10. Karşı Devrimci “Ulusal Kurtuluş” Masalı

Ulusal kurtuluş ve yeni ulusların oluşumu
hiçbir zaman proleteryanın özel bir görevi olmamıştır. On dokuzuncu yüzyıl
devrimcileri bazı ulusal kurtuluş hareketlerine destek verseler de, bunların
birer burjuva hareketi oldukları gerçeğine dair herhangi bir yanılgıya sahip
değillerdi ve de bu hareketlere "ulusların kendi kaderini tayin hakkı" adına
destek vermiyorlardı. Bu hareketleri desteklediler; çünkü kapitalizmin yükseliş
döneminde ulus devlet, kapitalizmin gelişimi için en uygun temeli temsil
ediyordu ve yeni ulus devletlerin kurulması, pre-kapitalist toplumsal
ilişkilerin kısıtlayıcı izlerini ortadan kaldırarak üretici güçlerin dünya
ölçeğindeki gelişiminde ve sosyalizm için gerekli maddi koşulların olgunlaşmasında
gerçek bir aşamayı temsil ediyordu.[1]

Kapitalizmin çöküş dönemine girmesiyle
birlikte, ulus, kapitalist üretim ilişkilerinin tamamıyla birlikte, üretici
güçlerin gelişimi için çok dar bir hal aldı. Bugün, en eski ve güçlü ülkelerin gelişemediği
bir durumda, yeni ülkelerin resmi olarak kurulması hiçbir ilerleme sağlamıyor.
Emperyalist bloklar arasında bölünmüş dünyada her "ulusal kurtuluş" mücadelesi,
ilerici herhangi bir şeyi temsil etmekten çok, işçi ve köylülerin gönüllü
olarak ya da zorla ölüme gönderildikleri, rakip emperyalist bloklar arasında
sürüp giden bir çatışma alanı olabilir ancak. 

Bu mücadeleler hiçbir şekilde "emperyalizmi
zayıflatmazlar"; çünkü onun temeline, kapitalist üretim ilişkilerine meydan
okumazlar. Eğer bir emperyalist bloğu zayıflatıyorlarsa, bu sadece diğerini
güçlendirmek içindir. Çatışmalar sırasında ortaya çıkan yeni oluşumların
kendileri de emperyalist nitelik kazanırlar; çünkü kapitalizmin çöküş çağında
büyük ya da küçük hiçbir ülke emperyalist politiklar gütmekten kurtulamaz.

Mevcut dönemde "başarılı" bir "ulusal kurtuluş"
mücadelesi, söz konusu ülkedeki emperyalist efendilerin değişimini ifade eder.
Başarı, özellikle yeni "sosyalist" ülkelerde işçiler için devletçi sermayenin
sömürüyü derinleştirmesi, sistematikleştirmesi, militaristleştirmesi anlamına
gelir. Bu, "kurtarılmış" ulusun da bir tür toplama kampına sokulması demektir.
Bazı insanların öne sürdüğünün aksine, "ulusal kurtuluş mücadeleleri" Üçüncü
Dünya proleteryasının sınıf mücadelesi için kullanacağı bir sıçrama tahtası
yerine geçmezler. İşçileri, "yurtsever" aldatmacalarla ulusal sermayenin
arkasına alan bu hareketler, proleteryanın bin bir zorlukla yürüttüğü sınıf
mücadelesine de engel teşkil ederler. Komünist Enternasyonal'in önergelerine
karşın, tarihin son elli yılda fazlasıyla gösterdiği gibi "ulusal kurtuluş"
mücadeleleri ne gelişmiş, ne de geri kalmış ülkelerdeki işçileri mücadeleye
teşvik eder. Gelişmiş ya da geri kalmış ülkelerdeki işçilerin bu mücadelelerden
kazanacağı hiçbir şey, seçecekleri hiçbir emperyalist taraf yoktur. Bu
çatışmalarda, "ulusal savunmanın", "ulusal kurtuluş" giysilerine sokulduğu
günümüzdeki biçimine karşı durabilecek tek devrimci slogan, Birinci Dünya
Savaşı sırasında da kullanılan "Emperyalist savaşı iç savaşa çevirelim"
sloganıdır. Ulusal kurtuluş mücadelelerine "koşulsuz" ya da "eleştirel" destek
vermeyi savunan bütün pozisyonlar, bilinçli olsun ya da olmasınlar, Birinci
Dünya Savaşı sırasındaki "sosyal şovenistlerin" pozisyonuna düşmektedirler.
Dolayısıyla etkinliklerinin komünist faaliyetlerle hiçbir şekilde bağdaşırlığı
bulunmamaktadır.


[1] 1980'lerin sonunda doğu bloğunun yıkılması ve batı bloğunun
dağılmasıyla, ulusal kurtuluş mücadelesi, sermayenin sol kesimlerinin
proleteryayı herhangi bir emperyalist tarafa çekmek için kullandığı aldatmaca
olmaktan çıkmıştır. "Ulusal kurtuluş" masalı, kapitalizmin merkezi ülkelerinden
Rus emperyalist bloğunun çöküşüyle büyük ölçüde silindiyse de, yine de,
dünyanın bazı bölgelerinde hala hayattadır ve o ülkelerin işçilerini (Kafkas
cumhuriyetlerinde ve İsrail işgali altındaki bölgelerde olduğu gibi) birbirine
kırdırmak için kullanılmaya devam etmektedir.