1 Mayıs : Sınıf Mücadelesi, Enternasyonalisttir!

1 Mayıs, enternasyonal anlamda işçi sınıfının kendini ortaya çıkardığı ilk eylemdir. Bunun altında yatan koşullar ise işçi sınıfının kapitalizm tarafından sömürülme biçiminden gelir. Enternasyonal olması da kapitalizmin sınırları aşan bir özellik taşımasıyla ilgilidir. Kapitalizm, kriz içine girme evresinin öncesine gelen bu döneminde işçi sınıfının sömürüsü üzerinden hızla sermaye birikimi yaratmaktaydı. Bunu yaparken de işçi sınıfının üretim gücüne ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaç, kapitalizmin dünyayı kendi kontrolü altına alma hırsıyla orantılıydı ve işçi sınıfının yoğun ve uzun çalışma saatlerine maruz kalmasına yol açmaktaydı. 1 Mayıs'ı ortaya çıkaran şeyin kendisi, kapitalizmin işçi sınıfından sınırsız bir şekilde istediği maksimum artı-değerdi ve uzun çalışma saatleri o dönemde işçi sınıfına uygulanan temel kapitalist dayatmaydı. İşçi sınıfı buna tepkisini iş saatlerinin düşürülmesi talebiyle karşılık verdi ve bu karşı çıkış, dünyanın bir çok yerinde karşılık buldu. Bu mücadele, Mayıs'ın 1'ine kendi adını verdi.

Günümüzde 1 Mayıs'lar ise tarihsel içeriğinden oldukça uzak; burjuva solunun ve sendikaların hükmü altında, burjuva demokrasisini süsleyen meydan mitinglerinden ibaret. 1 Mayıs'ın bir devlet kutlamasına dönüştürülmesine en büyük katkıyı ise stalinizm yaptı. Resmi geçit törenleri, gösterişli meydan kutlamaları vb. Günümüzde bu geleneği devam ettiren ise Kuzey Kore Halk Cumhuriyeti. Dünyadaki kutlamalara buradan sirayet eden 1 Mayıs eylemlilikleri, hem biçim hem de politik içeriği bakımından işçi sınıfına ve onun kapitalizm koşullarındaki sorunlarına uzak bir hal aldı. Alan mitingleri ve asker düzeniyle yapılan yürüyüşlerin tarihsel kökenine baktığımızda karşımıza stalinizm çıkacaktır. Küçük bir hatırlatma yapmak gerekirse, stalinizm derken, artı-değer sömürüsünün ve sermaye birikiminin sürdüğü, kapitalizmin iktisadi koşullarının devlet bürokratları tarafından yürütüldüğü, bir sovyet devletinden bahsediyoruz.

 

 

 

 

Sendikaların yürüyüşlere ve alana getirdiği işçiler ise siyasi vesayetlerinden yoksun ve kendi talepleri, sendikaların suya sabuna dokunmayan “ekonomik mücadele” darlığı içerisine hapsolmakta. Diğer taraftan, bağımsız işçi gruplarının ise kendilerine ve taleplerine yer bulmaları oldukça zor; zira bunun örneğini 2010 1 Mayıs'ında işçilerin kürsü işgalinde yaşadık. İşçi sınıfının bu denli yalıtıldığı ve mücadelesinin hem güncel, hem de tarihsel içeriğine yabancılaştırıldığı sendika mitingleri, bugün 1 Mayıs'a ipotek koymuş durumda. Oysa ki; 1 Mayıs, işçi sınıfnın kapitalizme karşı mücadelesinde enternasyonalist bir içeriği sahiptir. Bu şu anlama gelmektedir; ekonomik krizin dünyanın dört bir tarafında işçi sınıfını yıkıma sürüklerken ve onu iş kazalarında ölüme mahkum ederken, kapitalizmin asıl işleyişine müdahale eden 1886'da Chicago'da olduğu gibi kitlesel grev gibi bir silaha ve mücadelaye ihtiyaç var demektir. Gösterişli yürüyüşlerin, şarkılı-türkülü alan kutlamalarının, ne işçi sınıfının tarihiyle, ne de bugünkü mücadeleyle bir ilişkisi vardır. Burada önemli olan, takvimi gelen işi yapmak değil, ücretli emek sömürüsünü ortadan kaldırmaya yarayacak bir mücadeleyi daim kılmaktır.

1 Mayıs'ın sınıf mücadelesinin bir günü olma özelliğinin önüne geçen başka bir durum ise, alan sorunu. İstanbul'daki 1977 1 Mayıs'ının otuzuncu yıl dönümünde başlayan Taksim Meydanı tartışmaları, 2011 yılında son buldu ve devlet meydanı açtı. Fakat bu yıl yine meydanda yapılan kazı çalışmalarından dolayı izin verilmeyeceği üzerinden alan konusunda tartışmalar yeniden yaşandı. 1 Mayıs'a günler kala tüm gündem Taksim Meydanı'na kilitlendi ve yine İstanbul'da 1 Mayıs mücadelenin gündeminden uzak, alan tartışmalarına darlaştırıldı. Mücadeleyi, fetiş haline getirilen bir alan toplanmasından ibaret olarak gören burjuva solu ve sendikalar, işçi sınıfının mücadelesiyle de ne kadar ilgili olduklarını göstermiş oldular. İşçilerin gücünü göstermesi bakımından alan toplantıları elbette önemlidir fakat bu mücadelenin kendisi değildir.

İşçi sınıfının bilincinde yanılsamalar yaratan konu ise 1 Mayıs'ın resmi tatil ilan edilmiş olması. İşçi sınıfının bu önemli günde sermayeye üretim yapmak yerine bu zamanını kendi için değerlendirmesi elbette önemlidir; hatta bu durum mücadele ile kazanılmışsa daha önemlidir. Fakat şöyle önemli bir ayrıntı var; işçi sınıfının büyük bir kısmı bugün de çalışmaya devam etmekte. Bu gerçeği görmeyip demokrasinin gelişmesi bakımından 1 Mayıs'ın tatil ilan edilmesini önemli bir kazanım olduğunu düşünenler, tam da burjuva demokrasisini tasavvur etmekteler. İşçi sınıfının ya da onun mücadelesinin parçası olduğunu iddia edenler ise böyle bir demokrasi ile aralarına sınıfsal uzlaşmazlığı koymak zorundalar. Çünkü bu demokrasi, işçilerin değil burjuvaların demokrasisidir.

Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde, işçi sınfının gündeminde ve çalışma yaşamında olan iş kazaları hala devam ediyor. İş kazalarında yaşanan artışın en temel nedeni, kapitalizmin girmiş olduğu ekonomik kriz. Zira, çöküş aşamasındaki kapitalizm, kriz içerisinde bir döngüye sahip ve içinden geçtiğimiz bir dönem olarak bir zaman dilimi tanımlarsak bu zaman dilimi şu an kapitalizmin krize girdiği bir dönem. Bu dönemlerin en tipik özelliklerinden birisi de iş kazalarındaki artış. Kriz içerisine giren kapitalist ekonomi, yeniden toparlanabilmesi ve pazarın genişlemesi, sermeyenin değer kazanmasına ihtiyaç duymakta. Bunu sağlayacak olan ise işçi sınıfnın üretim kapasitesinin arttırılarak daha fazla artı-değer üretilmesi. Yani, gerçek olan ekonomik bir değer üretilmesidir ve kapitalizmin kriz hastalığının tek ilacı ise işçilerin ücretli emeğidir. Bu nedenden dolayı, burjuvazi işçileri normalden daha fazla çalıştırıp daha çok kar elde etmek istemekte; bunun sonucu olarak iş güvenliği önlemi almadan ve gereken her türlü harcamadan kaçarak işçileri ölüme mahkum etmekte. Bu durum, sadece Türkiye'de değil dünyanın birçok köşesinde yaşanmakta ve özellikle de Asya'da iş kazaları yoğunlaşmakta. Örneğin, Bangladeş'te hasarlı binanın çökmesi sonucu 300'ü aşkın işçi yaşamını yitirdi ve daha fazlasının enkaz altında olduğu söyleniyor. Daha başka birçok yaşanan durum sıralanabilir fakat şunu biliyoruz ki; kapitalist ekonomi her yönüyle işçileri yok ederek yaşamaya çalışmaktadır.

İş kazalarını arttıran başka bir alt neden de taşeron sistemi; fakat burada taşeronu ortaya çıkaran kapitalist esnek üretim anlayışıdır ve bunu ortaya çıkaran ise borçlanma krizidir. Zira, taşerona karşı mücadele sadece kapitalizmin yöntemlerinden birisine karşı mücadele anlamına gelmektedir. Aslolan kapitalizmin kendisine karşı mücadeledir. Taşerona karşı mücadelenin iş kazalarına karşı mücadele olarak öne çıkarılması, işçi sınıfına yanılsamalar yaymaktan başka bir şey değildir.

Dünyada ekonomik krizin işçi sınıfını kasıp kavurduğu, Ortadoğu'da emperyalist savaşın insanlığı yıkama sürüklediği bu süreçte, enternasyonalist sınıf kalkışmalarına ihtiyaç duyulmakta. Böyle bir mücadelenin yaratılması için işçi sınıfının çıkarlarından ayrı bir çıkar gözetmeden, sınıf mücadelesinin genelleşmesine ve siyasallaşmasına ihtiyaç vardır. Bunun için ise, 1 Mayıs'ın hangi alanda yapılacağı ikincil bir sorundur. Kapitalist sömürü altında inleyen işçi sınıfı, toplumsal dönüşümü sağlayacak gücü ise her gün yeniden biriktirmektedir; önemli olan da bu gücün açığa çıkmasını sağlamaktır.

1 Mayıs'ın karekteri enternasyonaldir ve işçi sınının mücadelesi kısmi dar taleplere sıkıştırılamaz; zira doğası gereği devrimcidir. Bu devrimci potansiyel, tarihsel olarak süzülerek gelen karşıt sınıfların en keskin ve en uzlaşmaz halini almıştır. Bu uzlaşmazlık, ne burjuva demokrasisine sığar, ne de sendikalizmin dar sınırlarına. Bütün yanılsamalara ve burjuva yalanlara karşı, 1 Mayıs devrimcidir ve işçi sınıfı devrimciliği enternasyonalisttir.

EKA - Türkiye Şubesi