Van Depremi ve Burjuvazinin Fırsatçılığı-Çürümüşlüğü

See also :
van-depremi.jpg

Van depremi üzerine yazmayı belli açılardan bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bunun bir çok sebebi olsa da, en başta depremin kapitalizmin çürümekte oluşunu bir kez daha ortaya koyması ve beraberinde onun nasıl aç gözlü fırsatçı olduğu gerçeğini ortaya çıkarması geliyor. Başka bir olgu ise işçi sınıfı içinde yayılmaya çalışılan milliyetçilik ve bu milliyetçi durumun her iki ulusun işçileri üzerinde yarattığı sınıfsal yabancılaşma. Van depremi üzerinden ise bu yabancılaşma üzerine inşa edilen milliyetçi histeriler.

Deprem bildiğimiz gibi çarpık ve plansız kentleşme, doğal olayları bir afete ya da yıkıma çeviren kentleşme ve alt yapı gibi bir çok neden sıralayabiliriz. Şüphesiz bunların temelinde ise daha fazla kar güdüsü, yani kapitalizme özgü sorunlar yatmakta. Örnek olarak da yıkılan binaların uygun malzemeyle yapılmadığı ifade edilmekte. Bunlara bakarak deprem değil kapitalizm öldürür vb. gibi belli ezber cümleler de kurabiliriz. Aslında kısmen bunu burjuva medya da söylüyor fakat bir farkla: Onlar eksik malzeme, denetim eksikliği gibi nedenleri belirtseler de, bunların kapitalizm koşullarında aşılabileceğinin propagandasını yapıyorlar. Fakat aslında kapitalizmin çürüdüğünü tam da burada yani bu sorunlara çözüm bulunup bulunamayacağı noktasında görebiliyoruz. Evet, burjuvalar bu sorunu çözebilirler fakat tek bir yolu var o da bunun onlar için kar ifade etmesi.

Biraz bu depremin yarattığı sorunların çözümünün nasıl karlı hale geleceğini açalım. İlk önce kapitalizmin fırsatçılığının Van depreminde nasıl depreştiğini görelim. Depreşmenin büyük kentlerdeki değerli arazilerin üzerindeki binaların yıkılarak kentsel dönüşüme sokulması amacıyla yaşandığını söyleyebiliriz. Özellikle İstanbul bu projenin merkezinde duruyor. Yıllardır konuşulan ve beklenen bir İstanbul depremi söz konusuydu. Bu depremden en az zararla çıkma propagandası ile deprem riski taşıyan bölgelerin kentsel dönüşüme tabi tutulması hedeflenmekteydi. Ama dikkat çekci olan, riskli olan bölgelerin şehrin merkezinde kalan gecekondu bölgeleri olması. Bu arazilerin üzerine kurulacak iş merkezleri ve konutların yüksek kar getirecek olması, yaşananların arka planını gözler önüne seriyor. Van depreminin ardından Başbakan deprem karşısında yaşadığı sahte samimiyetiyle ve tüm iğretiliğiyle ellerini ovuşturarak depreme uygun olmayan binaların yıkılacağını açıkladı. Çıkarılacak yasada, bina sahibi gönüllü olamasa bile zorla kamulaştırılacağını, bunu da o konutlarda oturanları düşündükleri için yapacaklarını yine aynı sahtelikle açıklıyordu Başbakan. Kentsel dönüşüm için bir fırsat yaratan Van deremi hemen değerlendirildi ve daha fazla insanın ölmemesi propagandası üzerinden inşaat sektörüne yeni pazar yaratılacağının sinyali verilmiş oldu. Kapitalizmde eğer karlı ise herşeyin bir fırsat olabileceğini bir kez daha gördük; bu yeryüzünün en yokedici doğal olayı olsa bile.

Depremle ortaya çıkan kentleşme sorunları, binaların depreme uygun olmayışı ve bu yapıların Türkiye'de milyonlarla ifade ediliyor olması inşaat sektörü açısından önemli bir potansiyeli ifade ediyor. Kriz içinde olan kapitalist ekonomi inşaat sektöründe açılacak olan bu pazarla bir canlılık kazanacak. Bir de bunun reel piyasadaki karşılığı söz konusu. Bu da özellikle sermayesini ve karını gerçekleştirmek isteyen sermaye için önemli bir olanak anlamına geliyor. Sürekli değer kaybeden sermaye büyümek için reel ilerleme katetmek zorunda. İnşaat sektörü bu anlamda temel pazar alanlarından birisi. Aynı zamanda işçilerinin bir kısmının yeniden borçlandırılması anlamına gelen bu dönüşüm süreci, yine burjuvazi için işçinin yaratacağı değerin büyük kısmına el koyacağı anlamına geliyor. Bir taraftan verirken, diğer taraftan evini yıkıp yeniden ona satarak, geri alacak. Kapitalist ekonominin çürümekte olduğu ve her türlü kar alanına azgınca saldırarak ayakta kalmaya çalıştığını görüyoruz. Deprem gibi bir yıkımı, kar alanı olarak görmeleri bu anlamda başka bir söze sanıyoruz ki yer bırakmıyor. Bu durum onun çözümsüzlüğünü ve aslında depremden daha yok edici olduğunu gösteriyor.

Van depreminin ortaya çıkarmış olduğu diğer bir sorun ise milliyetçilik meselesi. Depremden önce yaşanan emperyalist savaşın ve çatışmaların yarattığı milliyetçi atmosfer Van depremine de yansıdı. Milliyetçilik, işçileri gerçek kimliklerinden uzaklaştırarak onları burjuva politikaların etkisine sokulması için kapitalizmin tarihi boyunca kullanıldı ve hala kullanılıyor. Burjuvazi milliyetçiliği o kadar vahşice kullanıyor ki; Van depreminde bunun yansımalarını tüyler ürpertici biçimde yaşadık. Televizyon kanallarında "Her ne kadar Van'da olsa da acımız büyük" veya "Herkes haddini bilecek, yeri geldi mi taş atacaksınız, kuş avlar gibi avlayacaksın, sonra yardım isteyeceksin" gibi yorumların yapılması ya da satır aralarında "oh ne iyi oldu" diye fısıldanan düşünceler, milliyetçiliğin insanlık dışılığını bir kez daha gözler önüne serdi. Gönderilen yardım kolilerinin içinden taş, Türk bayrağı, sopa çıkması bu durumun en somut göstergesi. Bu durumun yardım kolilerini açan Kürt işçiler nezdinde benzer bir etki yaratması muhtemel. İnsanları bu kadar vahşileştiren sadece milliyetçilik mi acaba, yoksa ondan beslenen kapitalizm mi sorusunu sormak gerekiyor. Bu sorunun cevabını rahatlıkla yukarıda bahsettiğimiz kar güdüsüyle açıklayabiliriz. En azından sevindirici olan işçi sınfı tüm bunlara karşın dayanışma örneğini Gölcük depreminde olduğu gibi Van depreminde göstermiş olması. Tabi burjuvazi bu dayanışmayı kullanarak, dayanışma adı altında yeni vergiler koyarak işçilerin sırtına yeni yükler eklerse şaşırmamak gerekir.

Bitirmeden önce birkaç noktaya değinmeden geçmek olmaz diye düşünüyoruz. İlki yardımların dağıtımında yaşanan sorunlar, burjuva devletin büyük depremler yaşansa da ne kadar hazırlıksız olduğunu göstermiş oldu. Diğeri, 19 Ağustos depreminde koyulan vergilerin duble yol için kullanılması. Zaten bujuvaziden bu vergilerin deprem mağdurları için kullanılmasını beklemek budalalık olur diye düşünüyoruz. Yine bujuva mahkemelerin daha önceki depremler sonrasında müteahhitlere açılan davaların, Veli Göçer (bu şahıs da bir kaç yıllık tutukluluktan sonra bırakıldı, şu anda serbest) dışında tamamının çeşitli nedenlerle düşmüş olması. Buradan hareketle burjuva mehkemelerin adalet dağıtmadığını bir kez daha hatırlatabiliriz. Tüm bunlara başka örnekler de ekleyebiliriz fakat zannedersek bu kadarı yeterli.

Kapitalist sistemin kendi çıkarlarının dışında başka hiç bir şey için çaba harcamayacağını ve doğal afetler karşısında çözümsüz olduğunu Van depremiyle bir kez daha yaşadık ve yaşıyoruz. Burjuvazi bu çözümsüzlüğe, çözümsüzlük daha fazla kar ve yıkım üzerinden yaşandığı için, ancak yeni sorunlar ortaya çıkararak "çözüm" üretebilir. Bu da doğal afetlerin kapitalizm eliyle, işçi sınıfı için daha fazla yıkıma dönüştüğü anlamına gelmektedir.

Salih