Uludere'de Devlet Terörü

Önce internetten, Uludere'de kaçakçılık yapanların bombalanarak öldrüldüğü üzerine haberler yayılmaya başladı. Ortada bir çok rakam dolaşıyordu ve sanki bunlar nefesi kesilen, buz gibi soğukta ılık kanı akan ve ölen insanlar değildi de sadece rakamlardı. Bu insanların hepsi birer hayattı, kimisi dersane parası biriktirmek için gitmişti sınırın öteki tarafına, kimisi savaşta kaybettiği babasının yerini almak zorunda kaldığı için gitmişti. Sadece kazandıkları elli liraydı. Kürdistan'da bu parayı bile kazanmak oldukça zor olsa gerek ki bu yaştaki insanlar yaşamları pahasına katırlar sırtında yük yerine kendi cesetlerinin taşınacağı bu tehlikeli işi yapmaya mecbur kalmışlardı. Belki de bu işi yaptıkları için kendilerini şanslı sayıyorlardı, kimbilir.

Belki bir çoğumuz ilk defa "Sarhoş Atlar Zamanı"[1] filminde tanıdık sınırın iki tarafında katırlarla taşımacılık yapan bu çocuk işçileri. Herşey taşınıyordu katırların sırtında; otomobil lastiği, elektronik eşya, sigara ve daha bir çok şey. Orada anlatılan hikaye de gerçek yaşam üzerine kurulmuştu. Kaçakçı denilen bu çocuk işçiler, İran ordusu tarafından taciz ediliyordu ya da doğrudan hedef alınyordu. Filmde anlatılanların kurgu olmadığı, yaşadığımız bu acı deneyimle gözler önüne serildi.

Uludere katliamı burjuvaziyi ve onun gerçek yüzünü tanımak bakımıdan çok acı bir deneyim oldu. 35 genç insanın hiç düşünmeden katledildiğini gördük; bu durum da insanlığa bir kez daha kapitalizmin ve onunun siyasi emellerinin vahşetini gösteriyor. Biliyoruz ki; Kürdistan'da buna benzer olaylar daha önce de yaşandı. Belki ölenlerin sayısı bu kadar çok değildi ama birer birer insanlar öldürülüyordu. Ceylan Önkol'un havan topuyla öldürülmesi ve yine Hatay'da keklik avına çıkan köylülerin öldürülmesi olayları bunun en yakın örnekleri.

Aylardır süren askeri operasyonları cevvallikle ve yarışırcasına veren burjuva medya Uludere'de yapılan katliamı ilk önce sakladı, sonrasında ise yayınlamak zorunda kaldı. Elbette ki sansür devlet eliyle uyygulandı ve bu konuda bir kaç çatlak dışında burjuva medya su sızdırmadı, aynı zamanda sınıfsal konumunun gereği görevini söz birliği etmişçesine yerine getirdi. Katliam duyulduktan sonra ise kaçakçılığın Türk Devleti için ne kadar tehlikeli ve zarar verici bir faaliyet olduğunun propagandası yapıldı.

Katliam, istihbarat kazası olarak servis edildi. Mesele "istihbarat hatası" denilerek hedef saptırılmaya çalışıldı. Her zaman askerin geçişine izin verdiği bu iş, olayın yaşandığı gün askerin sınırdan geçiş sırasında ateş açıp geriye dönmelerini sağlaması katliamın hiç de istihbarat kazası olmadığını gösteren sadece bir veri ve buna benzer bir çok veri söz konusu. Daha fazlasını bilmek isteyenler bu adrese bakabilirler.[2] Tüm bunların hepsi bu katliamı haklı çıkarmaya yaramayacaktır. Bu çabaların beyhude olduğunu onlar da adları gibi bilmekteler.

Hükümet ve burjuva medya katliamın üstünü örtmek ya da meşrulaştırmak için kaçakçıların PKK adına çalıştıklarını döne döne söylüyolar. Bu bakımdan meseleyi PKK ile savaş eksenine çekmeye çalışıyorlar ve bunu da Kürt düşmalığı üzerine kurulmuş bir milliyetçilikle yapıyorlar. Yine sarıldıkları insanlığın yüz karası ve belası milliyetçilik. Meşrulaştırılmaya çalışılan bu katliamla başka katliamların da zeminini oluşturmaktalar. Zaten burjuvazi savaş uçağıyla olmasa da dolaylı yollarlar da katliamlar ve cinayetler işlemekte; zira bu onun sınıfsal konumu ve çıkarları gereği. Sadece Uludere'de değil, selde can veren kadın işçiler, Bursa'da yanarak ölen kadın işçiler, madende ölen işçiler ve erkek egemen anlayıştan kaynaklı işlenen kadın, eşcinsel cinayetleri kapitalizmin vahşeti ve sonucudur.

Kürdistan'da yaşanan bu emperyalist savaş ürünü katliamlar devam edecektir. Milliyetçilik üreten bu emperyalist savaş ancak Kürt ve Türk işçi sınıfının entenasyonal mücadelesiyle son bulabilir.

Gül

1 http://tr.wikipedia.org/wiki/Sarho%C5%9F_Atlar_Zaman%C4%B1
2 http://bianet.org/bianet/siyaset/135160-13-soruda-uludere-katliami