İki Burjuvazinin Elçisinin Yaşamı ve Ölümü

Ben ise oldum olası liberal ve demokrat bir insanım ve bizim anlayışımızın Kürtlüğe kazandırdığı en önemli katkısı liberalizmi Kürt siyasetine taşımasıdır.

Tayyip Erdoğan çok iyi bir politikacı ve müthiş bir lider. Bakın açık söylüyorum. Cumhuriyet tarihinde Atatürk'ten sonra gelmiş en önemli lider. İkinci büyük lider. Bu sorunu isterse o çözer ve çözecek güce sahip.” - Şerafettin Elçi

25 Aralık 2012 tarihinde, bir buçuk yıl önce BDP desteği ile bağımsız milletvekili seçilen Katılımcı Demokrasi Partisi Genel Başkanı Şerafettin Elçi, bir süredir gördüğü kanser tedavisi sonrasında hayatını kaybetti. Ankara'da düzenlenen resmi törende AKP'den Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, İdris Naim Şahin ve pek çok bakan ve milletvekili, CHP'den Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal, Sezgin Tanrıkulu gibi simalar, BDP'den ise Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder gibi milletvekilleri hazır bulunurken, Elçi'nin 100,000'i aşkın kişinin katıldığı cenazesine Mesud Barzani'nin kardeşi Sidat Barzani de gelmişti. Ülkedeki hemen hemen bütün basın kuruluşları ölümünün ardından Şerafettin Elçi'yi bir akil adam ve barış elçisi olarak tanımladılar. Türk milliyetçileri onun nasıl hayatı boyunca PKK'ye prim vermediğini anlatırken, PKK'ye veya BDP'ye yakın kesimler onun Kürt kimliğini nasıl savunduğundan bahsettiler. Böylece Türk ve Kürt burjuvazilerinin en önemli simalarını neredeyse tamamını bir araya getiren Şerafettin Elçi'nin ölümünün en manidar kısmı ise, tabutuna art arda sarılan Türkiye ve Kürdistan bayraklarıydı.

Zira bir burjuva siyasetçisi olarak Şerafettin Elçi'nin kariyeri Türkiye ve Kürdistan burjuvazilerinin çıkarları arasında geçmişti. 1938'de Cizre'de doğan Şerafettin Elçi siyasetle öğrencilik yılları içerisinde tanıştı; bu yıllarda 1959'da Kırkdokuzlar Davası sanıkları arasında yer aldı. 12 Mart Darbesi döneminde de Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi sanıkları arasında bulunan Şerafettin Elçi, 1970'lerde rotayı Kürt milliyetçisi siyasetten Türk burjuva siyasetine kırdı. 1977 Genel Seçimleri'ne Süleyman Demirel'in Adalet Partisi'nden Mardin Milletvekili olarak giren Şerafettin Elçi, Aralık 1977'de Bülent Ecevit tarafından CHP'ye transfer edildi. 1978-79 Ecevit hükümetinde Bayındırlık Bakanı olan Şerafettin Elçi, bu dönemde "Türkiye'de Kürtler var, ben de Kürdüm" şeklinde yaptığı açıklamayla adından söz ettirmişti. 12 Eylül sonrası bu açıklamasından dolayı tutuklanarak otuz ay kadar cezaevinde yattı ve on yıl siyaset yasağı aldı. 1990'larda sivil toplumculuk üzerinden siyaset sahnesine geri dönen Elçi, ayrıca eksen olarak yeniden Kürt milliyetçiliği noktasına kaymakla birlikte, uzunca bir süre PKK'ye sert bir biçimde karşı çıktı. Şerafettin Elçi'nin 90'larda Kurucu Başkanı olduğu Kürt Hak ve Özgürlükler Vakfı'nın 1995'te Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı olarak tescil edilerek Cumhuriyet tarihinde içinde Kürt adı geçen ilk resmen tanınmış kurum olması manidardı. Elçi'nin siyasi hayatı, en sonuncusu Katılımcı Demokrasi Partisi olacak muhtelif partilerle devam etti. En nihayetinde, 2011 seçimleri için uzun süredir sertçe eleştirdiği ve kimi zaman ilişkisinin bir hayli sertleştiği PKK çizgisiyle bir uzlaşıya giderek, BDP destekli bağımsız milletvekili oldu ve bir kez daha meclise girdi.

Şerafettin Elçi, Türk burjuvazisine yakınken Kürt burjuvazisine, Kürt burjuvazisine yakınken de Türk burjuvazisine göz kırpmayı iyi bilen usta bir siyasetçiydi bu yüzden de siyasi kariyerinde hem Türk hem de Kürt burjuvazisinin temsilciliğini başarıyla yaptı. Öte yandan Şerafettin Elçi'nin ölümü ile ne Kürt işçi sınıfı, ne de Türk işçi sınıfı bir dost kaybettiler. Şerafettin Elçi'nin savunduğu barış, burjuvazinin barışı yani zaten sorunu yaratanların uzlaşısıydı. Zira Kürt sorununun gerçek çözümü, Kürt ve Türk işçilerinin bütün burjuvazilere ve milliyetçiliklere karşı bölgedeki ve dünyadaki tüm işçilerle birlikte mücadelesi, Şerafettin Elçi ve onun gibiler için ancak bir kabus olabilirdi.

Gerdûn