Hocalı Mitingi ve Sonrası: Burjuvazi ve Köpekleri

Aslında insanlar ve köpekler arasında binlerce yıldır bir arada yaşamaktan gelen köklü ve güzel bir ilişki vardır. Bu tüm doğa tarihinde, iki tür arasında gerçekleşebilmiş en yakın ilişkidir aynı zamanda. Köpekler, binlerce yıl boyunca insanların canlarını, evlerini, ailelerini, mallarını, mülklerini, büyük ve küçükbaş hayvanlarını korumuş, bunun yanı sıra insanlara hem oyun arkadaşlığı hem de can yoldaşlığı yapmışlardır. Köpeğin bütün bunları, insanın bahşedeceği bir parça yemek umuduyla yapıyor olması da, onun insan tarafından kontrol edilmesini kolay kılmıştır. Sadakatleri, korumacılıkları, heyecanları ve saflıklarından kaynaklı sevimliliklerinden dolayı, acı bir ısırılma deneyimi yaşamamış insanların büyük çoğu köpeklerden sevecenlikle bahseder. İşçi mahallelerinde de, eğer koşullar elveriyorsa sokak köpeklerini besleyen haneler çok olur. Fakat köpekler aç da kalırlar kimi zaman, barınaksız da kalırlar, zorla çalıştırıldıkları da çok olur, sahiplerinden dayak da yerler, yeri geldi mi feda da edilirler, üzerlerine bombalar bağlanıp tankların altında ölmeye de yollanırlar, toplatılıp da öldürülürler, hatta kimileri zevk için dahi canlarını alır. Bu yüzden başlarken belirtmek istiyoruz ki bizim esasında köpeklerle, yani hem insana dost olan ama bir yandan da insanın yaşadığı sınıflı toplumların ceremesini de çaresizce, ne olup bittiğini de anlayamadan çeken bu gariban hayvanlarla bir alıp veremediğimiz yok. Bizim derdimiz, insandan yaradılma köpeklerledir ve mallarını mülklerini korumaya dünyanın tüm köpekleri gelse yetmeyeceği için insanları böylesine köpekleştirenlerledir.

26 Şubat 2012 tarihinde, Taksim Meydanı'nda sayılarının yaklaşık otuz bini bulduğu iddia edilen[1] bir kalabalık toplandı. Güya bu kalabalık, yirmi yıl önce, 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık-Karabağ Savaşı kapsamında gerçekleşen ve 613 Azeri sivilin hayatını kaybettiği Hocalı Katliamı'nı anmak için toplanmıştı. Katliamın ardından geçen yirmi yıl içerisinde ilk kez gerçekleşecek olan bu 'anma' mitingi, burjuva devletin açık desteğiyle örgütlenmiş, günler öncesinden İstanbul'un dört bir yanı "Ermeni yalanına sessiz kalma" başlıklı miting çağrılarıyla donatılmıştı. Öte yandan mitingin burjuva devletin tam desteğiyle yapılmış oluşunun en önde gelen kanıtı, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in mitingde yaptığı konuşmaydı. Şahin, konuşmasında: "Akıtlan kan bizim kanımızdır. 20 yıl önce bugün kan içiciler, katiller, acımasızlar, merhametsizler, yüreksizler, korkaklar Hocalı'da 613 insanın kadın demeden, çocuk yaşlı demeden, haklı haksız demeden kanını içmişlerdir. O kan o günden bugüne yerde kalmadığı gibi bundan sonra da kalmayacaktır. O kan o gün akmıştır ama hesabı bitmemiştir. Türk milleti yaşadıkça o kanın hesabı yapılacaktır ve hesabı sorulacaktır"[2] dedi. İçişleri Bakanı'nın hitap ettiği otuz bin kişilik kalabalık, ellerinde "Hepiniz Ermeni'siniz, hepiniz piçsiniz", "Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olacak", "Bugün Taksim, yarın Erivan; bir gece ansızın gelebiliriz", "Ceddim soykırım yapsaydı dünyada bir tane bile Ermeni kalmazdı" pankartları, ağızlarından salyalar akarak "Bozkurt Ogün", "Bozkurt Çatlı", "Dişe diş, kana kan, intikam intikam", "Bozkurtlar burada Ermeniler nerede" diye uluyorlardı.

Gözlemlemek için eyleme giden Ermeni gazeteci Aris Nalcı, eylemle ilgili şunları söyleyecekti: "Beyoğlu'ndaki yüzlerce insan, ellerinde ‘Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz!' pankartı taşıyordu. Bir Ermeni olarak kırılmamak, korkmamak elde değildi."[3] Yaratılan saldırgan milliyetçi hava, haliyle miting sonrasına da taştı. Kürtler, ister istemez, bir kez daha şovenist saldırıların hedefi oldular, eylemden çıkanlar BDP il binasının bulunduğu bir sokakta durma gafletinde bulunan belediye otobüslerini taşladı. Ertesi günlerde İstanbullu bir Ermeni bahçesine üzerinde "Ermeni yalanına sessiz kalma" yazılı bir kasket atılarak tehdit edildi. Bu arada eylemin ardından aynı provokatif iklim bu kez Ankara'daki üniversitelerde yaratılmaya çalışıldı; solcu öğrenciler tepki göstermek isteyince bu kez onlar, böylesi bir durum önceden planlanarak okullara getirilmiş faşist gürühların hedefi oldular. Başbakan Erdoğan'ın da mitingi, "marjinal ve münferit birkaç pankartın olması Hocalı Katliamı'na dair acımızı ve dayanışmamızı gölgelemeye yetmez" sözleriyle sahiplenmesi ve savunması, bütün gerçekleşenlerin burjuva devletin isteği doğrultusunda ve güdümünde gerçekleştiğini de ortaya koyuyordu. Aynı dönemde Adıyaman'da Alevi ve Kürt kökenli kişilerin evlerinin işaretlenmesini bir tesadüf saymak da saflık olacaktır.

Biz bu sürüyü iyi tanıyoruz. 1915'te başlayan Ermeni Soykırımı'ndan beri burjuvazi ne zaman salsa onları, ağızlarından salyalar akıta akıta, uluya uluya koşuyorlar efendilerinin emirlerini yerine getirmek için. 6-7 Eylül olaylarında da işbaşındaydılar, Kahramanmaraş Katliamı'nı da, Çorum Katliamı'nı da onlar yaptılar, Sivas'ta insanları diri diri onlar yaktılar. Sırf Ahmet Kaya tişörtü giydi diye insanları linç etmek için toplanan da, Hrant Dink'i vuran da, Şerzan Kurt gibi sayısız delikanlının canına kıyan da onlardı. Böylesi bir kalabalık, tarihte hiçbir zaman kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Hakim sınıfın bilinçi ve örgütlü çabalarının etkisi altında kalmadan kimse tanımadığı insanların kanını akıtmak istemez. Hocalı'da katledilenler, gerçekte burjuvazinin insanlıktan çıkarttığı bu sürünün hiç de umurunda değildir - pek çoğunun devletin bilinçli provokatif çabalarından önce Hocalı diye bir yerden haberdar oldukları dahi şüphelidir. Bu otuz bin kişi Türk işçilerden de oluşmamaktadır. Aralarında işçiler de vardır şüphesiz ve böylesi görüşlerin belirli işçi kesimleri arasında etkisi olduğunu da görmezden gelemeyiz. Fakat dünyanın her yerinde burjuvazinin bu tip düşünceleri aşılamasına en el verişli unsurlar küçük burjuvaziden ve lümpen kesimden çıkmıştır. Sınıfsal konumları itibarıyla bugünlerinden tatmin olamayan fakat bir gelecek perspektifi geliştirmesi de mümkün olmayan bu kesimleri insanlıktan çıkartmak, burjuvazi için hep çok kolay olmuştur. 26 Şubat'ta Taksim'i dolduranların büyük çoğunluğu da yine onlardır. Sınıf bilinçli proleterler, böylesine insanlıktan çıkartılarak kullanılan bir kalabalık karşısında ancak acıma ve üzüntü hissedebilir ve Rakel Dink'in ifadesiyle 'bir bebekten katil yaratan karanlığa' yani burjuvaziye, kapitalist düzene isyan edebilir.

Peki, burjuvazi neden şimdi böylesi bir hava yaratma çabasına girişmiştir? Bütün bu olayların Fransa'daki Ermeni Soykırımı'nı İnkar Yasası'nın yeniden oylanacağı bir dönemin öncesine denk getirilmesi yalnızca bir tesadüf müdür? Gerek burjuvazinin bu çabalarını ifşa etmesi, gerekse yaratılmaya çalışılan milliyetçi havaya bir yanıt vermesi bakımından Türkiye Azerbaycanlı Sosyalistler Platformu'nun açıklaması anlamlıdır: "Fransa`daki `Ermeni Soykırımı'nı İnkar Yasası`nı fırsat bilen aynı milliyetçi çevreler, tekrar Hocalı Katliamı'nı `koz olarak` kullanmak istemektedirler. Yüzlerinde bu katliamdan dolayı en ufak acı ve keder bulunmayan bu insanlar, acıları birbiriyle tartarak gerçek niyetlerinin siyasi oyunda kendi ellerini güçlendirmek olduğunu göstermektedir (...) Unutmamak gerekir ki, çıkarılan her savaşta kazanan yalnız burjuvazi ve onun araç olarak kullandığı devletdir (...) Biz hiçbir katliamın diğerinin bahanesi olamayacağına, hiçbir acının diğerinden üstün olmadığına inanarak, Hocalı Katliamı'nın 1915`deki Ermeni olaylarıyla kıyaslanmasına, Ermeni trajedisini inkar etmek için malzeme olarak kullanılmasına itiraz ediyoruz. Hrant Dink`in katli sonrası karanlık güçlere karşı Türkiye`deki Ermeni azınlıkla dayanışma anlamında acı ve öfkeyle dile getirilmiş `Hepimiz Ermeniyiz` sloganını sulandırmak ve geçersiz kılmak için ortaya atılan `Hepimiz Azeriyiz` önermesine itiraz ediyoruz. Bu oyuna ortak olup Hocalı Katliamı'nın bu çevrelerin siyasi malzemesi olmasına göz yummak en başta Hocalı katliamında hunharca katledilen insanların anısına saygısızlık, Hocalıların acısına vurdumduymazlıktır. Biz bu oyunun oyuncusu da, seyredeni de olmayı reddediyoruz."[4]

20. yüzyıl, insanlık tarihine bir savaşlar, soykırımlar ve katliamlar yüzyılı olarak geçmiştir. Katledilenler her zaman, ister Ermeni, ister Rum, ister Kürt, Türk, Azeri, İranlı, Yahudi, Arap, Sünni, Alevi, Hristiyan vb. olsunlar, bizim analarımız, babalarımız, evlatlarımız, kardeşlerimiz ve arkadaşlarımızdır. Ölümler kimin eliyle gelirse gelsin, ölenler işçi sınıfının yani bizim canlarımızdır. İşçilerin vatanı yoktur. Bu yüzden TC burjuvazisi Hocalı Katliamı'nın hesabını soramaz. Bu katliamın hesabını sormak başta Ermeni ve Azeri işçi sınıfları olmak üzere dünya proletaryasına düşen bir görevdir. Ve yine bu yüzden başta Ermeni Soykırımı olmak üzere Osmanlı ve TC hakim sınıflarının gerçekleştirdiği bütün katliamlar, dünya proletaryasının ve bu toprakların işçi sınıfının bir parçası olan Türk işçi sınıfına karşı da yapılmış sayılır. Türk işçi sınıfı bu gerçeği, 26 Şubat'ta Taksim'de toplanan otuz bin kişiye karşı, Hrant Dink'in cenazesinde iki yüzbin kişi, tek bir ağızdan "Hepimiz Ermeniyiz" diye haykırarak ifade etmiştir. Net bir sınıf bilinçli tepki olmadığı aşikar olsa da, tarihsel bir dayanışma ifade eden bu sloganın burjuvaziyi ve burjuva devletin temsilcilerini bu kadar rahatsız etmesinin nedeni budur. Bu tepki, Ermeni soykırımını inkar edenlere, Ermenistan devletinin soykırım olgusunu siyasi çıkarlarına alet eden bütün manevralarından daha ağır bir darbe vurmuştur.

İdris Naim Şahin, Hocalı mitingi konuşmasında "Bizim Türk milleti olarak ne Kazakistan'da ne Azerbaycan'da ne Türkiye'de dünyanın hiçbir yerinde insanlık adına utanılacak tarihimiz yoktur."[5] demişti. Bu sözlere sadece gülüyoruz. 'Ermeni yalanları' diye köpüren ve ortamı provoke eden bir adamın, bu denli rahatça yalan söyleyebilmesi hiç şaşırtıcı olmasa da ibretlik bir durumdur. Burjuva devletin temsilcisi İçişleri Bakanı'nın söylediklerine, yine aynı konuşmada sarf ettiği kendi sözlerini değiştirerek yanıt veriyoruz: "Akıtlan kan bizim kanımızdır. 97 yıl önce kan içiciler, katiller, acımasızlar, merhametsizler, yüreksizler, korkaklar Anadolu'da bir buçuk milyon Ermeni'nin kadın demeden, çocuk yaşlı demeden, haklı haksız demeden kanını içmişlerdir. Proletarya yaşadıkça o kanın hesabı yapılacaktır ve hesabı sorulacaktır. Dayanışmayla, mücadeleyle, enternasyonalizmle bu kanın mücadelesini hep beraber İstanbul'da, Bakü'de ve Erivan'da, yeryüzünde işçi sınıfının haklı davasına kim inanıyorsa, hep birlikte takip edeceğiz."

Gerdûn


1.http://www.aktifhaber.com/hocali-mitinginde-6-7-eylul-plani-565686h.htm

2.http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1251162

3.Radikal, 28 Şubat 2012

4.http://www.norzartonk.org/?p=5814

5.http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1251162

Tags: