Futbol Sanayisi ve Şike

sike.jpg

Geçtiğimiz yaz Türkiye'nin spor gündemine, başta Fenerbahçe olmak üzere Beşiktaş, İstanbul Büyükşehir Belediyespor, Karabükspor, Mersin İdman Yurdu, Giresunspor gibi Süper Lig ve 1. Lig'in çeşitli takımlarının bulaştığı anlaşılan şike skandalı oturdu. Futbol sanayisinin Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım ve Beşiktaş teknik direktörü Tayfur Havutçu'nun da içlerinde bulunduğu önemli isimleri tutuklanmış bulunuyor. Geçtiğimiz senenin şampiyonu Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nden men edilmiş, yerine geçtiğimiz sezonun ikincisi Trabzonspor gönderilmiş durumda. Sporda ve özellikle futbolda şikenin bu denli yaygın ve esasında bilinen mahiyette olduğu bir ülkede, böylesi bir durumun gerçek olabileceğini idrak etmiş kişilerin sorduğu esas soru ise "neden şimdi?" sorusu. Fenerbahçeli taraftarlar ise "neden Fenerbahçe?" sorusunun cevabını merak ediyorlar.

Esasında bu iki soruların cevabı da, piyangonun geçen yazı ve Fenerbahçe'yi vurmuş oluşudur. İyi bilinmektedir ki; Türkiye'de şike yapmayan takımların sayısı nadirdir. Fenerbahçe'nin şike yaptığına pek şüphe yoktur; öte yandan bütün takımlar şike yapmışlardır ve yapmaktadırlar. Türkiye'de her şampiyonluğa biraz şike karışır. Fenerbahçe'nin talihsizliği, belirli bir kanun değişikliğinden sonra, belirli dengelerin değiştiği bir dönemde şampiyon olmuş olmasıdır. Aziz Yıldırım Türkiye'nin en karanlık adamlarından bir tanesidir ama Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören de öyledir, Trabzonspor başkanı Sadri Şener de, Galatasaray başkanı Ünal Aysal da; öteki takımların başkanları da. Bugün cezaevinde bulunanları, soruşturulanları sorgulayan ve yargılayanlar da onlardan daha temiz değildir; çıkarları gerektirdiği için bu yola girmişlerdir. Süper Lig'in ve hatta Birinci Lig'in hemen hemen bütün takımlarının geçmişi şikeler, kirli ilişkiler, örtbas edilen pisliklerle doludur. Şikeyi kimi zaman kazanmak için yaparlar, kimi zaman ligde yarıştıkları bir takımının o haftaki maçını kaybettirmeye çalışırlar, kimi zaman kazanacak takımdan alacakları para için kaybeden taraf olurlar, kimi zaman takımlarını bahisleri tutsun diye veya bahisçilerin istediği şekilde oynatırlar. Hiçbir takımın başkanı, hiçbir takımın yöneticisi masum değildir.

Bu adamlar, Süper Lig'de ve Birinci Lig'de top koşyuran takımların başkanları ve yöneticileri, futbol sanayisinin patronlarıdırlar. Her sanayi gibi, futbol sanayisinin de patronları ve işçileri vardır çünkü. Futbol sanayisinin patronları, özellikle en büyük işletmelerinin patronlarını herkes tanır. Süper Lig'de ve özellikle büyük takımlarda top koşturan futbolcular da genelde haliyle kazandıkları astronomik paralar ve kulüp yönetimleriyle geliştirdikleri yakın ilişkilerle patronlaşmışlardır. Futbol sanayisinin işçileri ise isimsizdirler, genelde tanınmazlar. Fakat oradadırlar, kimi zaman gösterirler kendilerini. Çalıştıkları sanayi nazarında yaratıcı protestolar geliştirdiklerinde medyanın gündemine bile girdikleri olmuştur. Mesela Galatasaray'ın yeni stadı Türk Telekom Arena'nın inşaatında çalışan işçilerin ücretlerini alamamaları üzere stattan Galatasaray bayraklarını indirip "Bu stad, Galatasaray'a yakışmıyor. İndirdiğimiz bayrağın yerine Fenerbahçe bayrağı asalım" demeleri gibi. Fakat genelde medya futbol sanayisinin işçilerinden pek bahsetmez.

Bir de futbol taraftarları vardır. Futbol taraftarları genellikle futbol sanayisi işçileri değillerdir ama yine de işçidirler ama maçları izlemeye işçi olarak değil fenerbahçeli, beşiktaşlı, galatasaraylı, trabzonsporlu vs. olarak giderler. Futbol çok güzel, çok heyecanlı bir spordur; pek çok kişi ligi takip etmekten, maçları izlemekten, tuttuğu takımın kazanmasından ve herşeyden önce futbol oynamaktan mutluluk duyar. Futbol sanayisinin patronları, özellikle maçlardaki taraftar kitlesini manipüle etmek için gerçek bir çaba gösterir. Yakın zamanda Fenerbahçe taraftarlarının Aziz Yıldırım gibi bir adamın suratının basıldığı t-shirtler giyerek tribünlere çıkmaları durumun abestliğini göstermektedir. Kimi durumlarda, futbol sanayisinin patronları, genel olarak burjuvazinin çıkarları uğruna, kendi takımlarının taraftarlarını kullanmaktan ve kışkırtmaktan da çekinmezler. Özellikle Bursaspor taraftarının iki sene önce Diyarbakırspor taraftarına, milliyetçi kışkırtmalara geler neler ettiği hala hafızalardadır. Fakat bütün çabalarına rağmen, kulüp patronlarının taraftar üzerindeki egemenliği de mutlak değildir, zira futbol taraftarları, ne kadar sınıfsal kimliklerine yabancılaştırılmaya çalışılan ve manipule edilmeye fazlasıyla açık bir kitle olsalar da, çoğunlukla işçilerin oluşturduğu bir kitle olmalarından dolayı kimi proleter refleksler de taşırlar. Pek çok maçta, taraftarın kulüp başkanlarını protesto ettiği görülmüştür. Daha da önemlisi, Galatasaray taraftarları arasında Türk Telekom Arena işçilerini savunan ve stadın açılışında hem yönetimi hem hükümeti protesto edenler çıkmıştır. Fenerbahçe taraftarları ise, geçtiğimiz Tekel mücadelesi sırasında, stadyuma Tekel mücadelesini destekleyen bir pankartla çıkan tek taraftar olmuş ve bu dayanışmaları maç boyunca tribünleri göstermeyen Lig TV tarafından sansürlenmiştir. Ciddi bir destekçi kitlesine sahip pek çok takımın taraftarı formalarını giyip kendi günleri olarak gördükleri 1 Mayıs'lara giderler.

Futbol, kapitalist bir sanayidir fakat öteki sanayilerden ayrıldığı bir nokta, kar etmenin yanı sıra, kitleleri kontrol altında tutmaya katkı sunmak gibi bir işleve sahip olmasıdır. Böylesi bir işlev, futbolun ifade ettiğimiz üzere çok güzel, çok heyecanlı bir oyun olmasından dolayı mümkündür. Öte yandan işçi sınıfı tüm patronlarla birlikte futbolun patronlarını, bahis şirketlerini ve bürokratlarını koltuklarından indirdiği zaman, futbol çok daha güzel, çok daha heyecanlı bir oyun olacaktır.

Gerdûn