13. “İşçi Partilerinin” Karşı Devrimci Niteliği

Burjuvazinin çeşitli kesimlerini
"sosyalizm", "demokrasi", "anti-faşizm", "ulusal bağımsızlık", "birleşik cephe"
veya "kötünün iyisi" adına "şartlı" veya "eleştirel" olarak bile olsa
destekleyen; politikalarını burjuvazinin seçim oyununa, sendikaların işçi
sınıfı karşıtı faaliyetlerine veya öz-yönetim yanılgısına dayandıran bütün
partiler ve örgütler sermayenin ajanlarıdır. Bu, özellikle sosyalist ve
komünist etikete sahip partiler için geçerlidir. 

Bir zamanlar dünya proleteryasının gerçek
öncüleri olan bu partiler, bir yozlaşma sürecinin sonucunda kapitalist saflara
katıldılar. Parçası oldukları Enternasyonal'lerin bu şekildeki ölümlerinin
(yapıları resmi olarak korunmuş olsa da) ardından, kendileri de hızla
ülkelerindeki burjuva devlet mekanizmasının (çoğu zaman önemli) dişlileri,
ulusal sermayenin sadık idarecileri haline geldiler.

Daha önceki yıllarda oportünizm ve reformizm
kangrenine boyun eğmiş olmaları Birinci Dünya Savaşı öncesinde burjuvazinin
tarafına geçmelerine neden olan sosyal şovenist sağ kanat liderliği altındaki
pek çok sosyalist parti bu durumun bir örneğiydi. "Ulusal savunma" pozisyonu
alarak İkinci Enternasyonal'in ölümünü belirleyen bu partiler savaş sonrasında
devrimci dalgaya karşı çıkarak, 1918 Almanya örneğinde olduğu gibi
proleteryanın cellatları olacak kadar ileri gittiler. Bu partilerin kendi
burjuva devletleriyle kaynaşması Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden
sonra farklı zamanlarda gerçekleşti; fakat bu süreç 1920'lerin başlarında son
proleter akımlar sosyalist partilerin saflarından atılıp Komünist
Enternasyonal'e katılınca sona erdi. 

Aynı şekilde Komünist Partiler de benzer
bir oportünist yozlaşmanın ardından kapitalist saflara katıldılar. Bu süreç
1920'lerin başından, Komünist Enternasyonal'in (1928'de "Tek Ülkede Sosyalizm"
teorisi kabul edildiği zaman gerçekleşen) ölümüne dek sürdü. Bu partilerin
kapitalist devletle tamamen kaynaşmaları, 1930'ların başında kendi
burjuvazilerinin silahlanmasına destek verip "halk cephelerine"katılmalarıyla
gerçekleşti. Sol fraksiyonların sert mücadelesi komünist partileri yozlaşmaktan
alıkoyamamıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında "Direniş" hareketlerinde ve
savaşın ardından "ulusal yeniden yapılanma" dönemlerinde aldıkları roller,
onların ulusal sermayenin sadık ajanları ve karşı-devrimin en saf imgesi
olduklarını doğruladı.

Bütün sözde "devrimci" akımlar, örneğin
burjuvazinin tarafına geçmiş partilerin değişik bir biçimi olan Maoizm,
komünist partilerin ihanetine proleter bir tepki verdikten sonra benzer bir
yozlaşma sürecine giren Troçkizm ve "anti-faşist ittifak" gibi sosyalist ve
komünist partilerin savunduğu kimi yaklaşımları yineleyen geleneksel anarşizm
aynı saflardadır: Sermayenin safları. Etkilerinin daha az veya söylevlerinin
daha radikal olması, programlarının burjuva temellerini değiştirmez, tam aksine
onları bu partilerin işe yarar çığırtkanları yapar.