) Fransa’nın Berlin ve Moscova büyükelçisi

4 The Prophet Outcast, Isaac Deutscher, Oxford Paperbacks, p515.

5 Manifesto of the 4th International on the imperialist war and the world proletarian revolution içinden.

6 1914’te 1. Dünya Savaşının patlak vermesinden hemen önceki Jean Jaures gibi fakat şu farkla: Jaures bir pasifistken Troçki her zaman bir devrimci ve enternasyonalistti.

7 Essential works of Lenin, Bantam Books, 1971, p272.

8 Bize göre, sistemin çöküş içine girmesi onun artık gelişemeyeceği anlamına gelmez. Buna karşılık bizim için olduğu gibi Troçki için de çöküş içerisindeki bir sistem dinamizmini kaybetmiştir ve üretim ilişkileri toplumun daha ileri gelişmesi önünde engel haline gelmiştir. Diğer bir deyişle, sistem tarihsel olarak olumlu rolünü oynamıştır ve artık yeni bir toplumu doğurmaya hazırdır.

9 Bakınız; The Italian Communist Left kitabımız ve Le Trotskisme contre la classe ouvrière broşürümüz.

10 Bu zaten İspanya’da ki savaşta ifadesini bulmuş olduğundan Troçki için yeni bir tavır değildi: “…kendimizi hainlikten ve hainlerden açık bir biçimde ayırırken aynı zamanda cephedeki en iyi savaşçılar olarak kalmalıyız”. Burada fabrikadaki en iyi işçi olma fikriyle cephedeki en iyi asker olmayı kıyaslar. Bu formülasyon Çin, Laponya tarafından “sömürgeleştirilmiş” ve “saldırıya uğramış” bir ulus olduğu varsayımıyla Çin-Japon savaşına da uygulanmıştır.

11 "Our military transitional programme is a programme for agitation” (Oeuvres, no24).

12 Trotsky, Fascism, Bonapartism and war.

13 Ibid.

14 Trotsky, Our course does not change, 30 Haziran 1940.

15 Ibid.Bu uluslar belirtilmiştir çünkü makale yazılırken bunlar henüz yenilmiştir.

16 Ibid.

17 Trotsky, Manifesto of the 4th International, 29 Mayıs 1940.

18 La Lutte Ouvrière, 9 Haziran 1936.

19 Ibid.

20 Bakınız; Le Trotskisme contre la classe ouvrière adlı broşürümüz.

21 Bakınız; International Review no.94, “Trotsky belongs to the working class, the Trotskyists have kidnapped him” in Le Trotskisme..., International Review no.58 ve “In memory of Munis”(1989’da ki ölümü üzerine basılmıştır), yine, Stinas’ın La Breche tarafından basılmış olan anıları, Paris 1990.

22 Les enfants du prophète, Cahiers Spartacus, Paris 1972.

23 Bakınız; Cahiers Leon Trotsky, no.23, 39, ve 43, ve Revolutionary History no.3, 1988.

24 Cahiers Leon Trotsky, no.39.

25 Britanya Troçkist hareketinin eski bir üyesi, Cahiers Leon Trotsky, no.23.