1 MAYIS BURJUVA DEMOKRASİSİNİN BİR PARÇASI DEĞİLDİR

1 Mayıs dünya işçi sınıfına ait bir mücadelenin adıdır ve bir tarih olmaktan çok sınıfımızın enternasyonal mücadelesini simgeleyen bir niteliğe sahiptir. İşçi sınıfı mücadelesi ise 1 Mayıs'ın ortaya çıktığı 1886'dan beri çok farklı içeriklerle ifade edildi ve ediliyor. Bu aynı zamanda sınıf hareketinin belli tarihsel kırılmaları sonucu gerçekleşti. Günümüze kadar işçi sınıfı mücadelesine karşı burjuva saldırılar hiçbir zaman durmadı ve 1 Mayıs da bundan fazlasıyla payını aldı. 1 Mayıs, günümüze gelene kadar geçirdiği değişim sonucu, işçi bayramı emek ve dayanışma günü gibi isimler altında ve kutlamalar biçiminde burjuva sistemin bir parçası haline getirildi. Ekonomik ve toplumsal hayatı elinde tutan burjuva devlet ve onun en gelişmiş yönetim biçimi olan demokrasi 1 Mayıs'ı kendi içine alarak, kendi aracına çevirdi.

Tüm dünyada ve Türkiye'de 1 Mayıs demokrasinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Demokrasi ise insanların kendilerini özgür sandıkları ve sömürülmeye razı oldukları, yanılsamalarla ve allı pullu süslerle dolu bir burjuva yönetim biçimidir. Demokrasinin neyi varsa görüntüdedir. Gerçekte ise işsizlik güvencesizlik ve yarının kaygısının her an hissedildiği bir yaşam vardır. Fakat demokrasinin unsurları, işçileri her gün sömürülmeye razı etmek için durmadan çalışmaktalar. “İşçi bayramı” olan 1 Mayıs da bu demokrasi unsurlarından bir tanesidir. Bu yüzden işçi bayramı burjuvaların olsun. 1886'da ortaya çıkan mücadele biz işçilere aittir ve hep öyle olacaktır.

Türkiye'de ve dünyada yaşanmakta olan toplumsal hareketler gösteriyor ki burjuvazi için işler yolunda gitmiyor. Toplumun birçok kesiminden huzursuzluk sesleri yükseliyor, işçilerin huzursuzluğu da bunun önemli bir kısmını oluşturuyor. Son dönemde, Brezilya, Venezüella gibi ülkelerdeki toplumsal mücadelelerde ve daha da önemlisi Çin’den Bosna’ya, Mısır’dan ABD’ye on binlerce işçinin katıldığı grevlerde dünyada yükselen sesleri duyabiliyoruz. Türkiye’de de, geçtiğimiz yıl Mayıs ayının son günlerinde başlayıp Haziran ayında ülkeyi kasıp kavuran Gezi Parkı eylemleri toplumsal huzursuzluğun gerçek bir yansımasıydı. Hareketin kitleselliği ve cesareti umut verse de; burjuvazi milyonlarca insanı, AKP'ye karşı olan, demokrasinin başka unsurlarına bağlayarak bu hareketi savuşturmayı başardı. Çünkü kapitalist sınıf hiç bir zaman tek ata oynamaz ve mutlaka elinde başka seçenekleri bulundurur. Gezi parkı olayları sırasında ise AKP'nin çevreyi ve şehir yaşamını ranta çeviren politikalarına karşı burjuvazi, çevrecilik gibi kimlikler adı altında demokrasisine yeni unsurlar kattı. Sistem kendi kontrolü dışına çıkan kesimleri bu şekilde tekrar içine alarak demokrasinin burjuvazi için hala vazgeçilmez olduğunu gösterdi.

Burjuva demokrasisinin işçi sınıfı içindeki bir parçası olan sendikalar ise sadece 1 Mayıs'ı tarihsel içeriğinden uzaklaştırıp işçilere bir günlük bayram kutlamalarını söyleyerek ya da meydan mitingleri yaparak kendi işlevlerini yerine getirmeye devam ediyor. İşçi sınıfı sömürüsünün garantörlüğünü yapan sendikalar, burjuva demokrasisinin önemli bir parçası olma özelliğini taşıyor. Greif işçilerinin fabrika işgali sürecinde sendikaların işçiler için ne anlam ifade ettiklerine hep birlikte şahit olduk. İşçilerin işgalini tanımayarak grevi itibarsızlaştırıp kendi konumlarını korumaya çalıştılar. En sonunda, imzaladıkları protokolle Greif patronunun fabrikaya polis zoruyla girmesinin zeminini hazırladılar. Sendikaların burjuva demokrasinin bir parçası olduğunu göremeyen burjuva solu ise işçileri (sendikalardan bürokratları atıp doğrudan demokrasi ya da taban demokrasisi gibi yanılsamalarla) burjuva demokrasisine bağlayarak sömürü rızasına katkı sundular. Bujuva solu Greif'te suçlu sendika değil bürokrasi diyerek, Kazova’da ise işçilere patron olmanın koşullarını sağlayarak burjuva sistemin yaşamasına nesnel bir katkı yaptılar.

Değinilmesi gereken başka bir nokta ise son yıllarda Taksim fetişizmi haline getirilen alan tartışmalarıdır. Bugün işçiler için 1 Mayıs'ın hangi alanda yapılacağının hiçbir önemi yoktur. Gezi parkı eylemelerinden sonra Taksim Meydanı meselesi, burjuva solu ve mevcut iktidar arasında bir irade savaşına dönüşmüş durumda. Bu durum öyle bir noktaya vardı ki 1 Mayıs’a ilişkin hiçbir tarihsel anlamına olmamasına rağmen Ankara'da Kızılay, Bursa'da Heykel gibi meydanlar 1 Mayıs alanı olarak ilan edildi. Meydan meselesi, artık sınıf mücadelesinden çok uzakta burjuva iktidar ve onun muhalefeti arasında bir kapışmaya dönüşmüş durumda. Bu kapışmaya malzeme edilen 1 Mayıs'ın ise sınıf mücadelesiyle bir ilişkisi yoktur; ama anayasa mahkemesi kararı ya da AHİM gibi tartışmalarla burjuva demokrasisiyle bir alakası vardır. İşçi sınıfı mücadelesi burjuva demokrasisinin içine sokulamayacak bir cevhere sahiptir. Çünkü demokrasi sömürüyü daim kılmak ister, sınıf mücadelesi ise onu sonlandırmayı hedefler. Komünistler burjuvazinin demokrasini de, ücretli emek sömürüsünü de ortadan kaldırmayı savunur. Bu yüzden bugün meydanlarda bayram olarak kutlanan 1 Mayıs ne bize, ne de sınıfımızın geri kalanına aittir.

İşçi sınıfı için en büyük tuzak demokrasi ve onun savunucularıdır, bu yüzden kahrolsun burjuva demokrasisi! Yaşasın ücretli emek sömürüsüne karşı sınıf mücadelesi!

 

EKA- Türkiye Şubesi