Burjuva Demokrasisi İnsanca Bir Yaşamı Nasıl Sağlayabilir Ki?

8ekim.jpg

Bu gün Türkiye'nin birçok şehrinden işçiler olarak Ankara'da toplanmış bulunuyoruz. Türkiye'deki meslek odaları ve sendikalar tarafından organize edilen bu miting "Tüm temel haklarımız için, insanca yaşamı savunuyor, eşit, özgür, demokratik bir Türkiye istiyoruz" talebiyle yapılıyor. Hepimiz biliyoruz ki, birçok insani yaşam hakkından yoksunuz. Bu kadarıyla kalsa ne mümkün; her geçen gün birçoğunu da kaybediyoruz. Yine biliyoruz ki, kapitalizm denen, bizim ürettiğimiz kadar var olabilen ve kolektif olarak ürettiklerimizi gasp eden bir sistemde yaşıyoruz. Bizi insanlık dışı yaşama zorlayan ise kapitalist ekonomi ve onun demokrasisi.

Sendikalar yıllardır bu mitingleri düzenliyor ve hepsinde de "demokrasi", "insanca yaşam hakkı" gibi talepleri dile getiriyor. Bu ülkede demokrasinin tesis edilmesi için canla başla çalıştıklarını şimdiden söylemek gerekiyor. Hatta kendilerine demokrasinin yılmaz savaşçıları da diyebiliriz. Yeni bir anayasa yapılması konusunda hemfikir olsalar da, anayasa değişikliği için yapılan referandumda aldıkları tutum, içerisinde ‘yetmez ama evet' ve ‘hayır' olmak üzere iki eğilim taşıdı. Aldıkları bu tutum ile demokrasi için mücadele ettiklerini dile getirdiler. Geçen yıllarda bu dile getirilenlerin yanına bir de sokak meclisleri eklendi ki bu da demokrasi anlayışlarını iyice belirginleştirmiş oldu. Tüm bunlar bir demokrasi mücadelesi verildiğine kanıt gösterilebilir.

Fakat asıl önemli olan "hangi demokrasi" sorusu?

Bu sorunun sadece bir yanıtı var o da, burjuva demokrasisi.

Peki, burjuva demokrasisi neyi ifade ediyor?

İşçilerin her gün işe gidip patronları için üretim yapmasını sağlayacak ne varsa (parlamento, seçimler, anayasa, dernekler ve diğer ekonomik, siyasi yapılanmaların hepsi) burjuva demokrasisinin kendisini oluşturmaktadır. Peki sendikalar? Onlar da aynı işleve sahipler. Sendikaların işçiler için oynadıkları role en taze örnek; sendikanın Tekel işçileri Ankara sokaklarını mesken tuttuklarında ve 4-C'ye karşı direndiklerinde onları ilk yalnız bırakmasıdır. Sendikalar da burjuva demokrasisinin bir parçası haline gelmişlerdir. Ücretli emeği sömürerek yaşayan kapitalist ekonomi, siyasi olarak ayakta durmayı demokrasi sayesinde başarır. Diğer bir deyişle demokrasi, işçileri daha fazla sömürebilmek için onları en iyi şekilde yönetme biçimidir.

Diğer bir yanılsama yaratan talep ise "İnsanca bir yaşam"dır. İnsanca bir yaşam, ancak insanın insan üzerindeki cebri ortadan kalktığında mümkün hale gelecektir. Sömürü ilişkilerinin devam ettiği bu sistemde ne kadar refah içinde olunursa olunsun, insanca bir yaşam olası değildir. Kâr üzerine kurulu, sürekli krizler yaşamaya mahkum ve bundan kurtuluşu olmayan bir sistemde her zaman sömürünün şiddeti ağırlaşacaktır. Refah koşullarının sürekli olması mümkün değildir. Geçici refah koşullarında dahi tekdüzeleşme, değersizleşme, insana ve doğaya yabancılaşma üreten bu sistem insanca bir yaşama olanak bırakmamaktadır. İnsanca bir yaşam, ancak eşitsizliklerin, iktidarın ve otoritelerin ortadan kalktığı bir toplumsal yapıyla mümkündür.

Sokak meclisleri söylemi ise kulağa pek hoş gelmekte! Fakat kurulan sokak meclisi, parlamento sevdalılarının kendilerini tatmin ettikleri ve AKP muhalefeti yaptıkları sirklere benzemektedir. İşçilerin ise parlamentarist hayallerle bezeli sirklere değil, kendi öz örgütlerine ihtiyaçları var. Bunlar ise, tarihte gerçek işçi mücadeleleri sonucunda ortaya çıkmış ve günümüzde de hayat bulabilecek konseylerdir.

Biz işçilerin yanılsamalar yaratan bu taleplerle burjuva demokrasisini baki kılmaya çalışan sendikalara ihtiyacı yok. Kendi irademizi temsil eden genel toplantılarda bir araya gelebilir, ihtiyacımız olan talepleri kendimiz belirleyip bunları gerçekleştirebilmek için kendi mücadele deneyimlerimizi yaratabiliriz.

EKA