Bangladeş'te İşçiler Alevler İçerisinde Yandılar

 

 

 

 

 

Bu yazı EKA'nın Hindistan şubesi tarafından kaleme alınmıştır.

Bugün dünya çapında bütün burjuva medyada konu, gelişmekte olan ülkelerin hareketlenmesi ve şaha kalkması. Ancak medya, bu yeni ülkelerin küresel kapitalist ekonominin lokomotifi olduklarına dair manşetler atmaya yanaşmıyorlar. Onların konumlanışlarının dünya kapitalizminin yoğunlaşarak büyüyen krizini çözme konusundaki önemlerine durmaksızın vurgu yapılıyor. Çin, Hindistan, Brezilya, vb. “gelişmekte olan” ülkelerin dünyanın yeni ekonomik güçleri olduklarına yönelik tartışmalar da yapılıyor. Bu ülkeler, dünya sermayesinin çok daha önemli ülkeleri haline geliyorlar.

Ancak, burjuvazinin kendi doğal ikiyüzlülüğünü örtmesine yarayacak olan bütün çabalar biraz daha imkansız ve işe yaramaz hale geliyor. Dünya sermayesinin maddi koşulları, bu maskeyi zorla paramparça ederek her geçen gün gizlenmesi zor hale getiriyor. Onun insanlık-dışı gerçekliği daha fazla açığa çıkıyor ve burjuvazinin bilim insanları ve onların savunucuları, sözde hümanistlikleri ile insan hakları ve değerlerine yönelik duyarlılıklarına dair tek bir söz edecek, övünecek durumda değiller. Galiba, bu insan hak ve değerleri işçi sınıfı için mevcut değil! Burjuvazi, işçi sınıfını kar üretecek herhangi bir makinenin herhangi bir parçasından farklı görmüyor!

Burjuva İkiyüzlülüğündeki Artış

Bütün bu burjuva propagandaların ardından, Bangladeş'teki en büyük tekstil fabrikası olan ve şehir merkezine de oldukça yakında bulunan Tazreen Fashions'ta Kasım 2012'de bir yangın meydana geldi. Resmi rakamlara göre 112 işçi bu yangında hayatını kaybetti. Ancak Bangladeş kapitalizminin bu suçu, dünyanın “daha medeni” ve suç ortaklığında daha hevesli olan dünya kapitalizminin diğer unsurları tarafından sahiplenildi. Bu “kaza”nın gerçekliği ile manşetler geçiliyorken aslında bir diğer taraftan bunun bir kader olmadığı ve kendiliğinden gelişen bir arkaplana sahip olmadığı, itfaiye görevlilerinin yaptığı açıklamalar ile açığa çıktı: dokuz katlı binada hiçbir geçerli güvenlik lisansı bulunmuyordu; sadece 3 katta böyle bir durum vardı.

Üst düzey bir hükümet araştırma komitesi olayın bir sabotaj olabileceği üzerinde durdu. Bu komitenin başındaki kişi ise Hindistan Güven Medya (HGM)'ye yaptığı açıklamada, yangın esnasında işçilere bunun bir yangın tatbikatı olduğu ve içeride kalmalarının söylendiğini belirtti. Ona göre, “bu bir kondaklama gibi görünüyor. Bu, ölenlerin içeride kalmaya zorlandıkları ve alevler içerisinde can verdikleri bir sabotaj”. İçişleri Bakanlığı'nın bir sekreteri olan Khandker'e göre ise durum şöyle: “Yangın başladıktan hemen sonra demir kapılar kapatılmış. Bu yüzden işçiler dışarıya çıkamamış ve suçun failleri, işçileri yangın tatbikatı nedeniyle içeride kalmalarını söylemiş. ... Eğer bu gerçekten bir yangın tatbikatı ise, işçilerin binayı en hızlı sürede terketmeleri gerekirdi”. Khandker, ülkenin en hızlı gelişen tekstil sektörünün uluslararası bir komployu ortaya çıkarttığı spekülasyonlarına rağmen, bu olayın ardındaki asıl nedeni ifade edemedi.

Uluslararası emek aktivistlerine göre, Bangladeş'teki tekstil fabrikalarının Walmart, Carrefour ve Tesco tarafından satışı yapılan Tommy Hilfiger, Gap, vb. markaları üretiyor. Fabrikadaki bu ölümcül kaza bir istisna değil. Bu tür kazalar, 'gelişmekte olan' Hindistan ve Çin gibi ülkelerdeki fabrikalarda da gerçekleşen olaylar. İşçi sınıfına mensup insanların genelinde varoan çalışma ve yaşam koşullarının kötüleşmesi ve güvenlik önlemlerinin daha da azaltılması, ekonomik ve askeri güç olarak yükselmenin en önemli önkoşulu haline gelmiş durumda.

Büyüyen burjuvazinin yanında, gelişmekte olan ülkelerdeki işçi sınıfı, artan açlık, sefalet ve yoksulluktan, yaşama ve çalışma koşullarının kötüleşmesinin artan oranda fazlalaşmasıyla acı çekerek hayatını yitiriyor. Dünyanın gelişmiş olan kesimminin burjuvazisi ve onun akıl danıştığı uzmanlar, dünyanın henüz 'gelişmekte' olan bu bölgelerindeki ülkelerdeki 'insanlıkdışı' çalışma koşullarından ötürü o ülkelerin burjuvazisini suçluyor. Ama dünya burjuvazisinin daha 'medeni', gelişmiş, 'insancıl' ve demokratik olan kesimleri, bu güvencesizlik durumunu gelişmekte olan ülkelerde kar oranlarını arttırmak ve dünya pazarından yeni paylar kapabilmek için kullanıyorlar! Ne ikiyüzlülük!

Günümüzün İktisadi Koşulları ve Kapitalizmin Buna Cevabı

Dünya sermayesi, otuzların başında kalıcı kriz dönemine giriş yaptı. Bu dönemin kesin olan kanıtı, 1929'daki büyük kriz tarafından adeta deklare edilmişti. Global pazarın göreceli doygunluğu, bunun köklerinde yatıyordu. Kapitalist üretim, geometrik ilerleme ile arttırılabilir ancak pazar sadece aritmetik bir eğri üzerinde genişler. Bu nedenle, üretilen ürün miktarı ile pazarın emilimini gerçekleştirebileceği toplam miktar arasında bir boşluk oluşması durumu sözkonusudur. Bu durum, kapitalizm-öncesi hammedde sektörünü ve değişimi zorlayarak daha değersiz hale getirirken kapitalist üretim ve pazarın kendisini daha çok tesis etmesi ve her geçen gün daha baskın hale gelmesiyle daha da kötüleşti. Durumun bu kötüye gidişi, büyük yıkıma ve devletin ekonomik ve sosyal hayata daha çok müdahale ettiği ikinci dünya savaşı ile baskılandı. Ancak kalıcı kriz çirkin yüzünü altmışların sonunda göstermeye başlamıştı. Bu da hiç hız kesmeden geçici borçlanma politikaları ve yapay pazar yaratmalarla devam etti. Bu uygulamanın sürekliliği onu daha istikrarsız bir konuma sürükledi. Gerçek bir çözüm bulmak mümkün değildi ve aslında sadece iki etkisiz çözüm ya alternatif ya da aynı zamanda farklı derecelerde uygulanıyordu. Bunlar daha fazla borç ve daha çok para basma tercihi ile kamu sektöründe tasarruf ve harcamalarda kesintiye gitme tercihleri idi. Çeşitli kapitalist gruplar aynı zamanda işyerlerindeki gerekli güvenlik önlemlerini azaltmaya gitme niyetindeydi. Sermaye bunu günümüzde de yapmaktan başka çaresi bulunmuyor.

Neden İşyeri Kazaları Bu Kadar Çok?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi sermaye güvenlik önemleri ve yaşama ile çalışma koşulları için daha az harcama yapıyor. Bu onun çöküş aşamasında süregelen varoluş koşullarının en önemli yanı. Karın peşinden koşmak, süreklileştirmek ve dünya pazarı pastasından üretim harcamalarını kısarak ve sömürüyü çoğaltarak, çalışma yükünü fazlalaştırarak pay almaya çalışmak, işyerlerinde -ulaşım sektörü de dahil- işyerlerinde artarak büyüyen ölümcül kazalara neden oluyor. Bu yüzden Bangladeş'teki talihsiz tekstil işçilerine olanlar, dünyanın diğer herhangi bir yerindeki işçi sınıfından insanın başına gelme ihtimali daha düşük değil. Bu türden kazalar ve işçilerin katledilmesi dünyanın her yerinde yaklaşmakta olan şu dönemde giderek artacağa benziyor. Ulaşım sektöründeki ölümler Avrupa ülkelerinde de artış göstermekte.

Bu tür ölümcül kazalardan kaçınmak için alınan etkili ve kusursuz önlemler ise sermayenin şu ya da bu kapitalist devletin şu ya da bu kapitalist kliğinin iyi niyeti ya da sorumluluğu ile alakalı bir konu değil. Bu, kapitalizmin içerisinden geçtiği dönemin somut koşullarının kaçınılmaz bir sonucu. Sadece bunun için değil, Avrupa'dan yıllar önce dışarı atıldığı öngörülen felaketler olan kolera, tüberküloz ve veba için de geçerli. Bunların hepsi Avrupa'da yeniden görülmeye başlandı.

Yaşam ve çalışma koşullarına artarak devam eden saldırılara başvurmak, kapsamlı ve durdurulamayan bir şekilde sermayenin kalbinde uygulanmaya devam ediyor. Sermayenin gelişkin fraksiyonları bunu kendileri hayatta kalmak için yapıyorlar. Ancak onlar bunu aynı zamanda oldukça profesyonelce, seçilmiş bir yoldan, yüksek dozda mistifikasyon ile yapmak zorunda da kalıyorlar. Onların giderek daha çok dümen kırdıkları bu bakışın sonunda üretim aparatı, özellikle de üretim sektörü sermayenin arka bölgelerine atılıyor. Gelişmekte olan ekonomilerdeki ucuz işgücü imkanı ve çalışma koşullarındaki kötüleşme onları gelişmekte olan ülkeler yapıyor. Sadece Bangladeş sermayesi değil, gelişmiş batı sermayeleri de bu işyeri katliamı ve işçilerin katlinden sorumlular. Burjuvazinin hepsi vahşi yalancılar, bu ölümlerden sorumlu ve katildirler.

Bol Bol Şaşırtma

Hükümet, medya ve devlet aparatının çeşitli kısımları, birçok işçinin tekstil fabrikasında barbarca katledilmesinin ardından günah keçileri yaratma konusunda oldukça meşguller. Aynı zamanda, ülke içinde ve Uluslar arası anlamda sermayenin çeşitli fraksiyonları hakkında komplo teorileri üretiyorlar. Bunların hepsi şu ya da bu şekilde aynı konumda olabilirler, olabilirlerdi. Ancak işçi sınıfının güvenliği ve komplo teorisi üretimi ile günah keçisi yaratma arasındaki benzerlik ayrılmaz biçimde sermaye ile doğrudan bağlantılı; özellikle de onun çöküş aşamasında. Onların tamamı gerçeği işçi sınıfından saklamaya, bugün gerçek katilin dünya kapitalist sistemi olduğu gerçeğini gizlemeye çalışıyorlar. Bugün binlerce insan dünyanın birçok yerinde açlık, sefalet, ızdırap, kıtlık, işsizlik, evsizlik, ağır hava koşulları, artan hava, su, çevre kirliliği, türlü hastalık, salgın, intihar, uyuşturucu bağımlılığı, alkolizm, terörizm ve savaşlar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Aynı zamanda insanlar artan açgözlülük ve rekabet kıskacında uluslararası sermaye fraksiyonlarının daha fazla kar için mücadelesi neticesinde ölüyorlar.

Günümüzde her kapitalist devletin yegane görevi dünyanın her yerinde ulus çıkarları ve yerli sermayenin çıkarlarını mümkün olabildiği en üst düzeyde koruyabilmek. Devlet günümüzde, sadece siyasi olarak değil iktisadi olarak da ulusal ekonominin kontrolünü elinde bulunduruyor. Bugün her ulus ekonomisi için hayatta kalma formülü, ekonomiye müdahaleden geçiyor. İşçi sınıfının yaşam ve çalışma koşullarının ve sömürünün giderek artması, bugünkü devlet uygulamalarının bir sonucudur. Ancak devlet bu konuda hiç renk vermez ve günah keçisi arama ya da şu veyahut bu kapitalist kesimi komplo teoriciliğiyle suçlamaya devam eder.

Bangladeş devleti sözkonusu fabrikanın çok uluslu giyim firmaları için tekstil ürünleri ürettiğini ve daha fazla kar için güvenlik kurallarının uygulanmadığını bilmiyor muydu? Tabii ki biliyordu. Ancak ironik bir şekilde bu kapitalist devlet yanarak ölen işçiler için kar oranlarını yüksek tutmak adına bir günlük ulusal yas ilan etti. Bütün bunlar kapitalist devletlerin sermayenin çıkarlarının savunusu içi ortaya koyduğu ikiyüzlülüğünün bir yansıması değil de nedir?

Bütün bu adımlar mücadele halindeki işçi kitlelerinin gözleri önüne bir perde çekerek onların ilerleyiş sürecini durdurmak yönlü çabalar değil midir?

Bangladeş'te İşçi Sınıfı Hareketleri

Bangladeş'te işçi sınıfının bu katliamın ardından gerçekleştirdiği güçlü ve şiddetli mücadeleler hakkında birçok bilgi var. Onlar otoritenin ihmalkarlığına, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmayışına, işçilerin yaşamlarına dikkat etmemelerine ve yaşam ile çalışma koşullarının kötüleşmesine karşı seslerini yükseltiyorlar. Bangladeş işçi sınıfı bizlere günümüzde sermayenin daha fazla kar ve dünya pazarının daha fazla paylaşılması için işçi sınıfının sömürüsünün yoğunlaştırılmasına doğru yol katetmesi gerektiğini gösterdi.

İşçi Sınıfı Ne Yapmalı?

İşçiler ciddi bir biçimde bütün bu olan bitene bu ölümlerle sonuçlanan işyeri kazalarının aydınlanması için tepki göstermeli, dünyanın bütün her yerinde, özellikle de sermayenin tarihsel olarak daha geriden geldiği bölgelerinde artan sayılarıyla sesini yükseltmelidir. Bu tepki onlara günümüz dünya kapitalist sistemine içkin olan işyeri cinayetleri ve katliamlarının çözümü için tek bir çare dışında başka bir çözüm olmadığını gösterecektir. Tek çözüm, enternasyonal işçi sınıfının gerçek düşman ve katil olan küresel kapitalist sisteme karşı mücadelesini yükseltmesinde yatıyor. Sermayenin yaşama ve çalışma koşullarına karşı tüm dünya çağında artan saldırılarına karşı uluslararası düzlemde birleşmesi ve bu acil mücadelelerin kapitalist devletlere karşı bilinçli siyasi bir amaç çerçevesinde geliştirilmesi gerekiyor. Dünyanın her yanında kapitalist devletlere karşı mücadele etmek ve onları yoketmek gerekiyor. Başka yolu yok.

S.