Burjuvazinin Kirli Çamaşırları: Devlet – PKK Görüşmesinin Sızdırılması

Bir prens hayvanların doğasını iyi bilmeli ve hayvanlar aleminden aslan ile tilkiyi özümsemelidir. Zira aslan tuzaklardan, tilki ise kurtlardan korunamaz. Bu yüzden tuzakları fark etmek için tilki, kurtları korkutmak için ise aslan olmak icap eder (…) Dolayısıyla bilge bir hükümdar verdiği bir sözü eğer artık çıkarına uygun değilse veya sözü vermesine neden olan koşullar ortadan kalkmış ise tutamaz ve tutmamalıdır (…) Bir prensin, sözünü tutmayışının üzerine kapatacak meşru nedenleri asla tükenmez (...) Fakat bu tabiatın üzerinin nasıl kapatılacağını bilmek, dürüst gözüküp niyetleri gizlemek şarttır. İnsanlar öye basit düşünürler, anlık ihtiyaçları onlara öyle hükmeder ki aldatmak isteyen, kendisine aldanmak isteyen birilerini her zaman bulabilir” - Nicolò Machiavelli, Prens

İçişleri bakanı İdris Naim Şahin'in, TC emperyalizminin yeni bir sınır ötesi kara operasyonu ile Irak Kürdistanı'nı bir kez daha işgal etme niyetini açıkladığı şu günlerde, çeşitli devlet yetkilileri ile PKK'nin kimi önemli isimleri eski bir görüşme kaydı internete sızdırıldı. Görüşme Oslo'da PKK tarafından Mustafa Karasu, Sabri Ok ve Zübeyir Aydar, TC tarafından ise dönemin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, şimdinin ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve dönemin şu anda emekli edilmiş MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş arasında gerçekleşiyor. Bu isimlerin yanı sıra, görüşmeye belirgin bir İngiliz aksanı olan bir yabancı ülke temsilcisi koordinatör katılıyor ki konuşmalardan ne ilk, ne de son olan bu toplantıları pratikte örgütleyenin bu kişi olduğu gibi bir sonuç çıkıyor. Ses kaydı dinlenince ilk göze çarpanlar, sürece yeni dahil olmakta izlenimi veren Hakan Fidan'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'ın özel temsilcisi olarak bulunduğunu ifade etmesi ve Abdullah Öcalan ile kısa bir süre önce yaptığı görüşmeyi aktarması, Afet Güneş'in ise sürece ve ilişkilere bir hayli hakim bir görünüm çizmesi. Görüşmeye bir hayli samimi bir hava hakim; espiriler, şakalar, komiklikler havada uçuşuyor(!).

Bu ses kaydının sızdırılması iki açıdan önem taşımaktadır. İlkin, günümüzdeki mevcut gidişata çeşitli etkileri olacağı ve belirli etkileri olması amacıyla sızdırılmış olmasından kaynaklı olarak önem taşımaktadır. İkinci olarak ise devlet, hükümet ve PKK arasındaki ilişkinin bugünkü noktaya gelmeden önce nasıl olduğunu ortaya koymaktadır. Devlet-PKK ilişkilerinde sürecin nasıl halihazırdaki şiddete ulaştığına dair analizimizi "Kürt Meselesi: Burjuvazi Kan İstiyor”1 başlıklı yazımızda ifade etmiştik, bu yüzden şu anda bu meseleye değinmeyeceğiz. Yazımızda "Özünde aynı baskı politikasını sürdürürken bir yandan TRT Şeş'i kurmak ve Habur olayına müsade etmek gibi ayak oyunları ve göstermelik jestlerle görünürde Kürt hareketinin Türkiye siyasetindeki temsilcilerini (önce DTP sonra BDP) arka planda ise PKK'yi oyalamak bir hayli hırslı bir plandı (…) Türkiye'deki Kürt burjuvazisinin PKK'den DTP ve BDP'ye, DTK'den Kürt işadamları derneklerine, ufak partilerine ve farklı bireysel siyasi temsilcilerine tamamı uzunca bir süre AKP'nin oyununa gayet güzel geldi (...) Kürt burjuva hareketi, uzunca bir süre AKP hükümetinin ağzına çaldığı bir parmak bala kandı; hatta bu umutlarla ateşkes süresince yapılanları ve tutuklamaları o kadar da gündeme getirmemeyi tercih etti” yazmıştık. Ses kaydı, bu ağza bal çalma işinin arka planını gözler önüne sermektedir. Özellikle Afet Güneş ve Hakan Fidan'ın üslupları arasındaki fark, Türkiye burjuvazisinin o noktada birlikte hareket eden, stratejisi aynı ama taktiği farklı iki kesiminin olaya yaklaşımlarını ifade etmektedir. Afet Güneş'in kayıtta bir hayli kendinden emin bir havayla, bir hayli samimi bir tonla, pek hoşlanmadığı bir duruma alışmış bir kişiyi andırır bir biçimde konuşmakta olduğuna dikkat etmek mümkündür. Ses kaydı, PKK ileri gelenleri ile Öcalan arasındaki yazışmalara bizzat MİT'in aracılık ettiğini ortaya koymaktadır ki, eğer böylesi bir iletişim olacaksa bu o kadar da şaşırtıcı değildir. Afet Güneş, içerisinde bulunduğu pratik duruma dair PKK'li temsilcilere şöyle sitem eder:

"Sabri Ok: Bugün için size [Öcalan'a iletilmek üzere] kısa bir şey hazırlasak nasıl olabilir?

"Afet Güneş: Yani götürmeye çalışırız ama dediğim gibi altı buçuğa kadar yetiştirebilirseniz. Ama ne olur on beş sayfa yazmayın gözünüzü seveyim. Niçin söylüyorum?

"Sabri Ok: Yok biz kısa yazacağız.

"Afet Güneş: Hakikaten kısa yazmayı hiç bilmiyorsunuz.

"Sabri Ok: Doğru Afet Güneş: Nasıl bir şey oluyor biliyor musunuz? Bakın çok samimi söylüyorum sıkıntıyı. İçeri giriyoruz. Konuşmuyoruz. Biz sana bilmem ne getirdik falan demiyoruz. Al şunu içinden oku diyoruz, çünkü bu kadar da deklare etmek istemiyoruz açıkçası. Adam bir başlıyor zaten o da böyle sindire sindire okuma derdine giriyor. Mutfak kadar bir yerin içerisinde, bir buçuk saat falan böyle boş boş oturuyoruz. Dedik her halde şeyde olanlar da çok sıkılıyor bu işten. Artık bir buçuk saatin sonunda zaten çok fazla üstünden tartışma yapmak istemiyoruz. Şimdi sen çevir arkasını diyoruz, ne diyeceksen de diyoruz. Onun da yazması maşallah bir yarım saat kırk beş dakika sürüyor. Ona da yalvarıyoruz ne olur kısa yaz diye."[1]

Afet Güneş'in bu samimi sitemi, devletin kendisi gibi perde arkasındaki üst düzey görevlileri ile PKK önde gelenleri ve Abdullah Öcalan arasındaki ilişkinin biçimini ortaya koymaktadır. Yapılan gizli müzakeredir nihayetinde, gizli müzakereler açıkta konuşulamayanların konuşulması ve açıkta birbiriyle konuşamayanları konuşması içindir ve dolayısıyla kendine göre kuralları vardır. PKK ve devlet gibi savaş veya çatışma halindeyken birbirleriyle gizlice müzakere etmek durumundaki burjuva yapılar, genelde böylesi müzakere sırasında birbirlerine methiyeler düzmekle, sempatik jestlerde bulunmakla uğraşmaları pek de gerekli görülmez. Masaya oturmaları, işlerini yapmaları ve sonrasında kalkıp gitmeleri icap eder. Nihayetinde iş yapmaktadırlar. Bu minvalde, Afet Güneş'in bu iletişimdeki pratik bir meseleye dair yaptığı sitem gayet de anlaşılabilir bir noktadadır. Kaydın başka bir noktasında, yine Afet Güneş, Hakan Fidan heyecanla konuşurken araya girip, yemek saatinin geçtiğini hatırlatacaktır ve yemek arası verilmesini sağlayacaktır. Düşününce, bütün bunlar gayet olağandır. Esasında olağan olmayan Hakan Fidan'ın tutumudur. Hakan Fidan bir yandan görüşmeden sonra bir yandan 'Sayın Öcalan'dan ne kadar etkilendiğini, onun ne kadar derin bir kişi olduğunu, kendisinin ve temsil ettiği Başbakan Erdoğan'ın Öcalan'ın söylediklerinin yüzde doksan – doksan beşine katıldığını söylemekte, bir yandan Türkiye Kürdistanı'ndaki üst düzey devlet yetkililerinin ve komutanların çoğunun ne kadar iyi insanlar olduğundan, nasıl bu sorunun çözülmesini istediklerinden bahsetmekte, bir yandan da Erdoğan'ın bu sorunu çözmeye ne kadar kararlı olduğunu söyleyip parti içinde bundan rahatsızlık duyanlardan şikayet etmektedir. Hakan Fidan, PKK'nin başını çeken kişilerden üçüyle müzakere için buluşmuştur ama methiyeler düzmekte, onları başta iyi niyetine, sonra da gerçekten ortaklaştıkları noktalar olduğuna ikna etmeye çalışmaktadır. Afet Güneş pratik ilişkilerdeki sorunlarla ilgili olarak PKK'lileri azarlayabilecek kadar samimidir fakat sıcak değildir; tartışmalar esnasında karşı tarafı ikna etmekten ziyade kendi tarafının haklılığını savunmakla daha ilgilidir. Hakan Fidan ise PKK ileri gelenleriyle komik anılarını paylaşacak kadar sıcak tavırlar içerisindedir; PKK'lilere saygılı davranmaya çalışmaktadır. Belki de hükümetin gerçek niyetleri konusunda PKK'yi nasıl bu denli uzun uyutabildiğine ışık tutmaktadır bu durum: Hakan Fidan, birbirleriyle açıktan açığa konuşamayanların gizli müzakere masasına, açık müzakerelerin en ince diplomasisini getirmiş gibi gözükmektedir.

Bugüne dönecek olursak, ortaya atılacak biri önemli, öbürüyse o kadar önemli olmayan iki soru vardır: İlk soru, bu teybin sızdırılması kimin yararına, kimin çıkarına? İkinci soru, bu teybi kim sızdırdı? Bizim için bu işin arkasında kimin olduğu, bu işin kimin çıkarına olduğu kadar önemli değildir. Kaydın düzenleniş biçimi sızıntıyı PKK'nin yaptığına işaret etmektedir, ki bu durumdan en fazla kazanacak olan da PKK tarafı gibi gözükmektedir. Kayıtta söylenenler, her ne kadar esasında PKK ile TC devletinin ne denli ilişkili olduğunu göstermektedir. Öte yandan, kitlesine liderinin karşısında savaştığı devlet yetkililerine yakalanınca "size nasıl hizmet edebilirim?" diye soruşunu yedirebilmiş bir yapı için bu durum ciddi bir sıkıntı göstermemektedir. Eğer bu kaydı PKK sızdırmışsa, hükümetin, hükümete yakınlığıyla bilinen Hakan Fidan'ın ve temsil ettiği Başbakan Erdoğan'ın kirli çamaşırlarını ortaya dökerek, şiddetlenen savaş ortamında düşmanına ciddi bir siyasi darbe indirmiştir. Kayıtın internette ilkin "Görüşmelerin iç yüzü Erdoğan'ı yakacak" başlığı ve "KCK Heyeti ile devlet heyeti arasında yapılan görüşmelere ait kayıtlar, Kürt halkına ve gerilla güçlerine karşı vahşi bir savaşa girişen Erdoğan ve AKP hükümetinin Türkiye toplumuna söylediği yalanları ve ikiyüzlü karakterini ortaya çıkardı” altbaşlığı ile yayınlanması da böylesi bir niyete işaret etmektedir. Bu kaydın sızdırılmasıyla kaybeden ise şüphesiz Hakan Fidan ve Irak Kürdistanı'nı işgale hazırlanan AKP hükümetidir. Kaydın AKP hükümetini ve hükümetin savaş seferberliğini ne kadar etkileyeceğini kestirmek güç fakat ne kadar olursa olsun, savaş arifesinde milliyetçiliği tırmandırmaya çalışan Erdoğan ve arkadaşlarını olumlu etkilmeyeceği aşikardır. Daha şimdiden AKP tarafından alttan alta bu işin arkasında İsrail olduğu gibi bir söylenti yayılmaya çalışılmaktadır. Afet Güneş bu işlerden elini eteğini çekmiş görüntüsündedir; Hakan Fidan'ın MİT'te kendisiyle çalışmaya devam etmek istemediği anlaşılmaktadır ve şu anda resmi olarak emeklidir; kimliği de zaten bu kayıtlardan önce açığa çıkmış bir istihbaratçıdır. Bu yüzden bu kaydın sızmasının ona özel bir zarar vermesi olası değildir. Bununla birlikte, fazlasıyla düşük de olsa, Afet Güneş'in kendisini emekli eden Hakan Fidan ve hükümete zarar vermek istemiş ve garanti olarak tuttuğu kaydı düzenleyip yayınlamış olması ihtimali olduğu söylenebilir. Devletin istihbaratçılarının karanlık dünyasında herşey mümkündür. Öte yandan öyle olsa dahi, bu yapılanın etkilerini, kimin işine gelip kimin işini bozacağını etkilemeyecektir.

Her halükarda, burjuva güçler arasındaki satranç maçının ufak bir kesitini ifade eden, gerçek bir satranç maçına ne denli benzediğini, milliyetçilik uğruna canlarını veren işçi çocuklarının hayatlarının bu "büyük oyuncular"ca nasıl da harcanmakta olduğunu gözler önüne seren bu ses kaydı, şimdi aynı satranç maçında bir hamle olarak oynanmıştır. Bu hamlenin etkilerinin ne kadar şiddetli olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Gerdûn


1. http://tr.internationalism.org/ekaonline-2000s/ekaonline-2011/kuert-mese...

2. http://vimeo.com/28936085

Tags: