“Muhsin Yazıcıoğlu'nu Kim Öldürdü?” : Burjuvazinin Timsah Gözyaşları

''(...)Biz oranın kütüphane olmasından yanayız. Müze filan olması doğru şeyler değildir. Neyin müzesini yapacağız? O zaman Türkiye'nin her köşesini müze yapmak lazım.'' – Muhsin Yazıcıoğlu [1]

BBP (Büyük Birlik Partisi) eski genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, 2009 yılında kendisine Sivas'ta gerçekleşen ve 33 kişinin yanarak ya da dumandan boğulmak suretiyle hayatını kaybettiği Madımak yangını ile ilgili yöneltilen sorular üzerine bu şekilde cevap veriyordu. Aslında Nazım Hikmet'in “Benerci Kendini Niye Öldürdü?” adlı oyununun başlığını çağrıştırması açısından, ifadede mübalağa yapmayı tercih etmemizle birlikte, bugünlerde burjuvazinin arkasından timsah gözyaşları döktüğü bu kişinin arka planı aslında hiç de öyle göründüğü gibi değil. Ne de olsa eğer gerçekten “görünen, gerçek olsaydı”, “bilime gerek kalmazdı”.[2]

Gündemin son günlerini meşgul eden bir kaza olarak, alıntıladığımız sözlerin sahibi, 25 Mart 2009'da bir seçim konuşması için Kahramanmaraş'tan hareket eden helikopterin düşmesi sonucu ölmüştü. Kazada, BBP yöneticileri ile birlikte helikopterin pilotu da ölmüştü. İddiaya göre; araç, pervanesinin dağa çarpması sonucu düştüğü söyleniyordu. Burada kazanın anatomisi yerine gerçekleşme zamanı, kaza sonucunda ölen kişinin ardından iddia edilenler üzerinde birkaç kelam etmek gerektiğini düşünüyoruz.Bundan önceki bir yazılarımızda güncel gelişmeleri, burjuvazinin kimi zaman darbeler[3], kimi zaman da gizli görüşmeler[4] ile nasıl yönlendirdiğini göstermeye çalışmıştık. Hakim sınıfın makyavelizmlerinde güncel bir perde olarak, bizler de bu sefer, bu sınıfın her zaman kullandığı bir yöntemi ile karşı karşıyayız: “Manipülasyonda sınır yok!”. Kapitalizmin de ahlakı yok.

Konu ile ilgili ilk tartışma geçtiğimiz haftalarda cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yaptığı açıklamalar ile başlamış oldu. Twitter gibi sosyal medya kullanımında medya ve burjuvazinin boyalı basını tarafından “örnek” gösterilen Gül'e göre Muhsin Yazıcıoğlu ölmemiş, bir kazada hayatını kaybetmemiş; öldürülmüştü. Bütün bunları da kendisine “vatansever bir subay”dan gelen ve kazadan hemen sonra kaza yerinde çekildiği belli olan video görüntülerini[5] seyrettikten sonra söylüyordu. Görüntülere bakıldığında, resmi kıyafetli unsurlar, düşen helikopterin kara kutusunu çıkarmaya çalışıyorlardı. Bunun üzerine bir anda ortalık alevlendi, burjuva siyasetinde yer alanlardan birbiri ardına açıklamalar gelmeye başladı. Hatta AKP Manisa milletvekili Selçuk Özdağ, “Muhsin Yazıcıoğlu, demokrasiyi askıya almak isteyenleri tespit ve deşifre etti” derken, BBP eski başkanının öldürüldüğüne dikkat çekmişti.[6] Burjuvazi hep birlikte yine aynı koroyu toplamış, yine aynı repertuarı sahneye koymuştu: “Demokratikleşiyoruz!

Burjuvazi belli dönemlerde kendi “işleri” için kullandığı, buradan hareketle belli bilgilere vakıf olan, o süreçlere hakim taşeron unsurlarını, yeri geldiğinde yine kullanmak için sahneye sürerken bir taraftan da “sahneden çekme” görevini de yerine getirir. Bu noktada, Muhsin Yazıcıoğlu'nun geçmişinde ne gibi görevleri gerçekleştirdiğine şöyle bir kabaca bakmış olmamız bile artık burjuvazi tarafından neden tedavülden kaldırılmaya gerek görüldüğünün anlaşılması için yeterlidir. Bu açıdan bir gözatıldığında bile, devletin yine kendi “işleri” için yönlendirdiği ve sınırsız imkanı emrine amade kıldığı Abdullah Çatlı'nın Ankara'da “gözaltına alınması”nın ardından telefon ile arayarak “Çatlı'yı serbest bırakmazsanız Ankara'nın her yanında bomba patlatırız!” diyen, Bahçelievler Katliamı'nın[7] organizesi işinde yeralan, Piyangotepe'de[8] yapılanların faili “yönlendirici”si[9] ve türlü “temizliğe” katılan zamanının Çatlı ile birlikte TUŞKO (Türkiye Ülkücü Şeriatçı Komando Ordusu) yöneticisi, açığa çıkmış, çıkmamış türlü bağlantısı ve bilgisi ile “faili” açık olan bir olayın “talihsiz” öznesi olan, tescilli ve katmerli bir katil ile karşı karşıya kalıyoruz.

Hrant Dink suikasti, Alperen Ocakları (BBP'nin gençlik yapılanması) ile bağları bulunan unsurların bu suikastten ötürü gözaltında alınmaları ve tutuklanmaları, hatta Erhan Tuncel'in devlet adına istihbarat işleri için çalıştığının da ortaya çıkması ve son dönemde hükümetin (ve de aslında devletin) sözcülerinin, MİT-PKK görüşmelerinin medyaya sızmasının ardından sarfettiği “hükümet değil, devlet görüşür[10] serzenişlerinin fondan hissettirdiği hazin yankısı eşliğinde, bu gündemin, eski emniyet genel müdürü ve içişleri bakanı Mehmet Ağar'ın, 3 Kasım 1996'da gerçekleşen Susurluk Kazası[11] davası kapsamında göstermelik 5 yıla “mahkum edilmesi”nin denk gelişi de “hoş” bir sürpriz, hükümetlerin değil, arka planda aslında devlet(ler)in işlediğinin, hükümetlerden ziyade köklü olarak toplumsal hayata kök salmış başlıca düşmanın aslında istediği zaman “görüşen”, istediği zaman “ortadan kaldıran”, gözaltında kaybeden, delilleri yokeden, gerektiğinde katleden çöken kapitalizmin devletinin iğrenç karakteristiğinin bir kanıtı olmuş oldu.

Zamanında kapitalist devlet aygıtının toplumsal olarak erişemediği kör noktalara gönderip “temizlikler” yaptırdığı, ardından 1980'deki askeri darbe ile “bakın biz hem solcuları, hem de sağcıları yargılıyoruz”, böylece “aslında konu bundan ibarettir” imajı vererek gözaltına alıp “itirafçı” icad ettiği, burjuvazinin taşeronu, katili, bugün ardından timsah gözyaşları dökülen[12], 2002 seçimlerinde MHP'den 3 milletvekilinin partilerinden istifa ederek BBP'ye geçiş yapmasıyla birkaç saatte cebine 2,8 trilyon indiren[13], adına spor kompleksleri yapılan[14] çok müstesna, çok aziz bir insanmış gibi gösterilmeye; buradan da düzen, aslında bir taşla birçok kuşu vurabilmeye, hem “Faili meçhullerin artık failleri meçhul değil!” mesajı, kitleler nezdinde meşrulaştırılıyorken, hem de geçmişi ile hesaplaşan bir hükümet/devlet yönetiminin herşeyi kontrol altında tuttuğu imajı sağlamlaştırılmaya, ulus devletin sunduğu “güveni” pekiştirmekte ve tebaasını mümkün kılmaya çalışılmaktadır.

Burjuvazi yakınmaya devam etsin, bizler onların aynı yahnini tuzu, aynı kibritin suyu, aynı yolun yolcusu olduğunu da biliyoruz. Sömürü, baskı, yoketme üzerine kurdukları dünyalarını nasıl ayakta tutuyorlarsa, aynı şekilde devam ettikleri kutsama ritüelleri ile işçi sınıfı nezdinde zehirli enformasyon akışlarını sınıfın damarlarına enjekte etmeye devam ediyorlar.

O halde “Yazıcıoğlu'nu kim öldürdü” diye sorarken, kapitalizmi kim gömecek diye de zamanı gelince aynı sınıf, sorulmadan cevap verecektir. Evet, bugün Madımak Hoteli müze yapılamıyor ancak “katiller”in aranıyor, adına spor kompleksleri inşa ediliyor; “rahat uyu(!)” Yazıcıoğlu! Şimdi hangisi daha “masum” geliyor? Yavuz Turgul'un “Muhsin Bey”i mi[15], yoksa hizmet ettiği katliamcı sınıf ve onun makyavelist iç hesaplaşmalarının görünen yüzü Muhsin Yazıcıoğlu mu?

Bunçuk


1.http://www.haberform.com/haber/bbp-muhsin-yazicioglu-madimak-oteli-madim...

2.http://tr.wikiquote.org/wiki/Karl_Marx

3.http://tr.internationalism.org/ekaonline-2000s/ekaonline-2011/12-eyluel-...

4.http://tr.internationalism.org/ekaonline-2000s/ekaonline-2011/burjuvazin...

5.http://www.nationalturk.com/muhsin-yazicioglu-helikopter-kazasi-cihazlar...

6.http://www.ntvmsnbc.com/id/25282891/

7.http://tr.wikipedia.org/wiki/Bah%C3%A7elievler_katliam%C4%B1

8.http://tr.wikipedia.org/wiki/Piyangotepe_Katliamı

9.http://www.ntvmsnbc.com/id/25247595/

10.http://siyaset.milliyet.com.tr/erdogan-hukumet-degil-devlet-gorusur-demi...

11.http://tr.wikipedia.org/wiki/Susurluk_kazası

12.http://www.haber7.com/haber/20090328/Erdogan-Yazicioglu-icin-gozyasi-dok...

13.http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=45974

14.http://www.bahcelievler.bel.tr/bpi.asp?caid=171&cid=734

15.http://tr.wikipedia.org/wiki/Muhsin_Bey

Tags: