İngiltere'de İsyanlar: Kapitalizmin çıkmaz sokağı

İngiltere'de patlak veren isyanların ardından, hakim sınıfın sözcüleri – hükümet, siyasetçiler, basın vs. - bizi geleceğe dair 'programlarını' desteklememiz amacıyla kulakları sağır edici bir kampanyaya maruz bırakıyorlar: derinleşen kemer sıkma politikaları ve şikayet eden kim olursa artan baskı koşulları.

Derinleşen kemer sıkma politikaları çünkü kendi düzenlerinin ölümcül iktisadi krizine verecek bir cevapları yok. Yalnızca işlerden, ücretlerden, sosyal yardımlardan, emeklilik maaşlarından, sağlıktan ve eğitimden kesmeye devam edebilirler. Bunun tek anlamı da bu isyanları doğuran toplumsal koşulların kötüleşmesi olacaktır ki bu koşullar bütün bir kuşağın geniş bir kesimini bir gelecekleri olmadığına ikna ediyor. İşte bu yüzden isyanların sosyal ve ekonomik nedenlerine dair bütün ciddi tartışmalar isyancılara bahaneler bulmak olarak gösteriliyor. Onlar suçlu diyorlar bize, ve suçlulara nasıl davranılıyorsa onlara da öyle davranılacak. Bu kadar. Pek hoş, zira bu sefer devletin 80'lerin sonundaki isyanlardan sonra yaptığı gibi şehir içlerine para akıtma niyeti yok.

Artan baskılar, çünkü bizi yönetenlerin bize önerebilecekleri başka hiçbir şey yok. İsyanların yol açtığı yıkımı azami derecede kullanarak polisin harcamalarını arttıracaklar, onları lastik mermiler ve panzerlerle kuşatacaklar, hatta sokağa çıkma yasakları koyup orduyu sokağa dökecekler. İnternet tabanlı sosyal iletişim ağlarının artarak izlenmesinin yanısıra bu silahlar ve isyanlardan sonra tutuklananlara dağıtılan 'adalet' parçaları yalnızca yağmalara ve rastgele karmaşalara karşı kullanılmayacak. Bizi yönetenler iyi biliyorlar ki Kuzey Afrika'dan İspanya'ya, Yunanistan'dan İsrail'e yükselen bir toplumsal kalkışmalar dalgası yayılmış durumda. Böylesi kitlesel hareketlerle gelecekte de karşılaşacaklarının farkındalar ve bütün demokratik gösterişlerine rağmen şiddet kullanmaya Mısır, Bahreyn ve Suriye'deki açıktan açığa diktatöryel rejimler kadar hazırlar. Bunu geçtiğimiz senenin öğrenci mücadeleleri sırasında ortaya koymaktan çekinmediler.

Hakim sınıfın 'ahlak tepeleri'

İsyanlarla ilgili kampanya egemenlerimizin ahlaki olarak yüksek mevkide bulundukları iddiasına dayanıyor. Bu iddiaların içeriğini değerlendirmek gereklidir.

Devletin çığırtkanları isyanların şiddetini kınıyorlar. Öte yandan aynı devlet şu anda Afganistan ve Libya nüfuslarını çok daha büyük düzeyde bir şiddete maruz bırakıyor. Aynı şiddet, gerçekte yalnız egemenlerimizin çıkarlarına hizmet ederken her gün kahramanca ve iyilik severmişçesine sunuluyor.

Hükümet ve medya kanunsuzluğu ve suç işleme eğilimlerini kınıyorlar. Öte yandan isyanları tetikleyen kendi kanun ve düzen güçlerinin, polisin vahşetiydi: Mark Duggan'ın vurulması ve ailesi ile destekçilerinin ne olduğunu öğrenmek Tottenham polis karakolu önünde yaptıkları eyleme karşı küstahça tavırlarla yaklaşım isyanların başlamasına neden olmuştu. Ki bu Tottenham gibi bölgelerde uzun bir gözaltında öldürülmeler veya sokakta günlük polis baskısına maruz kalmalar geçmişi üzerine gelmişti.

Hükümet ve medya yağmacıların aç gözlülüğünü ve bencilliğini kınıyorlar. Öte yandan örgütlü aç gözlülük ve hırs temelinde işleyen bir toplumun, zenginliğin ufak bir azınlık elinde birikiminin muhafızları ve propagandacıları olan yine kendileri. Bu esnada geri kalanımız onların kar etmesini sağlayan ürünleri her daim tüketmeye, değerimizi ne satın alabildiğimizle ölçmeye teşvik ediliyoruz. Ki eşitsizlik yalnızca bu düzene içkin olmayıp ayrıca gün geçtikçe derinleştiği için piramidin en altındakilerin, çözümü ihtiyaçları olduğu iddia edilen ama paralarının asla yetmeyeceği parlak eşyaları alabildikleri zaman ne alabilirlerse götürmekte bulmaları şaşırtıcı olmaktan uzak.

Egemenler bu ufak yağmaları kınarken bütün gezegeni yağmalamak için devasa çalışmalara girişiyorlar – petrol ve kereste şirketleri kazanç için tabiatı yağmalıyorlar, spekülatörler gıda fiyatlarını fırlattıkları için cömertçe ödüllendiriyorlar, silah tacirleri sattıkları ölüm ve yıkımdan inanılmaz kar ediyorlar, pek saygın mali kurumlar uyuşturucu ticaretinden elde edilmiş milyarları temizliyorlar. Soygunun içsel bir parçası sömürülen sınıfın büyüyen bir kesiminin açlığa, umutsuzluğa ve suça itilmesi. Peki fark nerede? Ufak kanunsuzlar her zaman cezalandırılıyorlar, öte yandan suçun efendileri güzel güzel yaşayıp gidiyorlar.

Uzun lafın kısası: hakim sınıfın ahlakı diye birşey yoktur.

Esas mesele: Nasıl direnmeli?

Kapitalizm denilen bu devasa suç şebekesinin kaymağını yemeyen bizlerin – yani geniş çoğunluğun – karşısımızdaki esas mesele şudur: artık gözle görülür bir şekilde borç içinde boğulan bu düzen elimizde avucumuzda ne varsa el koymaya çalışırken kendimizi nasıl savunabiliriz?

Geçtiğimiz haftalarda İngiltere'de gerçekleşen isyanlar karşı koymak, kontrolü ele almak, güçlerimizi kavuşturmak, kendimiz için yeni ve farklı bir gelecek şekillendirmek için bize bir yöntem sağlıyor mu?

İsyanlara katılanların büyük çoğunluğu şüphesiz polise ve zenginliğin sahiplerine karşı büyük bir öfke ifade ediyorlar, zira onları kendi sefaletlerinin esas nedeni olarak bellemişler. Öte yandan neredeyse hemen isyanlar, en fakir şehirsel alanlarda onlarca yıllık sosyal kopukluk yaşamaktan kaynaklı daha karanlık tutumlar, çete kültürleri, "her koyun kendi bacağından asılır" veya "zengil ol veya denerken öl" misali hakim ideolojileri benimsemek gibi daha olumsuz unsurlar ortaya çıkarttılar. Polis baskılarına karşı başlayan bir protesto işte böyle açıkçası anti-sosyal ve işçi sınıfı karşıtı eylemlerle yolundan saptırıldı: bireylerin tehdit edilmesi ve soyulması, ufak mahalle dükkanlarının dağıtılması, itfaiye ve ambulans işçilerine saldırılar ve binaların pek çok zaman sakinleri de içerisindeyken ayrım yapılmadan yakılması.

Böylesi eylemler altında yaşadığımız bu hırsızlık düzenine karşı çıkmak için kesinlikle hiçbir perspektif sunmamaktadırlar. Tam aksine, yalnızca bu düzenden muzdarip olanlar arasındaki ayrımları derinleştirmeye hizmet etmektedirler. Yerel dükkanlara ve binalara karşı saldırılar karşısında kimi sakinler beyzbol sopalarıyla silahlanarak 'koruma birimleri' oluşturdular. Kimileri isyanlardan sonraki günlerde temizlik operasyonlarına katılmak için gönüllü oldu. Pek çok sıradan kişi polisin mevcut olmayışından şikayet eder ve daha güçlü önlemler ister hale geldi.

Bu ayrımlardan en çok kim kar edecek? Hakim sınıf ve onun devleti. Söylediğimiz gibi: iktidardakiler şimdi polis ve ordunun baskı mekanizmalarını azdırmak ve her tür protesto ve siyasi karşı çıkışı suç ilan etmek için halk desteğine sahip olduklarını iddia edecekler. Çoktan isyanların faturası 'anarşistlere' çıkartıldı ve yalnız bir kaç hafta önce Westminster kenti büyükşehir polisi devletsiz bir toplum yanlılarının fişlenmeleri ve ihbar edilmeleri gerektiğine dair çağrıda bulunma hatasına düştü.

Bu isyanlar kapitalist düzenin ulaştığı çıkmaz sokağın bir yansımasıdırlar. Bir işçi sınıfı mücadelesi biçimi değildirler; daha ziyade işçi sınıfının bir sınıf olarak mevcut olmadığı bir durumda bir öfke ve çaresizlik ifadesidirler. Yağmalar daha üst bir mücadele biçimine doğru bir adım değil, o yolda bir engeldir. Dolayısıyla youtube'de binlerce kişinin izlediği Hackney'li kadının yağmaları insanların bir araya gelmelerini ve mücadelenin neyle ilgili olduğunu ortaya koymalarını engellediği için kötüleyen öfkesi haklıdır:[1]Bu mesele Tottenham'da vurulan bir adamla ilgili, eğlence için orayı burayı ateşe vermekle ilgili değil. Sizler kafamı bozuyorsunuz... Hackney'li olmaktan utanıyorum çünkü burada hepimiz toplanıp bir amaç için mücadele etmiyoruz.

Hep birlikte toplanıp bir amaç uğruna mücadele etmek: işte işçi sınıfının yöntemleri bunlardır; proleter sınıf mücadelesinin ahlakı budur, fakat bunlar yalıtılmışlık ve nihilizm tarafından yenilip bitirilmek tehlikesi altındadırlar ve bu nihilizm öyle bir noktadadır ki; işçi sınıfının koca koca kesimleri kim olduklarını, hangi sınıfa mensup olduklarını unutmuş duruma gelmişlerdir.

Fakat bir alternatif var. Sınıf kimliğinin yeniden yükselişi, sınıf mücadelesinin yeniden ortaya çıkışının ancak Tunus, Mısır, İspanya, Yunanistan veya İsrail'dekiler gibi kitlesel ve kapsayıcı hareketlerde ayırdedilebilir. Bu hareketler, bütün zayıflıklarına rağmen, herkesin bir sese sahip olabileceği kitle meclisleri ile; her meselenin tartışılabileceği derin siyasi tartışmalar ile; polise ve çetelere karşı örgütlü meşru müdafa ile; işçi eylemleri ve grevler ile; devrim sorusunu, insanın insanın kurdu olmadığı, insanlar arasında dayanışmaya dayanan, üretimin satış ve kar için değil gerçekten ihtiyaç duyduklarımız için yapıldığı bir toplum biçimini ortaya atarak bize farklı bir mücadele yolunun hissiyatını vermektedirler.

Kısa vadede, isyanların yarattığı ayrışmalardan ve devletin mevcut düzene her türlü saldırının kör yıkımla sonuçlanacağı mesajının belirli bir başarı elde etmiş olmasından dolayı, İngiltere'de gerçek bir sınıf hareketinin gelişminin eskisinden de ciddi sıkıntılar yaşaması olası duruyor. Öte yandan dünya genelinde perspektif bakidir: bu gerçekten hasta toplumun derinleşen krizi ve sömürülenlerin bilincinin ve örgütlü direnişinin giderek artması. İngiliz hakim sınıfı ne birinden, ne diğerinden paçayı sıyırabilir.

EKA - 14.08.11


1. http://www.youtube.com/watch?v=G18EmYGGpYI

Tags: