Kemalizme Karşı Komünizm (5)

 

 

 

 

 

 

14 Temmuz 1920: Türkiye Komünist Partisi'nin Gerçek Kuruluş Tarihi

1920, Mustafa Kemal'in Anadolu'da hakimiyetini ciddi bir biçimde pekiştermeye çalışmakta olduğu bir yıldı. Mustafa Kemal, TBMM'ye karşı çıkan İstanbul hükümeti yanlısı ayaklanmalar, Türk milliyetçilerinden sayıca kat kat üstün Yunanistan Ordusu'nun mevcudiyeti, ve meclisin içerisinde veya dışarısındaki İttihatçı kökenli muhalif kesimlerle karşı karşıyaydı. Bu güçlere karşı ise, daha önce de belirttiğimiz üzere, sağlam ilişkiler kurduğu Sovyet Rusya'ya ve İtalyan emperyalizmine dayanmaktaydı. Sovyet Rusya, Kemalistlere açık destek verirken, İtalyan emperyalizmi alttan destek vermek durumundaydı. Ve her ne kadar Bolşevik liderler gerek Mustafa Kemal ile ilişkileri, gerekse Kemalistlere verdikleri destek açısında saf davranmış, Mustafa Kemal'in sözlerine kanmış olsalar da, Mustafa Kemal kendi hareketi ile bu dönemin Sovyet Rusya'sının sınıfsal temeli arasındaki farkı, belki kimi Bolşevik liderlerden de daha iyi kavrıyordu. Bu nedenle Mustafa Kemal, Sovyet Rusya'nın uzattığı kadife eldivenin ardında, kendi burjuva hareketini dağıtmakta tereddüt etmeyecek demirden bir yumruk görüyordu. Komünist Enternasyonal'in desteklediği milliyetçi hareketlerin olduğu toprakta bile komünist örgütlenme yapmak görüşü ise Mustafa Kemal'i iyice tedirgin ediyordu. 1920'nin yaz ayında Anadolu'nun ilk komünistleri örgütlenmeye başlayınca, bu korkular iyice şiddetlenecekti.

Şerif Manatov isimli Komünist Enternasyonal temsilcisi, 1919'da İstanbul'da Bolşevik propagandası yaptığı için Fransızlarca tutuklanmış, fakat İstanbul'da bulunduğu sürede yerel sosyalistler arasında desteğini kazandığı kişilerin yardımıyla hapisten kaçmıştı. Manatov bu yoldaşlarının yardımıyla 1920'nin Mayıs ayında önce Eskişehir'e, sonra Ankara'ya geçecekti. Eskişehir'de yerel Sosyalist Fırkası şubesinin İşçi adlı yayın organında Bolşevizmi anlatan bir yazısı çıkacak olan Manatov'un Kemalistlerle tanışması ve onları iyi kötü anlamaya başlaması Ankara'da olacaktı. 1920'nin Haziran ayında, Ankara'da komünizmle ilgili açık bir konferans veren Manatov, Türkiye nüfusunun sorunlarının tek çözümünün komünist devrimde olduğunu anlatacaktı. Manatov, bu konferansta tanıştığı Salih Hacıoğlu ile Türkiye'de bulunduğu müddetçe birlikte siyasi faaliyet yürütecekti.1 Salih Hacıoğlu 1880’de doğmuş bir askeri baytardı. Gelecekte ulusal kurtuluş hareketinin önderlerinden ve daha sonra da başbakan ve cumhurbaşkanı olacak olan, o sırada ise padişah jurnalcisi olan İsmet İnönü ile aynı okulda okumuş, hatta sol eğilimleri nedeniyle İsmet İnönü’yle kavga etmiş ve Basra’ya sürülmüştü.2 Ardından Makedonya’da çalıştıktan sonra İstanbul’da öğretmenlik yapmaya başlamış, Birinci Dünya Savaşı’nda ordu tarafından çalışması için Gelibolu, Rus cephesi ve Arabistan gibi, savaşın en korkunç hallerinin yaşandığı cephelere gönderilmişti. En sonunda Salih Hacıoğlu savaştan iğrenerek veteriner arkadaşlarıyla Adana’ya kaçmış, daha sonra Ankara’ya geçip ve bir hayvan hastanesinde çalışmaya başlamıştı.3

Manatov ve Hacıoğlu, kısa süre sonra Ankara'da Yeşil Ordu'nun temsilcileriyle tanışacaklardı. Yeşil Ordu temsilcileri, onlara kurmak istedikleri gibi bir partinin, yani bir Bolşevik Partisi'nin gizlice örgütlendiğini söyleyerek Manatov ve Hacıoğlu'nu Yeşil Ordu lideri Nazım Resmor'la tanıştırdılar. Nazım Resmor da, onları and içtirerek üye yaptıktan sonra örgütün nizamnamesini verdi ve onları Ankara şehir komitesini kurmakla görevlendirdi. Öte yandan Manatov ve Hacıoğlu, bu belgeyi incelediklerinde burada eksik veya yetersiz bir çok noktanın yanı sıra, komünizmin ilkeleriyle de doğrudan çelişen noktalar olduğunu göreceklerdi. Buradan yola çıkarak da Manatov ve Hacıoğlu, Türkiye Komünist Partisi Nizamnamesi isimli belgeyi kaleme aldılar ve Yeşil Ordu Merkez Komitesi'ne, ancak bu programı tanıyacaklarını ve bu program temelinde örgütlenme yapacaklarını beyan ettiler. Birkaç günlük tereddütün ardından, Yeşil Ordu Merkez Komitesi, Manatov ve Hacıoğlu'na faaliyetlerini kesmelerini söyledi. Buna karşı Manatov ve Hacıoğlu, Ankara'daki kimi Yeşil Ordu üyeleri arasından kazandıklarıyla birlikte, Türkiye Komünist Partisi'ni örgütlemeye giriştiler. Kısa bir süre içerisinde İstanbul'daki Sosyal Demokrat Parti'nin sol kanadından Ziynetullah Nevşirvanov da, İngiliz polislerinden kaçması gerekince Ankara'ya gelerek partiyi örgütleme çalışmalarına katılacaktı.4 Kısa bir süre içerisinde, bu çalışmalarını Eskişehir'e de yayacak olan parti, buradaki Sosyalist Fırkası'nın İşçi isimli yayın etrafındaki şubesini de bünyesine katmayı başardı. 14 Temmuz 1914'te Türkiye Komünist Partisi yayınladığı 1. Beyanname ile kuruluşunu duyuracaktı. Kuruluş döneminde partinin 140'a yakın kadar üyesi vardı. Salih Hacıoğlu Genel Sekreter seçilmişti. Manatov ve Nevşirvanov'un içinde olduğu Merkez Komitesi ise beş erkek, üç kadından oluşmaktaydı.5

Yeşil Ordu, her ne kadar gizli bir teşkilat olduğu iddiasında bulunuyor olsa da, esasında bu gizlilik iddiası resmen kayıtlı bir yapı olmamasından gelmekteydi ve özünde gevşek bir örgütlenmeydi. Nazım Resmor, İstiklal Mahkemesi'nde Yeşil Ordu'ya dair verdiği ifadede durumu şöyle açıklamıştı:

Şu kadarını arz edeyim ki; bu gizlilik hükümete karşı değil, sosyal devrimlerden  kuşkulandığı bilinen emperyalist Avrupa'ya karşıdır. Biz Avrupa'nın Doğu sosyal  devrimini Anadolu'da boğmaya kalkarak ülkemize saldırmasından korkuyorduk. İşte  gizliliğimizin nedeni budur”.6

Buna karşılık, kimi kaynaklarda 10 Eylül'de Bakü'de kurulacak partiden ayrılması için (Hafi) TKP olarak da anılan Türkiye Komünist Partisi'nin gizliliği, öncelikle hükümete karşıydı. Anadolu çoğrafyasında ortaya çıkan ilk gerçekten komünist örgüt olan bu parti, en başından beri Kemalistlere karşı illegal çalışması gerektiği düşüncesine sahip olmuştu. 1920'nin Haziran alında kaleme alınan Türkiye Komünist Partisi Genel Nizamnamesi, partinin programatik ilkelerini ortaya koymaktaydı:

Bütün insanlığa refah ve saadet temin edecel olan dünya devriminin Türkiye'de bir  an önce meydana gelmesini sağlamak ve sosyalizmi gerçekleştirmek için Türkiye'de  bir Komünist yani Bolşevik partisi kurulmuştur.

TKP, kapitalizm ve emperyalizmin baskılarından bütün ezilen ulusların ve sınıfların  kurtulması için bütün gücüyle mücadele edecektir.

Yönetim biçimi konusunda, Türkiye Bolşevikleri Rusya şura teşkilatının esaslarını  kabul ederler.

Türkiye Bolşevikleri (...) sosyalizmi yerleştirinceye kadar proletaryadan oluşmuş bu  şuraların diktatörlüğünü savunurlarlar.

Türkiye Bolşevikleri şura hükümetlerinin meydana gelişini şimdilik burjuva ve toprak  sahibi sınıfını seçilme hakkından mahrum eder.

Türkiye Bolşevikleri bu mücadelede başarılı olmak ve bütün insanlığa hizmet etmek  için her ülkedeki komünist sosyalist teşkilatlarıyla sıkı bir ittifak kurarak onlarla  birlikte hareket ederler. Ve Üçüncü Enternasyonal'e bağlıdırlar.

Türkiye Bolşevikleri, savaş ve askerliği ve bunlardan kaynaklı bütün eşitsizlikleri ve  haksızlıkları reddederler. Savaş ve mücadeleyi ancak militarizm ve emperyalizm imha  edilinceye kadar meşru görebilirler.

Toplumsal devrim sonucunda dünyada sosyalizm yerleşinceye kadar geçici bir devrim  ordusu kurulur.

Türkiye Bolşevikleri (...) özellikle özel mülkiyeti ortadan kaldıracaktır.
(...)
Türkiye Bolşevikleri, sosyalistliği kabul eden diğer uluslar ile Türkiye arasında her  tür siyasi sınır ve gümrük kısıtlamalarını ortadan kaldıracaklardır.
7

Bu programatik ilkelerin ortaya koyduğu en çarpıcı nokta, TKP'nin proleter enternasyonalizm temelinde kurulduğu ve Türkiye'de, dünya devriminin bir parçası olarak bir sosyal devrimin gerçekleşmesi ve bu devrimin, işçi konseylerinin iktidarında somutlaşacak bir proletarya diktatörlüğüne yol açması programıydı. Türkiye Komünist Partisi'nin Genel Nizamname'sinde bu noktadan sonra toplumsal hayatın nasıl düzenleneceğini betimleyen detaylı maddeler vardı. Nizamname, Komünist Enternasyonal'in genel ilkelerinden belirgin bir biçimde esinlenmişti, dolayısıyla ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanıyordu. Öte yandan pratikte TKP'nin 1. Beyanname'si, komünist ilkelerden yola çıkarak, pratikte bu noktayla çelişiyor ve Kemalist harekete net bir biçimde karşı olduğunu ifade ediyordu:

“Türkiye’de Merkez Komitesi Ankara’da olmak ve sosyalizmi yerleştirmek üzere Üçüncü Enternasyonal’in şubesi bir Komünist Partisi kurulmuştur.

(...)

Türkiye Komünist Partisi, komünizmin esaslarından ibaret olan Nizamnamesi çerçevesinde halkla tartışmak ve bu büyük amaç etrafında insanları toplayarak eski zihniyet ve inançlar üzerine kurulmuş mevcut düzeni yıkmak ve sosyal devrimi meydana getirmek amacıyla oluşturulmuştur.

(...)

Türkiye Komünist Partisi, mevcut koşulları analiz ederken ülkeyi ve halkı iki eğilimin etkisi altında görmektedir. Bunlardan biri İstanbul hükümetinin ortaya koyduğu, diğeri de Kuvva-i Milliyenin oluşturduğu eğilimlerdir.

İstanbul hükümeti esas itibariyle eski mutlakıyetçi aristokratik bir idareden, yani eski sultanlık devrinin diriltilmesine uğraşan bir yapıdan başka bir şey değildir. İstanbul hükümeti bu esasları gerçekleştirmek için bütün ezilen kesimlerin düşmanları olan kapitalist müttefik devletlerle birleşmek ve bütün varlığıyla onlarla dayanışmaktan çekinmeyen, insanları birbirlerine kırdırmaktan ve en adi düşmanlara çiğnetmekten zevk alan, şerefsiz, haysiyetsiz ve hatta vicdansız bir kitleden başka bir şey değildir.

Mustafa Kemal Paşa tarafından oluşturulmuş olan Kuvva-i Milliye hükümetine gelince: saray hükümetinin aldığı bu korkunç aldığı bu korkunç tutum üzerine ülke içindeki milliyetçiler, ülkenin demokratik burjuva sınıfına dayanarak adı geçen şahsın etrafında toplanarak İstanbul hükümetine karşı milliyetçi bir savaş gerçekleştirmek amacıyla, nüfusun bütün işlerine zorla el atan bir olağanüstü hükümet kurdular.

Ankara hükümetinin kendisine savaş için bir dayanak noktası oluşturmak üzere zaten uzun ve ezici bir savaştan çıkmış, ne yapacağını şaşırmış ve savaştan bitkin düşmüş bu yorgun halkı savaşa seferber etmesi, bunun için de onlara yeni bir ruh vermesi gerekiyordu. Kuvva-i Milliye hükümeti bunu da bulmakta güçlük çekmedi.

Uluslararası sermayeye düşman olduğunu, kapitalist hükümetlerin yıkılmasını ve bütün dünyada sosyal devrim yapılmasını azmettirdiğini her tarafa ilan eden Müslüman ülkelerin kitlelerine de destek vaat eden Rus Sovyet hükümetiyle ittifak kurduklarını ve onlardan para, top, silah hatta asker bile geleceğini ilan ettiler. Fakat burjuva elinde bulunan bu hükümet de iki yüzlülük siyasetini elden bırakmadı. Burjuvazinin etkisi altında milliyetçiliği bırakmayan bu hükümet buna rağmen Rusya’daki akımı alkışlamaktan da kendisini alı koymadı. Milliyetçilikten ayrılmadığını, aylardan beri eski düzeni koruduğunu özellikle komünizm akıma yaptığı fiili saldırılarla gösterirken, iki yüzlü siyaseti de elden bırakmayarak Rusya Sovyet hükümetine ve hatta Üçüncü Enternasyonal kongresine maskeli milliyetçi siyasetçileri delege olarak gönderdi.

Özetle yukarıda açıklanan duruma dayanarak Türkiye Komünist Patisi, bir tarafta zorba diğer tarafta aldatıcı iki siyasi eğilimin mevcut ve hakim olduğunu, daha açık bir ifadeyle Türkiye Komünist Partisi için, bir tarafta müttefik güçler ve onları destekleyen İtilafçılar, diğer tarafta onlardan hiçbir farkı olmayan ve fakat maske ile ortaya çıkan eski İttihatçılardan oluşan Kuvva-i Milliye hükümeti olduğunu ve iki hükümetle de hiçbir alakası olmadığını beyan eder. Dünya devriminin bir ordusu olarak kızıl bayrak altında bütün dünyadaki komünist yoldaşlarıyla beraber çalışmayı en öncelikli görevlerinden sayan Türkiye Komünist Partisi, bu yoldaşlarını coşku ve samimiyetle selamlamayı bir onur sayar ve onların zaferlerini kendi zaferi olarak görür. Yaşasın enternasyonal sosyal devrim!8

Türkiye Komünist Partisi'nin, Kemalist ulusal kurtuluş hareketini ve Türkiye sınırları içerisinde faal olan bütün burjuva siyasetlerini reddeden bu tutumu, partinin Eskişehir şubesince de paylaşılmaktaydı. Eskişehir İl Komitesi Kuvva-i Milliye ve TBMM'yi şöyle açıklamaktaydı:

Bir tarafta İtilaf devletleri ve en zalimleri olan İngiliz, Yunan ve Ferit Paşa  Hükümeti, diğer tarafta milliyetçiler mevkilerini tuttular ki şu şekilde mevcut durum  ortaya çıktı: ancak milliyetçilerin her tarafta ilçe ve şehir merkezlerinde  oluşturdukları ve seçilmiş adını verdikleri Kuvva-i Milliye tamamen burjuvalardan  oluştu; çünkü seçim zamanı para ve sonuçta nüfuz bütün varlığıyla vicdanlara  hakimdi.

Kuvva-i Milliye'ye dayanılarak her bölgeden çağırılan beşer milletvekili hemen  eskseriyetiyle bunlar tarafından oluşturularak seçildi. İşte bugün Milli Teşkilat'ın ve  Milli Meclis'in kaynağı ekseriyetiyle bu zengin kuvvetlerdir.9

Türkiye Komünist Partisi'nin kurulduğu dönem, Anadolu bir hayli hareketliydi. Milliyetçi çetelerin en güçlüsü olan Kuvva-i Seyyare'nin lideri Çerkez Ethem, tam da bu dönemde Ankara hükümetiyle açık olarak çelişkiye düştükten sonra Eskişehir'e dönmüştü. Eskişehir'in Çerkez Ethem'in kontrolü altında olması da, bu şehirde TKP için daha farklı olanaklar açmaktaydı. Şerif Manatov'un şehirdeki çalışmaları Eskişehir'deki Sosyalist Fırka şubesinin tamamının TKP'ye katılması sayesinde bu kentte partinin kontrolünde iki matbaa vardı ve kısa süre içerisinde bu matbaalardan parti programının yanı sıra bol miktarda bildirge ve brolüş basılmaya başlanacaktı.10 Salih Hacıoğlu, iki yıl sonra bu dönemdeki faaliyetleri şöyle anlatacaktı:

Bunlar Eskişehir'de açıkça halka ücretsiz dağıtıldığı gibi cepheye ve özellikle  Ethem'in çetesine ikiyüzer nüsha gönderildi ve Ankara ve çevresindeki köylere ve  Anadolu'nun hemen her tarafına gizli olarak dağıtıldı. Halk üzerinde çok önemli bir  etki yapan bu bildirgeler Mustafa Kemal Paşa'yı son derece öfkelendirdi.11

Milliyetçiliğin her türünü lanetleyen ve Kemalistlerle TBMM'ye tamamen karşı çıkan TKP'nin Çerkez Ethem'e ve onun komutasındaki Kuvva-i Seyyare'ye bakışı neydi? TKP'nin Çerkez Ethem'i herhangi bir dönem doğrudan desteklediğini söyleyemeyiz. Bununla birlikte, özellikle Eskişehir'de ilk başta bu şehirde örgütlenmeye çalışan TKP liderlerinin özellikle Çerkez Ethem'in siyasi sözcüsü konumundaki Arif Oruç ve Seyyare Yeni Dünya ile bir dirsek teması olmuştu. Seyyare Yeni Dünya'nın ilk üç sayısında Şerif Manatov'un yazıları çıkacaktı.12 Öte yandan, Şerif Manatov'un Eskişehir'den ayrılmasının ardından, Seyyare Yeni Dünya'ya milliyetçi ve İslamcı bir hava hakim olmaya başlayacaktı ki daha sonrasında şehre dönen Ziynetullah Nevşirvanov ile birlikte dönen Manatov'un bu konuda Arif Oruç ve Çerkez Ethem'e yönelttiği eleştiriler etkisiz kalacaktı. Manatov ve Nevşirvanov özellikle bu noktadan sonra Arif Oruç ve Çerkez Ethem'e karşı daha dikkatli olmaları gerektiğini düşünmeye başlamakla birlikte, Arif Oruç'un Seyyare Yeni Dünya'da, Yunus Nadi'nin çıkarttığı Yeni Gün gazetesinde Komünist Enternasyonal'in İkinci Kongresi'nin Doğu Halklarına Çağrısı'nın Kemalistler lehine çarpıtılmış bir çevirisinin yayınlanmasına karşı bir polemik başlatmasını sağlayacaklardı. Salih Hacıoğlu ise, Eylül ortalarında Eskişehir'e geldiğinde, Ankara'dan takip ettiği bu polemiğin ve büyük ihtimalle Ankara'da Mustafa Kemal ile Çerkez Ethem arasındaki gerginliğin de etkisiyle Arif Oruç ve Ethem'in güvenilir olduğunu savunacaktı.13

Öte yandan TKP siyasi olarak Çerkez Ethem'e, onun kontrolündeki Yeşil Ordu'ya veya TBMM'deki İttihatçı yandaşlarına hiçbir şekilde ve hiçbir noktada siyasi bir destek sunmayacaktı. TKP'nin tutumu, daha ziyade, Çerkez Ethem ve Mustafa Kemal arasındaki çelişkiyi ve bu çelişkiden dolayı Çerkez Ethem'in Sovyet Rusya'ya bir hayli yakınlaşmasından doğan ortam ve olanakları, kendi propagandasını ve örgütlenmesini yapmak amacıyla kullanmak olarak tanımlanabilirdi. Parti, propaganda çalışmasında Çerkez Ethem'e yönelik özel bir eleştiri yapmasa da, Ethem'in Kuvva-i Seyyare'sinin parçası olduğu genel Kuvva-i Milliye hareketine dair netti. Dahası yayınlanan ilk TKP bildirilerinden biri Bolşevikler ve İttihatçılar başlığıyla, İttihatçılara karşı yazılmıştı:

Bolşeviklik, bildiğimiz anlamda particilik demek değildir. Bolşevikler dünyada  sosyalizmi yerleştirmeye azmetmiş bir insanlık zümresidir.

(...)

İttihatçıların her türlü fenalığını, ahmakça ve budalaca ve cahilce hareket ve  yaptırımlarını ve baskıcı yönetimlerini bir tarafa bırakalım. Yolsuzluk ve rüşvetin  adını bedava koyarak ülkenin her yerinde ahlaksızlığı son noktaya vardıran, hırsızlığı  göklere çıkartan o zalim idare adamlarının yoktan meydana getirdiği servetler, savaş  zenginleri hatırlardan nasıl silinir? Çıkıp da bu şeytani ruhlar, yüce Bolşevik ismini  nasıl taşıyabilirler? Hayır arkadaşlar hayır! Türkiye Bolşevikleri arasında yüzü kara  ve elleri kanlı olan ne bir İttihatçı ne de (...) bütün dünya işçi ve fakirinin düşmanı  olan İngiliz menfaatleriyle el ele veren İtilafçılardan bir kişi bile bulunması imkan ve  ihtimali yoktur.

Genel kanıda oluşan bu şüphe ve tereddüde yalnız bir açıdan hak verilir. O da pek  kurnaz ve şeytan doğalı olan İttihatçı sülükleri tanılmadıkları yerlerde Bolşevikler  arasına karşabilir, sokulabilir ve bu mümkündür. Fakat bunlar ne kadar şeytanlık ve  samimiyet gösterirse göstersin, çok geçmez foyaları meydana çıkar. Ve çıkacaktır ve  meydana çıkınca da derhal layık oldukları muameleyi göreceklerdir.

Yalnız şurasını da belirtmek gereklidir ki Türkiye Bolşevikleri bütün namuslu  insanları kendi arasında görmekten övünç duyarlar. Bu nokta dolayısıyla eski  partilerden hangisine dahil olursa olsun, fakir halkın zararına çalışmamış, zulüm ve  gaddarlık etmemiş, ve son moda tabirle bedavcılığa karışmamış, namus ve erdemiyle  tanınmış her vatandaş Türkiye Komünistleri arasına girebilir.14

Sonraki dönemde Anadolu'daki komünistler arasında Çerkez Ethem'in Kuvva-i Seyyare'sini Ukraynalı anarşist Nestor Makhno'nun komuta ettiği Ukrayna Devrimci İsyan Ordusu'na benzetme eğilimi ortaya çıkacaktı.15 Bununla birlikte bu dönemde faal olan TKP önderlerinin, Kuvva-i Seyyare ile düzenli ordu arasındaki çelişkiye dair görüşleri daha sonra farklılaşacaktı. İlginç bir şekilde dönemde Çerkez Ethem ve Arif Oruç'a daha şüpheli bakan Ziynetullah Nevşirvanov, sonraki yıllarda Kuvva-i Seyyare'nin Mustafa Kemal'in düzenli ordusu ile çatışmasına sınıfsal bir içerik yükleyecekti.16 Buna karşılık, ilkin Çerkez Ethem ve Arif Oruç'a daha safça yaklaşmış olan Salih Hacıoğlu, sonrasında Kuvva-i Seyyare ile düzenli ordu arasında çatışmayı, milliyetçi hareket içerisinde oluşacak birleşik ordunun başkumandanının kim olacağının belirlenmesi için ortaya çıkan bir durum olarak tahlil edecekti.17

1920'nin Eylül ayının sonlarına doğru, Şerif Manatov Mustafa Kemal'in askeri polisince Eskişehir'de tutuklanarak Ankara'ya götürüldü. Manatov, sorgulamada konuşmadığı için Ankara'da bir bodruma kapatılacaktı. Bu sırada, Jan Upmal-Angarskiy'nin başını çektiği Sovyet heyeti Ankara'ya geldiler. Mustafa Kemal'in temsilcileriyle görüşen Upmal-Angarskiy, Manatov'un nerede olduğunu sorunca onun Eskişehir'de bir gazete çıkartmakta olduğu söylendi, sonrasında Manatov gizlice sınırdışı edildi. Bu dönemde partiye yönelik baskılar artmış ve illegalite koşulları sertleşmişti, bu da parti yönetimini savunmaya çekilmeye itecekti.18 Bu gelişme, partinin Merkez Komitesi'nde zorunlu değişiklikleri getirecekti. Manatov'un sınırdışı edilmesinin ardından Upmal-Angarskiy, Hüseyin Hüsnü ve gelen heyetin geri kalanı partinin Merkez Komitesi'ne dahil edildiler. Hüseyin Hüsnü, bu süreçte Rusya'ya dönmüş, yeniden Türkiye'ye gönderilmiş fakat yolda Denikin'in Beyaz karşı-devrimcilerinin eline geçmiş, bir süre Sivastopol'de hapiste yattıktan sonra İstanbul'da İngilizlere teslim edilmiş, fakat burada hapisten kaçmayı ve Sivas'ta Upmal-Angarskiy'nin heyetiyle buluşmayı başarmıştı.19

Türkiye Komünist Partisi 1920'nin Aralık ayına kadar, başta 250-300 üyeli Ankara şubesi20 olmak üzere, Eskişehir, Kızılcahamam, Çamlıdere, Yozgat, Kastamonu, İnebolu, Şebinkarahisar, Alanya, Konya, Sivas ve Trabzon'da21, 350-400 kişiyi kapsayan bir örgütlenme kurmayı başaracaktı.22 Partinin bu diğer şehirlerde giriştiği örgütlenmelerin bazıları, Türkiye Sosyalist Fırkası'nın Eskişehir merkezli Anadolu örgütlenmelerinin ve özellikle Karadeniz'de Türkiye Komünist Teşkilatı'nın gönderdiği militanların kurduğu grupların TKP'ye katılmasıyla gerçekleşmişti.23 Parti, Ekim ayında gerçekleştirdiği konferansında, Sovyet elçilik görevlilerine hitaben kaleme aldığı mesajda şunları yazacaktı:

Burjuva ve emperyalist hükümetin çıkardığı bütün engellere karşın 14 Temmuz  1920'de hükümetten gizli olarak kurulan Türkiye Komünist Partisi şimdiye kadar gizli  propaganda yoluyla bir taraftan işçi ve köylüler arasında, öte yandan askerler  arasında, Bolşevizmin önemini anlatmaya çalıştı. Güçlüklere karşın parti beklenenin  üstünde sonuç aldı (...) Türkiye Komünist Partisi hükümetin partiye ve genel olarak  komünist harekete karşı şiddetli düşmanlığı konusunda vardığı kanının doğruluğunu  gösterecek birkaç örneği hatırlatmayı gerekli buluyor.24

Hatırlatılan bu örnekler arasında Karadeniz'de milliyetçi ordu tarafından yakalanan bir Bolşeviğin Ankara'ya getirilip işkencede öldürülmesi, başta Şerif Manatov olmak üzere bazı militanların tutuklanması, partili oldukları bilinen yoldaşların gizli polis tarafından sürekli izlenmeleri vardı. Upmal-Angarskiy ve heyeti, Ekim 1920'de Sovyet Rusya'yı temsil etmek üzere gelmiş bir ülkeye gelmiş kişilerin nasıl yerel komünist hareketin sorunlarına duyarlı olabildiğini ve hatta sahip oldukları devrimci deneyimi yeni militanlara yardımcı olmaya yönelik kullanabileceğini gösterecekti. Upmal-Angarskiy ve arkadaşlarının ardından gelen hiçbir heyet, böylesi bir çaba içine girmeyecekti.

Gerdûn

1Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 150

2Bilen, İsmail. “Türkiye Komünist Partisi MK Genel Sekreteri İ.Bilen Yoldaşın Konuşması.” Yeni Çağ - Barış ve Sosyalizm Problemleri Dergisi. Ocak 1975. s. 68

3 Tunçay, Mete. Eski Sol Üzerine Yeni Bilgiler. İstanbul: Belge Yayınları, 1982. s. 205

4Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 150

5Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 161

6Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 104

7Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 88-9

8Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 90-1

9Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 162

10Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 125, 150-1

11Hacıoğlu, Salih. “1922 Komintern 4. Kongresi İçin Rapor”. Derleyen: Erden Akbulut ve Mete Tunçay, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923). Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 125

12Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 166

13Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 151-2

14Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 91-2

15Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 151

16Nevşirvanov, Ziynetullah. “Türkiye İnklapçı Hareketinin Tarihiyle İlgili Materyaller”. Milli Azadlık Savaşı Anıları. İstanbul, TÜSTAV, 2006. s. 127-8

17Hacıoğlu, Salih. “1922 Komintern 4. Kongresi İçin Rapor”. Derleyen: Erden Akbulut ve Mete Tunçay, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923). Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 142

18Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 145

19Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 154

20Hacıoğlu, Salih. “1922 Komintern 4. Kongresi İçin Rapor”. Derleyen: Erden Akbulut ve Mete Tunçay, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923). Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 124

21Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 154

22Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 161

23Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 169-170

24Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 133