Cinsel Özgürlük, Kapitalizm Altında İmkansızdır

ABD'den çok yakın bir destekçimizin yazdığı bu yazının çevirisini yayınlıyoruz. Eşcinsellerin durumuna dair sınıf temelli bir yaklaşım geliştiren bu yazı, ABD'deki durum örneğinden hareket etse de, içeriğinin Türkiye'deki tartışmalar açısından da fazlasıyla önemli olduğu kanısındayız. - EKA

Gay ve lezbiyen kişilerin yasal olarak evlenme “hakkından” yararlanarak eşcinsel olmayan (yani heteroseksüel) çiftlerin faydalandığı, başta miras hakkı gibi maddi yardım ve haklardan faydanlabilip faydalanamayacakları “tartışması”, özellikle Batı ülkelerinde hakim sınıfın düzenli olarak, özellikle de seçim dönemlerinde şapkasından çıkarttığı meselelerin başında gelmektedir. Bu yazımızda, bu konuyu ister solun ve merkezin yaptığı üzere “hümanist” biçimde, ister sağın yaptığı üzere ahlakçı/dini biçimde ele alıyor olsunlar, hakim sınıfın solunun, merkezinin ve sağının ikiyüzlülüğünü açık etme niyetindeyiz. ABD'deki Obama hükümeti kendisini “özgürlükçü” ve “ilerici” olarak sunmak istiyor, bu yüzden kimi eyaletlerde (son olarak Kuzey Carolina'da) eşcinsel-evliliği karşıtı yasaları iptal etme çağrısı geçmiş durumda; fakat bir yandan da hükümet eşcinsel evliliğini anayasal bir “hak” olarak tanımış değil. Sağcılar özellikle muhafazakar seçmen kitlelerinin korkularını tatmin etmek ve güvensizliklerine oynamak durumundalar, dolayısıyla Cumhuriyetçi Parti Başkan adayı olacak Mitt Romney eşcinsel evliliği karşıtı bir tutum alıyor. Bütün “tartışma” esasında Obama hükümetinin eşcinsel seçmen haricinde gençliğe ve “bağımsız düşüncelilere” hitab etme ve eğer Romney açıkça ve güçlüce eşcinsel evliliğe karşı çıkması Evanjelist Hristiyanların gözünde onu gözden düşürmesi için bir araç. Romney'nin daha da sağa kayması ise onun için kararsız ve bağımsız seçmeni daha yabancılaştırma riskini beraberinde getiriyor. Bu yasa merkezli tutumların tamamen ikiyüzlü olduğu ortada. Hedef, siyasi çıkar uğruna şüphesiz gay ve lezbiyen kesimin dramatik ve utanç verici olarak deneyimlediği bir durumu ayrışmalar, düşmanlık ve daha fazla yanlış anlaşılma pohpohlayarak kullanmak. Dahası, kimi zaman eşcinsel evliliğine sağcıların aşırı bir muhalefet ediyor olmasının, kişisel hayatın bir boyutunun yasallaşmasıyla mevcut kapitalist sömürü düzeninin değişmeyeceği gerçeğini gözden kaçırmayalım.

Bugün, eğer ABD televizyonunda ana akım bir burjuva haber kanalını açarsanız, “eşcinsel hakları tartışması” gibi bir başlığın ekranı kaplaması ihtimalı yüksektir. Burjuva medyanın kişisel insani farklılıklarımızın üstüne giderek bize insanlar olarak en fazla ayrıştığımız noktaları göstermekte ısrarı ilginçtir. Fakat burjuvazi ve basındaki çığırtkanları fazlasıyla ikiyüzlüler. Özellikle de mevcut siyasi iklime “partizanlık” böylesine giriyorsa. Dahası, bunu daha derin bir hümanizm hissiyatıyla yaptıklarını iddia ediyor, sıklıkla eşcinsel hakları mücadelesine bir “eşitlik” veya “sivil haklar” mücadelesi diye hitap ediyorlar.

Bu noktada sormamız gereken şu: ne adına “eşitlik”? Ve toplumdaki hangi insanlar için? “Evlilik eşitliği” uygun bir işçi sınıfı talebi midir? Cinsel özgürlük kapitalizm altında mümkün olabilir mi? İşçiler olarak, bu iki sorunun cevabının da hayır olduğunu söylemek zorundayız. Homofobiden ve heteroseksizmden kurtulmuş, her bireyin bir kategori olarak değil, bir insan olarak görüldüğü ve o şekilde davranıldığı bir dünya inşa etmek kapitalizm altında mümkün değildir.

Bir süredir, burjuva sınıf siyasetinin kimi unsurları eşcinsel evliliğin yasal kabulünü savunuyordu. Sıklıkla argümanları işçilere hitap edecek dilde ifade ediliyor. Eşcinsel evliliğinin yasallaşmasının sigorta yardımı, boşanma ve mülkiyet hakları nedeniyle eşcinsel işçilerin yaşam kalitesini iyileştireceğini söylüyorlar. Öte yandan kapitalizm altında, insan ilişkileri bir değiş tokuşa indirgenmiştir. Duygular, burjuvazinin metalarından ve mali kaynaklarından biridir yalnızca. Dolayısıyla eşcinsel evliliğin yasallaşmasındaki iktisadi ihtiyacı görebiliriz, fakat kapitalizm altında evlilik kavramının kendisi ne olacak?

Marks ve Engels Komünist Manifesto'da şöyle derler: “Burjuvazi, aile ilişkilerinin yürek titreten duygu dolu peçesini yırtmış ve onu düz para ilişkisine indirgemiştir.” Daha sonrasında da şöyle devam ederler: “Proleter mülksüzdür; karısı ve çocuklarıyla ilişkisinde artık burjuva aile ilişkileriyle ortak hiçbir yan yoktur … Günümüzdeki aile, burjuva ailesi, neye dayanıyor? Sermayeye, özel kazanca. Tam gelişmiş olarak bu aile yalnızca burjuvazi için var”.

Dolayısıyla Marks ve Engels'in kapitalizm altında evlilik tanımlarına göre “eşit evlilik haklarının” yalnızca evliliğin faydalarından yararlanabilecek olanlara hitap ettiğini anlayabiliriz. Bunlar yalnızca mülk sahibi sınıflara, yani yasal olarak evlenmeyi karşılayabilecek insanlara hitap eden haklardır. Evlilik temelde mülkiyet hakları ve mirasla alakalıdır. Tarihsel olarak hakim sınıfa göre kimin mülkiyet sahibi olabileceğini ve kimin mülkiyet olabileceğini (!) tanımlamıştır. Köken olarak, tabii ki, evlilik kadının kendisinin ve sahip olduklarının erkeğin mülkiyetinde olduğu anlamına gelmiştir. Burjuvazinin gözlerinde evlilik karşılıklı saygı ve aşkla ilgili değildir – egemenlikle, sahibiyetle ve mülkiyet haklarıyla ilgilidir.

Peki bize evliliğin ne olduğunu ya da kiminle evlenip evlenemeyeceğimizi söyleyen bir hakim sınıfa neden ihtiyaç duyalım? EKA yayınlarında daha önce ifade ettiğimiz üzere, komünist bir toplum, insan ilişkilerinin ailenin ötesinde ve devlet korunumlu kanunların dışında, karşılıklı sevgi ve saygı ile düzenleneceği bir toplum olacaktır.

Burjuva demokratik devleti ve ajanları eşcinsel hakları meselesi etrafındaki soruları asla insan ihtiyaçları açısından sormuyorlar. Gay ve lezbiyen kitlenin ihtiyaçları nedir? Hatta, genel olarak insanları temel ihtiyaçları nedir? LGBT'lerin ciddi bir baskıya maruz kaldığına şüphe yoktur. Homofobinin, heteroseksizmin ve patriyarkanın kapitalizmin her yerinde vücut bulduğuna tanık oluyoruz ve bunun böyle olmadığını kim iddia ediyorsa inkarcıdır. Mesela ABD'deki burjuva basın, eşcinsel gençliğin zorbalığa maruz kalmasını bir “salgın” olarak nitelendirmiştir. Eşcinsellerin zorbalığa maruz kalmaları ciddi anlamda tramvatik sonuçlar doğurmuş, pek çok kişiyi depresyona, ve ne yazık ki kimi eşcinselleri intihara dahi götürmüştür.

Fakat burjuvazi bu sorunları çözmeye odaklanmakta mıdır? Peki ya parlamenter yönetmelikler? Yeni yasa ve kanun değişikliklerinin bir tanesi dahi böylesi toplumsal meselelere değinmekte midir? Hayır! Tartışma her zaman din veya ahlakçılık çerçevesinde şekillendirilmektedir. Bu özellikle ana akım basında, özellikle hakim sınıfın retoriğinde böyledir. “İnsan haklarına” dair bütün o yere göğe sığdırılamayan laflara, bütün o yasal safsatalara rağmen, yasa kisvesi altında kapitalist devletin onayını almak ve devletçe tanınmak, yüzlerce yıllık dini ve ahlakçı ayrımcılığı ortadan kaldırmak konusunda hiçbir işe yaramaz. Dindar kesim, geri tavırları nedeniyle “suçlanmaktadır” ki bu kutuplaştırıcı, cadı avı misali atmosfere daha da katkı yapmaktadır. Böylesi durumlarda, eşcinsel evliliğinin yasallaşması yalnızca kapitalist devleti “adil” ve “faydalı” bir kurum olarak sunmaya yarar.

Eğer hakim sınıfın eşcinsel evliliğine verdiği destekte bir nebze içtenlik varsa, bu onların işçileri seçim siyaseti sirki ve yasalcılıkla oyalama ihtiyaçlarından geliyor. Tabii ki cinsel özgürlüğe verilen büyüyen destek insanlığın daha derin bir bilimsel anlayış ve daha derin bir insani dayanışma hissiyatı geliştirmesiyle alakalıdır. Öte yandan hakim sınıf bu meseleleri zerre kadar umursamaz, zira neden umursasın ki? Eğer paranız varsa, haklarınız asla tehlikeye girmez, tartışmaya açılmaz. “Evlilik eşitliği” ne iyi bir ilişki yaşamak ne de ekonomik eşitlik demektir; burjuvazinin sınıfsal egemenliğinin kuvvetlenmesi anlamına gelir ancak.

Kapitalizmin temel sorunlarını ancak kısmen karşılayan toplumsal mücadeleler, toplumdaki gerçek sorunları ifade etmekle birlikte, işçi sınıfını devrimci görev ve tartışmalarından saptırırlar. Burjuvazinin eşcinsel hakları konusuna bir saplantı noktasına kadar nasıl saplanabildiğine zaten değindik. Öte yandan bu saplanma sözde “devrimcilerde” de oluyor.

Pek çok kişi, işçileri sınıflar-arası, geniş toplumsal meseleler “örgütlemek” için salt işçilere yönelik bir dil kullanıyor. Komünistlerin temel özelliğinin kapitalizm altında tam eşitliğin imkansız olduğunu savunmak olduğu şu dönemde eşcinsel haklarının bizi “tam eşitliğe yaklaştıracağı” fikri tamamen alakasızdır. Neden devrimciler olarak eşitlikçi bir topluma “daha yakın” olmak için savaşalım? Kapitalizmin bütün adaletsizliklerine birlikte karşı çıkmamız gerek! Aynı sözde “devrimcilerin” büyük çoğuna göre eşcinsel evliliği hakkı yönündeki yasal düzenlemeler ve seçim kararları da işçiler için “zaferler”dir. Öte yandan bu zaferler burjuva sivil toplumunun suretini tazelemekten başka bir işleve sahip değildir.

Legalizmin ve demokratizmin siyasetinin işçi sınıfına önereceği hiçbir şey yoktur. İnsanlığın gerçek kurtuluşu ancak işçi sınıfı devriminden gelebilir. İşçiler her zaman eşcinsel insanların kendilerini desteklemelidirler; özellikle de eşcinselliren yabancılaştırıldığı ve korkunç biçimlerde aşağılandığı böylesi bir toplumsal düzen içerisinde. Öte yandan böylesi tartışmaları çevreleyen burjuva kampanyalara dair dikkatli olmamız gerekmektedir. Sıklıkla böylesi çabalar bizi nihai hedefimizden – dünyadaki herkes için her tür baskının ve sömürünün ortadan kalkmasından saptırırlar.

Jam