Türk-İş'i Biliyoruz!

Geçtiğimiz birkaç yılda özellikle Türkiye'deki sınıf mücadelesinin ileri çıkan dinamikleri olarak döneme damgasını vuran TEKEL Direnişi ve Direnişteki İşçiler Platformu gibi örnekler ile karşılaşmıştık. Şimdi de sitemizden Türk-İş Konfederasyonu'na üye 6 sendikanın üye işçilerinin Türk-İş'in geride kalan süre zarfında işçi sınıfı için "ne yaptığını" ifade ettikleri bir basın bildirisini yayınlıyoruz. Her ne kadar işçi sınıfının yararına reformlar (tıpkı son dönemde kıdem tazminatının kaldırılmasına dair spekülasyonları da içeren ve reformlar şöyle dursun, varolan hakların gaspına yönelik dünya çapında bir saldırının gündemde olduğu şu günlerde) mümkün olmadığı gibi bildiride ifade edilen "demokratik", "şeffaf" ve "temiz" sendikaların varlığı olası olmasa da, işçi sınıfının yararına elde tuttukları hiçbir yetileri kalmasa da, sendikaları "içeriden" sorgulayan bu çıkışı anlamlı buluyoruz.

EKA

Türk-İş'i de, 10 Sendika Başkanını da iyi biliyoruz;
Demokratik, Şeffaf, Temiz Sendika İstiyoruz!

Değerli Basın Emekçileri,
Türkiye ekonomisindeki büyümeyi yaratan işçi sınıfı, tarihinin en kötü döneminden geçiyor. Çalışma yaşamı, düşük ücret, uzun ve esnek çalışma ile patronların iki dudağı arasında belirleniyor. Sözleşmeli ve taşeron çalışma biçimi yaygınlaşıyor. Sendikasız, sigortasız, iş güvencesi ve iş güvenliği olmaksızın iş kazalarına kurban gidiyor. Haziran ayında iş cinayetlerinde ölen işçi sayısı 52'dir.

Hal böyleyken sendikalar ne yapmaktadır? En büyük işçi konfederasyonu olarak Türk-İş yönetimi hükümetin ve sermayenin koltuk değneği olmuştur. Hak-İş iktidarın sözcüsü gibi faaliyet yürütüyor, DİSK yöneticileri sendikacılığı milletvekili olmanın bir alt basamağı yapmış durumda. Diğer sendikacıların da düzen partilerinden millet vekili olma çabaları, sendikacıların düzenin koltuk değneği olduğunu ispatlıyor.

Özetle sendikal örgütlülüğün düşürüldüğü durumdan şimdi şikayet etseler de, devlet ve sermaye kadar, sendikacılığı meslek edinen profesyonel sendikacılar da sorumludur.

Değerli Basın Emekçileri,
Türk İş Genel Kurulu öncesi 10 sendika başkanı bir bildirge yayınlayarak "yüzü işçiye dönük" bir Türk İş yaratma amacıyla "bir adım öne çıktıklarını" açıkladılar.

Bu 10 sendika başkanının bu günkü durumla ilgili tespitleri genel olarak doğrudur. Eksik olan şey bu genel başkanların Türk-İş'in bugünkü durumundan Türk İş yönetimi kadar sorumlu olduklarıdır. İşçiye sırtını dönenlerin, "Yüzü işçiye dönük Türk İş" yaratmaları mümkün müdür? Bu konuda samimi bir özeleştiri ile sorumluluklarını kabul edip, bundan sonra farklı bir politika izleyeceklerini de söylemiyorlar. Şimdi birden bire taraftar oldukları "ilke ve hedefler" bugüne kadar tabanlarındaki işçilerin isteğine rağmen, kendi iktidarlarına tehdit görerek uygulamadıkları taleplerdir. Bu yüzden yayınlanan bildirge inandırıcılıktan ve umut yaratmaktan çok uzaktır.

Şeffaf olmayanın şeffaflık talebi, demokratik davranmayanın demokrasi talebi havada kalmaktadır. Sendika çalışanlarını işten atanların işçi kıyımına karşı mücadele etmesi mümkün değildir. Bizzat bu 10 genel başkan, artık "sorunun bir parçası" halindedir.

Her Türk-İş kongresinin öncesinde sadece bir üst yönetime girebilmek için eleştiren, bazı doğruları ifade eden, yer yer soldan konuşanlar aynı kişilerdir. Kongre günü ise, bir biçimde pazarlık paylarını artırarak yönetime kapağı atmaya çalışmaktadırlar.

Şimdi genel kurul öncesi mücadeleci kesilen bu genel başkanlara bir bakalım:

Belediye-İş genel başkanı Nihat Yurdakul geçen kongrede, önce muhalefette yer almış ve ardından kapağı Kumlu yönetimine atmış, yolsuzluk iddialarıyla basına konu olan, kendisine muhalefet eden şubeleri kapatan bir genel başkandır.

4-C'ye zorla geçirilen işçilerle birlikte sonuna kadar mücadele edeceğine dair namusu ve şerefi üzerine yemin eden, sonra da işçileri yüzüstü bırakan dünkü Türk-İş Genel Sekreteri, halen Tek Gıda-İş genel başkanı ve 10 imzacıdan biri olan Mustafa Türkel değil midir? Bugün bile sendika çalışanı engelli işçisini işten attığı için sendikaya karşı direniş yapılan tek sendikanın başkanıdır.

Hava-İş genel başkanı Atilay Ayçin ise, özellikle kadın sendika çalışanlarını gerekçe gösteremeden işten atacak kadar patronlaşmış, ikale sözleşmesini TİS ne yazdıracak kadar bürokrasiye batmış, mali harcamalarıyla ilgili tek satır açıklama yapamayan, 22 yıldır delege sisteminin avantajıyla koltuğunu koruyan bir sendikacıdır. Son Toplu sözleşmeyi 26 mayıs, genel eylem gününde imzalayarak dışarıdaki "sol" söylemlerine rağmen iktidara mesaj gönderen pişkin bir genel başkandır.

Sağlık İş başkanı Mustafa Başoğlu gibi 46 yıl boyunca sendikaların başından ayrılmamak için her türlü oyunu yapanlar kendileridir. Yıllardır işçinin ödediği aidatlarla saltanat süren ve şimdi demokrasiden, katılımdan, şeffaflıktan söz eden bu genel başkanları burada bulunan işçiler sizlere örnekleriyle anlatacaklar...

Değerli Basın Emekçileri,
Sendikal Demokrasiden söz eden bu bildirge, tabanın görüşü alınmadan sadece genel başkanların bir araya gelerek oluşturdukları bir metindir. Tepeden sendika uzmanlarına yazdırılan ilke ve hedefler açıklamak marifet değildir. "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!" Her cümlenin ardından "Öyleyse bunu önce kendi sendikanızda neden uygulamıyorsunuz?" diye sorulduğunda yanıtları yoktur.

Bütün bu gerçekleri bizler gibi sol siyasi partiler, günlük gazeteler, televizyonlar da bilmektedir. Ancak bunların bazıları salt Türk İş yönetimine muhalif göründükleri için, bilinen gerçekleri işçilere açıklamak yerine üstünü örterek, sendika bürokratlarının suçuna ortak olmaktadır. Oysa sendikal hareket içinde "evheni şer" politikalarla, bazı "doğruları" söylemekle işçi sınıfında umut yaratmak mümkün değildir. "Ehven-i şer, şerlerin en kötüsüdür!"

Sonuç olarak 10 genel başkan, 1989 bahar eylemleriyle kendilerine verilen desteği hovardaca harcayarak, zaman içinde karşıtlarına dönüşmüşlerdir. Şimdi tabandan gelen ve kendilerini de hedef alan işçi hareketinin önünü kesip, sisteme ve sendikal bürokrasiye yönelen isyan oklarını sadece Türk İş yönetimine çevirerek aradan sıyrılmak istiyorlar.

Sendikal mücadele bu krizden ve durgunluktan, ehveni şer politikalar ve kişilere bağlı kalmaksızın, işçileri sürece katan bir demokratik işleyişle; kendi dinamiklerini tabandan harekete geçirerek çıkacak ve yeni yapılanmalar gerçekleştirecektir.

Çeşitli iş kollarından sendikalı ve sendikasız işçiler olarak bu amaçla bir araya gelmiş bulunuyoruz. Temel hedefimiz, İŞÇİLERİN YÖNETTİĞİ DEMOKRATİK, ŞEFFAF, TEMİZ SENDİKALAR OLUŞTURMAK VE BAĞIMSIZ İŞÇİ HAREKETİNİ YÜKSELTMEKTİR.

İşçi sınıfının devletten ve sermayeden bağımsız siyasal hattını örgütlemek için Türk-İş ve diğer sendikalardaki işçiler, delegeler, şube yöneticilerini; sendikasız işyerlerinin emekçilerini birleşmeye, yan yana gelmeye, örgütlenmeye, çürüyene değil, yeşerene destek vermeye çağırıyoruz.

Hava-İş, Tek Gıda-İş, Belediye-İş, Tezkoop-İş, Deri-İş Selüloz İş Üyesi İşçi, Delege ve Temsilciler

 

 

Tags: