Açık Mücadele Dönemleri Haricinde Proletaryanın Örgütlenmeleri (İşçi grupları, Hücreler, Çevreler, Komiteler)

(Bu metin EKA'nın Belçika Şubesi Internationalisme'nin Şubat 1980'deki 3. Kongresi'nde kabul edilen yönelim metninden derlenmiştir)

Açık mücadele dışındaki dönemlerde ne yapmalı? Grev bittiğinde nasıl örgütlenmeliyiz? Gelecek mücadelelere nasıl hazırlanmalıyız?

Bu soru ve işçi sınıfının küçük azınlıklarını tekrar toparlayan komitelerin, çevrelerin, hücrelerin, ve benzerlerinin varlığı ile ortaya çıkan sorunlara cevap olarak vereceğimiz hazır tarifler yok. Devrimci proleterler olarak ne mücadele eden işçilere ahlaki dersler verebiliriz (‘böyle ya da şöyle örgütlenin’,‘kendinizi feshedin’,‘bize katılın’) ne de onları demogojik olarak göklere çıkartabiliriz. Bunlar yerine bizim kaygımız şudur: bütün sınıfın bir parçası olarak proletaryanın bu militan azınlık suretlerini anlamak. Eğer onların yerini genel sınıf mücadelesi hareketi içerisinde düşünürsek; şayet onları kesin bir biçimde sınıflar arasındaki bu mücadelenin farklı dönemlerinin güçlülükleri ve zayıflıkları ile ilişkilendirirsek, ancak o zaman onların ne tür bir genel ihtiyacın cevabı olduğunu anlayabiliriz. Ne siyasi olarak onlarla kesin olmayan bağlantıları sürdürerek, ne de kendimizi katı şemalara hapsederek onların olumlu görünümlerinin ne olduğunu ve onları bekleyen tehlikelerin neler olduklarına işaret edebiliriz.

Çöken kapitalizmde işçi mücadelesinin özellikleri

Anlama yönündeki ilk kaygımız, bu problemi genel olarak, içerisinde bulunduğumuz tarihsel şartları hatırlayarak ele almak gerektiği üzerinedir. Kapitalizmin çöküş evresinde, tarihsel dönemin (toplumsal devrimler döneminin) doğasını ve sınıf mücadelesinin niteliklerini hatırlamalıyız. Bu analiz esastır çünkü bu şekildeki bir dönemde varolabilecek sınıf örgütü tipini bizlerin anlayabilmesine izin verir.

Detaya girmeden önce, örgütlü kalıcı bir güç olarak ondokuzuncu yüzyılda varolan proletaryayı hatırlayalım. Proletarya, kendisini reformlar için iktisadi ve siyasi mücadele yoluyla bir sınıf olarak birleştirmişti. Kapitalist sistemin gelişen karakteri proletaryaya burjuvazi üzerinde basınç kurmasına ve bunun için sendika ve partilerde gruplaşmasına izin veriyordu.

Kapitalizmin çöküşü döneminde, sınıfın örgütlenme nitelikleri ve biçimleri değişti. Proletaryanın yarı-kalıcı bir seferberliği onun acil ve siyasi ihtiyaçları çevresinde artık ne mümkündü, ne de geçerliydi. Bundan böyle sınıfın kalıcı organları, mücadele dönemi hariç varolamayacaktı. Bu tarihten itibaren bu birleştirici araçların işlevi baistçe proletaryanın yaşam koşullarını (çünkü uzun erimli bir iyileştirme mümkün değildi, çünkü tek gerçekçi cevap devrimdi) 'iyileştirme'yle sınırlandırılamıyordu. Onların görevi iktidarı ele geçirmek için hazırlanmaktı.

Proletarya diktatörlüğünün birleştirici araçları işçi konseyleridir. Bu organlar, eğer proletaryanın öz-örgütlülüğüne götüren bütün bir süreci anlayacaksak, netleştirmemiz gereken birçok karakteristiği barındırmaktadır.

Böylece, açıkça konseylerin işçi sınıfı mücadelesinin doğrudan bir ifadesi olduklarını göstermeliyiz. Onlar kendiliğinden (ama mekanik olmayan) bir şekilde bu mücadelenin içerisinden yükselirler. Bu nedenle konseyler mücadelenin gelişimi ve olgunluğu ile yakından ilintilidir. Onlar gücünü ve canlılığını buradan alırlar. Onlar basit bir güç 'delegasyon'u ya da bir parlamento taklidi değil, gerçekten bütün işçi sınıfının ve onun gücünün örgütlü ifadesidirler. Görevleri, toplumsal gruplaşmaların bir nispi temsilini örgütlemek değil, pratik olarak proletaryanın istencini gerçekleştirmesini sağlamaktır. Bütün kararların alınması bu yolla olur. Bu sebepledir ki; işçiler konseylerdeki geri çağrılabilir delegelerin kontrolünü genel kitle meclisleriyle sağlarlar.

Sadece işçi konseyleri acil mücadele ve nihai amaç arasındaki yaşayan kimliği uygulayabilme kapasitesine sahiptir. Acil çıkarlar ve siyasi iktidar için mücadele arasındaki ilişkide, konseyler devrim için maddi ve öznel temeli pekiştirirler. Onlar mükemmel bir şekilde sınıf bilincinin çetin sınavını teşkil ederler. İşçi sınıfının konseyleri meydana getirmesi basit bir örgütlenme sorunu değil, mücadelenin gelişiminin ve sınıf bilincinin ürünüdür. Konseylerin ortaya çıkışı, ara organların örgütsel reçetelerinin, önceden hazırlanan yapılarının bir ürünü değildir.

Fabrika ve sınırların ötesinde, daha bilinçli uzantı ve mücadelelerin merkezileşmesi yapay ve iradeci olamaz. Bu fikrin doğruluğunu görmek için, Almanya Komünist İşçi Partisi'nin 1920'lerde kurulan işçi birlikleri1 deneyimini ve onun mücadele geri çekilme dönemindeyken 'fabrika örgütleri'ni yapay olarak birleştirme ve merkezileştirme girişimini hatırlamak yeterlidir.

Konseyler sadece kalıcı, açık mücadele mümkün iken, mücadeleye işçilerin artan sayıda katılımının bir simgesi olarak varolmaya devam edebilir. Onlar ortaya çıkışı esasında mücadelenin ve sınıf bilincinin gelişiminin bir işlevidir.

Köprü kurma girişimleri

Ancak bizler henüz işçi sınıfının kendisini işçi konseylerinde örgütlemesine olanak sağlayan bir açık mücadele döneminde, bir devrimci süreçte değiliz. Proletaryanın konseyleri meydana getirmesi somut (krizin derinliğinin, tarihsel dönemin) ve öznel (mücadelenin olgunluğu ve sınıfın bilinci) koşulların ürünüdür. O bütün bir öğrenme döneminin olgunlaşmasının, örgütsel olduğu kadar siyasi bir mayalanmanın ürünüdür.

Bu olgunluğun, bu siyasi mayalanmanın, iyi tasarlanmış düz bir hatta gelişmediği konusunda bilinçli olmamız gerekiyor. Bu süreç kendisini bunun yerine zorlayan, düzensiz hareket içerisinde ateşli, atılgan, kafası karışmış bir süreç olarak ifade ediyor. Bu süreç devrimci azınlıkların aktif katılımını gerektiriyor.

Bu gerçeklikten ayıksılaşmış soyut ilkeler, önyargılı planlar ya da iradeci şemalar ile mekanik olarak hareket edemediği için, proletarya birliğini ve bilincini acılı bir hazırlıkla biçimlendirmek durumundadır. Önceden kararlaştırılmış bir günde bütün güçlerini toparlayamayacağı için, savaş döneminin kendisinde kendi sınıfını birleştirir. 'Ordu'sunu kendi çatışmasında oluşturur. Ancak mücadele döneminde sınıfının daha mücadeleci unsurları, daha dirençli bir öncülüğü örgütler. Bu unsurlar kendilerini devrimci örgütte toparlamak zorunda değildir (çünkü belli dönemlerde hemen hemen bilinmemektedir). Bu mücadeleci azınlıkların proletarya içerisinde ortaya çıkışı, açık mücadelelerden önce ya da sonra, anlaşılmaz ve yeni bir fenomen değildir. Bu mücadelenin, sınıf bilincinin gelişiminin eşit olmayan ve heterojen, düzensiz karakterini ifade eder. Tarih boyunca, mücadelenin arttığı ama devrimci bir döneme daha evrilmediği dönemlerde aynı zamanda mücadelenin gelişimi ile devrimci azınlıkların bir desteğinin ve işçi sınıfını öncü biçimde yeniden gruplaştırmaya çalışan komitelerin, hücrelerin, çevrelerin, ve benzerlerinin ortaya çıkışlarına tanıklık ettik. Yeniden toparlanmanın tutarlı siyasi kutbunun gelişimi ve işçi sınıfının kendisini sendikalar dışında örgütlemeye çalışması eğilimi aynı mücadele olgunluğunun konusudur.

Bu komite, çevre, ve benzerlerinin ortaya çıkışı gerçekte mücadelenin içerisindeki bir gerekliliğe cevap verirler. Eğer bazı mücadeleci unsurlar, mücadeleden sonra birarada kalma ihtiyacı duyarlarsa, onlar bunu kendiliğinden biçimde 'birlikte hareket etme'ye devam etmek (olası yeni bir greve hazırlık) ve (siyasi tartışma yoluyla) mücadelenin derslerini çizebilmek için yapıyorlardır. Bu işçilerin karşısına çıkan problem, geçmişteki ve şu anda gerçekleşmekte olan mücadele için örgütlenmek olduğu kadar, ortaya çıkan soruları netleştirmek için bir bakış geliştirerek gelecek eylemlilikler için de örgütlenmektir.

Bu davranış sendikaların 'iflası' ve devrimci örgütlerin çok büyük zayıflıklarının yarattığı örgütsel ve siyasi boşluk koşullarında kalıcı mücadelenin olmayışı hissinde anlaşılabilir. İşçi sınıfı kendi tarihsel mücadele yoluna geri döndüğünde, bu boşluk korkusu ile karşılaşır. Bu nedenle, örgütsel ve siyasi boşluk tarafından ortaya çıkan soruna cevap ihtiyacı arar.

Hala kendi işlevlerini açıkça algılayamamış komiteler, hücreler, proleter azınlıklar bu ihtiyaca bir cevaptır. Onlar aynı zamanda bugünkü sınıf mücadelesinin zayıflığının ve sınıfın örgütlülük olgunluğunun bir ifadesidir. Proletaryanın işleyen bütün bir gizil gelişiminin billurlaşması mahiyeti taşırlar.

Bu nedenle bu organları anlaşılması zor, katı bir şekilde sınıflandırılmış bir çekmeceye kilitleyip kaldırmamak için dikkatli olmalıyız. Biz onların ortaya çıkışını ve gelişimini tamamen kesin bir yöntem ile öngöremeyiz. Dahası, kendimizi yanlış ikilemlere sürüklememek için bu komitelerin yaşamlarında farklı anlarda 'eylem ya da tartışma' gibi yapay ayrılıklar koyamayız.

Daha önce de söyledik; bu durum bizi bu yapılara karşı müdahalede bulunmaktan alıkoymamalı ve alıkoyamaz. Bizler aynı zamanda bir canlanma döneminde ya da geri çekilme döneminde olduğumuza bağlı olarak dönemin koşullarındaki evrimlerinin değerini bilebilmeliyiz. Çünkü onlar kendiliğinden doğarlar, mücadelenin acil ürünleridirler ve bu hücrelerin ortaya çıkışı esas olarak (proletaryanın tarihsel gerekliliklerinin temeli üzerinde beliren devrimci örgüt ayrımındaki) konjonktürel sorunların üzerine temellendiği için sınıf mücadelesinin etrafını saran çevreye oldukça bağımlı kalmaktadırlar. Onlar hareketin genel zayıflığı tarafından daha güçlü bir şekilde sınırlandırılırlar ve mücadelenin iniş ve çıkışlarını takip etme eğilimine sahiptirler.

Geri çekilmenin varolduğu mücadele ile enternasyonal olarak sınıf mücadelesinin yeniden canlandığı günümüz dönemi arasındaki bu hücrelerin gelişiminde bir ayrım koymamız gerekiyor. Her iki dönemde de mevcut tehlikelerin benzer niteliklerinin altını çiziyorken, yine de onların evrimini ifade eden dönemde hangi değişimlerin gerçekleştiğini anlayabilmeliyiz.

Sınıfın tek ve aynı zamanda iktisadi ve siyasi olan kalıcı bir örgüt fikri, sonrasında klasik sendikacılığa bir geri dönüş ile sonlanan 'yeni sendikalar' fikrine dönüşme tehlikesini de barındırır. Genel kitle meclisi vizyonu, herhangi bir içeriğin bağımsız bir biçimi olarak, doğrudan demokrasi ve genel güç derdinin yanılsaması aracılığıyla klasik burjuva demokrasisine güvenin tesis edilişi ile sonuçlanabilir. Başlangıçta haklı görürebilecek kafa karışıklıkları olarak öz-yönetim ve üretiminde işçi kontrolü gibi fikirler, 'genelleştirilmiş öz-yönetim', 'komünizm adacıkları yaratmak' ya da 'işçilerin kontrolünde millileştirme' efsanelerinin yaygın destek bulmasına evrilebilir. Bütün bunlar işçilerin güya işten çıkarmalardan ya da 'krizden çıkma' yolu olarak sunulan ulusal dayanışma anlaşmalarına geri dönmelerinden kaçınmak demek olan ekonominin yeniden yapılandırılması planlarına hizmet amaçlı kullanılmışlardır.

Bunu engellemek için gerekenler şunlardır:

  • Fabrikacılık gettosundan öteye geçmek, mücadeleye daha evrensel siyasi bir çatı görünümü vermek için mücadele alanını genişletme isteği. Fabrikalarda mücadeleci öncü işçilerin birliğinin oluşturulması, işçiler tarafından siyasi bir bağımsız mücadelenin gerekliliğinin anlaşılması ve fakrika sınırlarını kırmak için mücadelenin gerekliliğinde ısrar edilmesi;

  • Mücadelenin acil görünümü ile nihai hedef arasındaki bağlantıyı kurma meselesi. Mesela işten çıkarmalara karşı mücadele ile parlamentarizm yanılsamasına karşı tutumun mücadele içerisinde bağdaştırılabilmesi;

  • Gelecekteki mücadelelere daha iyi hazırlanılması; uzun erimli perspektifin gelişimi ve örgütlenme meselesinin görülmesi.

Korporatizm, 'devrimci sendikacılık' ve bu dönemde de varolmaya devam eden dar bir ekonomik alana mücadelenin hapsedilmesi böylesi dönemlerde mevcut olabilecek tehlikelere başka örneklerdir. Ancak gözönüne almamız gereken şey, açık mücadelelerin hem öncesinde hem de sonrasında ortaya çıkan komite ve hücrelerin evrimi üzerine dönemin önemli etkisidir. Dönem, sınıf mücadelesinin mücadeleciliği ve canlanması dönemi ise, bu tür azınlıkların müdahalesi, bizim yaklaşımımızda olduğu gibi farklı bir anlam kazanır. Mücadelenin genel bir geri çekiliş döneminde ise, yarı-sendikalara dönüşebilen, solcuların pençesine düşebilen, terörizm yanılsamasının oluşumuna ve benzeri problemlere elverişli bu tür organların gebe olduğu tehlikelerin de özellikle üzerinde durmamız gerekir. Sınıfın yeniden güçlendiği bir dönemde ise iradeci ve aktivist tehlikelere, ve eski mücadelelerden öncü işçilerin gelecek mücadelelerin grev komiteleri ve benzerlerinin yapılanmalarını oluşturma yanılsamasının getirebileceği tehlikelerin üzerinde durmamız gerekir. Mücadelede bir yenilenme döneminde ise, bizim de ortaya çıkan ve grev, grev komitesi, genel kitle meclisleri gibi çağrılar yapma fikriyle biraraya gelen mücadeleci azınlıklara daha açık yaklaşmamız gerekir.

Bu araçların imkanları

Öte yandan sınıf mücadelesi kazanında komite, hücre ve benzerlerinin yerlerini belirleme, onları ortaya çıktıkları dönemi göz önünde bulundurarak anlamlandırma endişemiz, sınıf mücadelesinin farklı evreleri karşısında aniden tahlilimizi değiştirmemiz anlamına gelmiyor. Hangi an bu komiteleri doğuruyorsa, biliyoruz ki onlar sadece örgütlülüğün olgunluğu ve sınıfın bilincinin aynı anlarına denk gelen bir dinamik içerisinde, genel süreçte oluşuyorlar. Böylesi araçlar sadece genel süreci dondurmamak için, kendilerine içerisinde işleyecekleri genel çerçeveyle uyum sağladıklarında olumlu bir role sahip olabilirler. Bu nedenle, bu yapılar eğer aşağıdaki tuzaklara düşmekten kaçınacaklarsa uyanık olmalıdırlar:

  • grev komitelerinin ya da konseylerinin ortaya çıkış yolunu hazırlayan bir yapıyı tesis ettiklerini sanmak;

  • gelecek mücadeleleri geliştirebilecekleri 'olasılığı'yla yetkilendirilebileceğini zannetmek (bir grevi veyahut bir açık kitle meclisini yapay olarak yaratan ya da bir komiteyi, onlar bu süreçte aktif bir müdahalesi olsa bile, ortaya çıkaran azınlıklar değillerdir.);

  • evrimlerini donduracak ve böylece siyasi kafa karışıklığına mahkum edecek platform ya da ilkeler ya da herhangi bir şey bahşetmek;

  • ara yapılar olunduğu yanılsamasına düşmek, kendilerini sınıf ve bir siyasi örgütlülük arasında sanki tek ve aynı anda birlik olmuş ve siyasilermişçesine ara geçiş olarak sunmak.

Bu nedenle bizim bu azınlık araçlarına karşı yaklaşımımız açık olmalıdır ancak aynı zamanda siyasi etkinin evrimini de içerisinde bulunduğumuz dönem ne olursa olsun etkilemelidir. Bu komitelerin, hücrelerin, ve benzerlerinin tek bir yönde (kendisini işçi konseylerinin ön görünümü olduğunu kurgulayan bir yapı gibi görmek gibi) hareketsiz hale gelmelerini engelleyebilmek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Bütün bunlardan önce, müdahalemize yön gösterecek olan, bu yapıların ihtiyaç ve konjonktürel sorunları değil (çünkü biz onlara ne örgütsel reçeteler ne de hazır cevaplar sunabiliriz), bütün sınıfın genel çıkarlarıdır. Bizim derdimiz daima sınıf bilincini bütün işçilerin daha büyük ve daha kitlesel katılımını sağlayacağı ve mücadelenin hangi biçimde olursa olsun, bir azınlık tarafından değil, işçilerin kendisi tarafından kontrol edildiği sınıf mücadelesi yoluyla homojenize etmek ve geliştirmek olmalıdır. Bu yüzden bizler hareketin dinamiğinin öneminde ısrar ediyoruz ve mücadeleci unsurların ikameciliğe, aynı zamanda da mücadelenin ve sınıf bilincinin ileriki gelişmesine ket vuracak herhangi bir teşebbüse karşı tetikte olmaları gerektiğini savunuyoruz.

Bu yapıların evrimini yönlendirirken belirlenecek bir eksen diğerine diğerine tercih edilecekse (mesela mücadelenin derslerini çıkartmaya ve siyasi tartışmaya odaklanmak gibi), bu mücadelenin dinamiğine uygun olacak biçimde seçilmelidir. Fakat şunu iyice anlaşılsın ki bu bizim bu yapıların 'müdahale' ya da 'eylem'lerini kötülediğimiz veya kınadığımız anlamına gelmez. Şurası açık ki bir grup mücadeleci işçi, görevlerinin kendilerini bir yarı-sendika olarak konumlandırmak değil, geçmiş mücadelelerin deneyimlerini çıkartmak olduğunu anladıklarında, bu onların politik netleşmelerinin dünya dışında, soyut, pratik bilinçten yoksun pratik sonuçları olmadan gerçekleşeceğine işaret etmez. Bu mücadeleci işçiler tarafınndan üstlenilen siyasi netleşme aynı zamanda onları kendi işyerlerinde (hatta kendi fabrikalarının dışında ve en olumlu biçimde) birlikte hareket etmeye yönlendirecektir. Onlar siyasi netleşmelerini (bildiriler, gazeteler, ve benzerleri ile) maddi, siyasi bir biçimde ifade etme ihtiyacı hissedeceklerdir. İşçi sınıfının yüzyüze kaldığı somut konularla olan bağlantıda, tutumlar edineceklerdir. Tutumlarını savunmak ve yaymak için de somut bir müdahale yapmak zorunda kalacaklardır. Bu kesin koşullarda onlar mücadeleyi geliştirmek için somut eylem araçları (kitle meclisleri, grev komiteleri) önereceklerdir. Mücadele dönemi sırasında, mücadele için kesin bir yönelim geliştirmek için uyumlu bir çabanın gerekliliğini duyumsayacaklardır; mücadelenin kendi içerisinde genişlemesine izin veren talepleri destekleyecekler ve mücadelenin büyümesi ve genelleşmesini ısrarla savunacaklardır.

Bu çabalara katılıyor olsak da, onlara takip edecekleri katı şemalar şartı koşmasak da, yine de şu açık ki, en çok üzerinde durduğumuz nokta, mücadeleye bütün işçilerin faal katılımıdır ve mücadeleci işçiler örgütlenmede ve grevin koordinasyonunda diğer işçi yoldaşlarının tamamının yerini kendileri doldurmaya, kitlenin tamamının yapması gereken işleri kendi başlarına üstlenmeye çalışmamalıdırlar. Dahası, devrimcilerin örgütünün mücadeledeki etkisi ne kadar artarsa, daha mücadeleci unsurların ona doğru yönelişleri de o kadar artar. Bu örgütün adam kafalamacı bir pratiğe sahip olmasından ötürü değildir; yalnızca ve basitçe mücadelenin gidişatı içerisinde, mücadeleci işçiler gerçekten faal ve etkili bir siyasi müdahalenin sadece böylesi bir enternasyonal örgüt çerçevesiyle gerçekleşebileceğinin bilincine varacakları içindir.

Devrimcilerin katılımı

Parlayan herşey altın değildir. İşçi sınıfının mücadelesinde daha fazla mücadeleci işçinin ortaya çıkmasını sağlaması, bu azınlıkların sınıf bilincinin ileriki gelişiminde belirleyici bir etkiye sahip olacaklarını garantilemez. Bizler böylesine mutlak bir sonuç çıkartamayız yapmamalıyız: bilincin olgunlaşmasının bir ifadesi, onun gelişiminde aktif bir etmene eşittir.

Gerçekte bu hücrelerin gelecekteki gelişen mücadelelerdeki etkisi çok sınırlıdır. Onların etkisi tamamen proletaryanın genel mücadeleciliğine ve bu hücrelerin siyasi netlik arayışının durmasına izin vermeme kapasitesine bağlıdır. Uzun vadede, bu arayış bir devrimci örgütün çerçevesinin dışında süregelemez.

Ancak burada tekrar vurgulamamız gerek ki, bizim her derde deva bir mekanizmamız bulunmuyor. Devrimci örgütler bu unsurları yapay bir tutumla kazanamaz. EKA yapay olarak, iradeci bir biçimde parti ve sınıf arasındaki 'geçişi' doldurmak ile uşraşmıyor. Bizim tarihsel bir güç olarak işçi sınıfı algılayışımız ve kendi rolümüzü algılayışımmız bu komiteleri ara yapılar olarak dondurma isteminin önüne geçiyor. Bizler sınıf ve parti arasında aktarım kayışları olarak 'fabrika grupları'nı yaratmayı da savunuyoruz.

Bu da böylesi gibi çevreler, komiteler, ve benzerlerine karşı tutumumuzun ne olması gerektiği sorusunu ortaya atıyor. Onların sınırlı etkilerinin ve zayıflıklarının farkında olsak da, onlara karşı açık olmak ve ortaya çıkmalarına katkı sağlamak için elimizden geleni yapmak durumundayız. Onlara yapacağımız en önemli öneri tartışmalara geniş bir biçimde açık olmalarıdır. Hiçbir zaman onların 'karışık' siyasetleri, onlara karşı güvensiz ve kınayıcı bir yaklaşımda bulunmamız için bahane oluşturamaz. Bu nedenle, kaçınmamız gereken birinci nokta budur; diğeri ise onları gereğinden fazla gözümüzde büyütmek ya da özel olarak enerjimizi onlar üzerinde yoğunlaştırmaktır. Bizler işçi gruplarını gözardı edemeyiz ancak eşit olarak onlar hakkında da saplantılı davranamamalıyız. Zira biz, mücadele ve sınıf bilinci bir süreç olarak geliştiğini görüyoruz.

Bu süreç içerisinde, sınıfımız içerisinde mücadeleyi siyasal alana çekme yönünde eğilimler varolacaktır. Sürecin bu aşamasında, bizler biliyoruz ki proletarya mücadeleci azınlıkların kendi içerisinden ortaya çıkmasına izin verecektir ancak onların siyasi örgütlerde örgütlenmelerine gerek olmayacaktır. Sınıftaki bu gelişme sürecini, geçmiş yüzyılda mücadelenin gelişimini niteleyen durum ile karıştırarak ifadelendirmemekte dikkatli olmalıyız. Bu anlayış çok önemlidir çünkü bu bizim, bu komitelerin, çevrelerin, ve benzerlerinin sınıf mücadelesinin gelişiminin ifadeleri olarak, sınıf mücadelesinin gelişiminde sabit ve yapılandırılmış örgütsel basamaklar olarak değil geçici ve kısa ömürlü yapılar olarak değerlendirmemizi sağlar. Kapitalist çöküş evresinde sınıf mücadelesi patlama yarata yarata gelişir. Ani kabarışlar, mücadele devam ederken varolan en savaşçı unusurları bile şaşırtacak biçimde ortaya çıkar ve bu kalkışmalar ile birden ortaya çıkan bilinç ve yeni mücadeleler sonucu gelişen olgunluk, bir önceki deneyim sonucu gelişmiş olanın ötesine geçer. Proletarya kendisini sadace mücadeledeki içerisinde birleştirici biçimde örgütleyebilir. Mücadele kalıcı hale geldiği ölçüde bu, sınıfın birleştirici örgütlülüklerinin gelişmesi ve güçlenmesini sağlar.

Bu anlayış, belirli durumlarda işçi komiteleriyle ilişkiye geçmemizde, tartışmaya başlamamızda, düzenli olarak tartışmaya devam etmeye ve onların toplantılarına katılmamızda çok faydalı olabilecek olsa da neden böylesi yapılara dair belirgin bir politikamız ya da kesin bir taktiğimiz olmadığını anlamamız için gereklidir. Bu mücadeleci unsurlar ile (bilhassa açık mücadelenin varolmadığı zaman) tartışmamız mümkün ve hatta giderek kolaylaşıyor. Bu unsurların bazılarının zaman içerisinde bize katılmak isteyebileceğinin de aynı zamanda farkındayız ancak bütün ilgimizi onlar üzerine odaklamıyoruz. Çünkü bizim için başlıca önemli olan, mücadelenin genel dinamiğidir ve bizler bu dinamiğin içerisinde katı sınıflandırmalar ve hiyerarşiler inşa etmiyoruz. Herşeyden önce, kendimizi bir bütün olarak sınıfa odaklıyoruz. Sınıf içerisinde yapay yöntemler ve işçi grupları üzerine yanılsamalarla kendilerini besleyen devrimci azınlıkların etkisinin yokluğu problemini aşmaya çalışan diğer siyasi grupların aksine, EKA olarak bugün etkimizin çok az olduğunu kabul ediyoruz. Bizler işçiler arasında, onlara hakkımızda yapay 'güvenler' vererek etkimizi arttırmaya çalışmıyoruz. Bizler ne işçiçiyiz, ne de megalomanyağız. Mücadeleler içerisinde ilerleyen bir biçimde gelişen etkimiz, bizim bu mücadelelerdeki siyasi pratiğimizden geliyor; kendilerini teknik görevlerin yerine getirilmesiyle sınırlayan şakşakçılar, dalkavuklar ya da yangından mal kaçıranlar gibi davranmaktan değil. Üstelik, bizler siyasi katılımımızı tüm işçileri, proletaryanın tamamını bir bütün, bir sınıf olarak düşünerek konumlandırıyoruz çünkü bizim temel görevimiz, mücadelelerin en üst deredece yayılmalarıdır. Bizler, iki üç işçinin güvenini kazanmakla kendimizi iyi hissetmek için değil, sınıfın bilincinin gelişimini genelleştirmek ve hızlandırmak için varız. Şunun farkında olmak gereklidir ki proletarya, ancal devrimci sürecin kendisi içerisinde devrimci partiyi kendi tarihsel mücadelesinin gerçekten bir parçası olarak kavradığı ölçüde siyasi 'güvenini' bizimle paylaşacaktır.

1Allgemeine Arbeiter Union Deutschlands, ‘Almanya Genel İşçi Birliği’. 'Birlikler' sendikalar değillerdi ancak Almanya'da 1919 Berlin ayaklanmasının bastırılışını takip eden yıllarda, örgütlenmenin bütün işçilerin sendikaların dışında ve onlara karşı yeniden bir araya gelmelerini sağlayacak kalıcı biçimlerini yaratmaya çalışıyordu. İşçi konseyleri için birer nostaljiyi ifade ediyorlardı ancak hiçbir zaman konseylerin işlevlerini taşımayı başaramadılar.