2012 - Mayıs

1 Mayıs: Burjuvazi için bayram, işçiler için mücadele günü

İşçilerin tarihte pratik olarak ortaya koydukları 1 Mayıs, enternasyonal mücadelenin ilk ciddi eylemlerinden birisidir. Bu özelliğinden kaynaklı da, hem işçiler hem de komünistler tarafından sahiplenilmelidir. İşçi sınıfı kendi tarihinden ne kadar çok öğrenirse o kadar ileri gidebilecektir. Bu genel yasa bize, 1 Mayıs'ın kendi tarihinde ortaya çıktığı dönemde iktisadi mücadele olarak başlasa da, genelleşerek siyasi bir içerik kazanmasıyla bir yol göstermektedir. Bugün işçi sınıfının ihtiyaç duyduğu şey de işte bu siyasi mücadeledir.

 

Burjuvalar, 1 Mayıs'ın mücadele ile dolu tarihinin üstünü karartıp, onu ehlileştirerek işçi sınıfndan söküp almaktadır. Bunu yapmak için de işçi sınıfını kandırıp onu kendi sömürü koşullarına tabi kılmak için kullandığı araçları tekrar devreye sokmuştur. Bunların en başında burjuva demokrasisinin parçası haline gelimiş olan sendikaları kullanmaktadır. 1 Mayıs'lar sendika eylemleriyle, burjuva demokrasisine balans ayarı yapma görevini yerine getiren muhalif bir karnavala dönüştürülmekte. Bu karnavalın sendikalar aracılığıyla burjuvazinin organizasyonu olduğunu anlamak, görmek ya da farketmek için 2010 yılında “Direnişteki İşçiler Platformu”nun kürsüyü işgal etme ihtiyacını ortaya çıkarmasını örnek verebiliriz.

 

1 Mayıs'ın bayram olarak nitelendirilmesi karnavalcıların icadıdır. İşçilerin iş kazaları sonucu katledildiği bu dönemde 1 Mayıs'a bayram demek burjuva hissiyatına sahip olmaktır.

 

Biliyoruz ki, bugün resmi tatil; ama işçi sınıfının önemli bir bölümü şu anda çalışmaya ve burjuvalar için üretmeye devam etmekteler. Buradadan da gördüğümüz gibi sendikaların ve burjuva solunun iddia ettiği gibi 1 Mayıs'ın resmi tatil ilan edilmesi işçiler için bir kazanım değil göz boyamak, kafa karıştırmaktan başka bir şey değildir. Burjuva demokrasisi geliştiren sendikalar ve burjuva solu, 1 Mayıs'ın asıl özünden koparılıp burjuva demokrasisinin süsü haline getirilmesine en büyük katkıyı yapmaktalar. Biz komünistler ve işçiler 1 Mayıs'ı alanlarda kortejler halinde yürümeye sıkıştırmaktan çıkarıp işyerlerine yaymalıyız.

 

Son yıllarda tüm 1 Mayıs'lar ekonomik kriz içine girmiş olan kapitalizmin saldırıları altında geçmekte. Kuşkusuz bu gün de işçilerin yaşadığı en temel sorun bu krizin etkileridir. Giderek derinleşen ekonomik kriz beraberinde savaşları, yıkımları ve barbarlığı da getirerek burjuva hükümetlerin savaş çığlıklarını atmalarına neden olmakta. Ortadoğu ve Suriye'deki emperyalist kapışma bunun en somut örneğidir. Biz komünistler ve işçiler ancak emperyalist savaş çığlıkları karşısında işçi sınıfının uluslararası mücadelesini savunabiliriz; bunun dışındaki her türlü tutum işçi sınıfı için ölümcüldür.

 

Kapitalizmin girmiş olduğu ekonomik kriz giderek yıkıcı sonuçlarını hissettirmeye başladı. Kapitalist sermayenin giderek zayıfladığı bu dönemde burjuvalar zayıflayan sermayelerini yeniden eski haline getirmek için işçilerin başta emeğine ama eskisinden daha fazlasına ihtiyaç duymaktalar. Onlar sermayelerini ancak işçilerin emeklerine daha fazla el koyarak doyurabilmekteler. Çünkü kapitalist sermayenin ayakta kalabilmesinin temel koşulu işçilerin varlığıdır. Ama kapitalistler daha çok acıkan sermayesini doyurmak için daha fazla işçi kanını emmek, işçileri daha fazla sömürmek ve hatta işçileri daha fazla öldürmeye ihtiyaç duymaktalar. Artan iş kazaları işte bu kapitalist açlığın sonucudur.

 

2011 yılı ve 2012 yılının ilk dört ayında iş kazaları ve onların sonucunda çok sayıda iş cinayeti meydana geldi. Adana'da baraj inşaatında tebdirsizlik sonucu baraj kapağının patlamasıyla 8 işçi baraj sularına kapılarak yaşamını yitirdi. Esenyurt'ta inşaat şantiyesinde çadır yangınında 11 işçi yaşamını yitirdi, Erzurum'da, Kahramanmaraş'ta, Tuzla tersanelerinde ve daha bir çok yerde yaşanan bu ölümlü iş kazaları kapitalizmin yok ediciliğini, vahşiliğini gösteriyor. Son yıllarda iş cinayetleri ve iş kazalarının artmasındaki temel gerçeklik ise kapitalizmin ekonomik krizi, azgın piyasa rekabeti, esnek üretim sonucu taşeronlaşmadır. Yaşanan tüm iş cineyetlerinin temelinde aşırı kar ve piyasa rekabetinde güç kazanma güdüsü yatmaktadır. Ekonomik kriz içindeki kapitalizm her yanından kan damlayan zayıflayan sermayesini ancak bu şekilde doyurabilmektedir. Onun yaşamasının başka kaynağı yoktur. Ancak işçileri her anlamıyla israf ederek yaşayabilmektedir.

 

Tüm dünyada işçi sınıfının başına bela olan kapitalizm ve ekonomik krizi geçtiğimiz yıl içerisinde işçi sınıfı için zor koşulları orataya çıkarmakta. Başta Yunanistan olmak üzere Hindistan, İspanya, Güney Afrika ve bir çok ülkede kitlesel eylemlere sahne oldu. Çökmekte olan Yunan ekonomisinin gidişatını durdurabilmek için burjuvazi faturayı işçi sınıfına kesti. Yunan işçi sınıfı bu saldırılara Syntagma meydanında kitlesel eylemlerle ve genel grevlerle cevap verdi. İspanya'da yeni iş yasası çıkarılmak istenmekte ve buna karşı genel grev çağrısı yapıldı. Hindistan'da ise 100 milyon işçinin katılımıyla en kitlesel grev gerçekleşti. Talepleri ise, ulusal bir asgari ücret, 50 milyon sözleşmeli işçi için kalıcı iş, (geride kalan son iki yılın tamamında %9'un üzerinde olan) enflasyon ile mücadele için hükümet önlemleri, tüm işçiler için emeklilik gibi sosyal güvenlik yardımları, iş kanunlarının daha iyi uygulanması. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan bu eylemler ekonomik krizin etkilerine karşı işçi sınıfının gücünü ve cevapsız olmadığını gösterdi.

 

Türkiye'de ise sendikaların organize ettiği grevler yapılmakta. Bu grevlerin en tipik özelliği tepeden alınan kararlarla profesyonel sendika eylemleri biçiminde olması. Bu durum işçi sınıfını çıkmaz bir sokağa sürüklemekte ve gücünü yok saymakta. Eğitim-Sen'in 28-29 Mart'ta yaptığı 4+4+4 grevi bunun en somut örneği. İşçi sınıfı içinde yayılmayan bu eylemler, sınıfın sadece küçük bir azınlığını kapsamakta ve bu küçük kısmı dışında ise işçi sınıfıyla hiçbir ilişkisi bulunmamakta.

 

İşçi sınıfının enternasyonal mücadelesinin simgelerinden biri olan 1 Mayıs, ne kadar içeriğinden yoksun bırakılmaya çalışılsa da ya da bayram adıyla karnavala dönüştürülse de, içeriği ve tarihsel anlamıyla işçi sınıfına malolmuştur. Bugün ihtiyacımız olan renkli kutlamalar ya da eylemin hangi meydanda yapıldığı değil, 1 Mayıs'ı ortaya çıkaran sınıf kimliğinin yine işçi sınıfı tarafından ortaya çıkarılmasıdır. Bunun nerede ve ne zaman ortaya çıktığından ziyade asıl önemli olan, işçi sınıfının enternasyonal anlamda böyle bir sınıf karekteriyle hareket etmesidir.

 

1 Mayıs, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günüdür!

 

Enternasyonal Komünist Akım

Tags: 

EKA’ya Nasıl Yardım Edebilirsiniz?

İnsanlığın karşısında bulunduğu durumun ağırlığı gün geçtikçe daha da belirgin hale geliyor. Dünya kapitalist ekonomisi, kırk yıl boyunca açık iktisadi krizle başetmeye çalıştıktan sonra, gözlerimizin önünde kırılmakta. Doğanın yıkımının ortaya attığı perspektifler, her yeni bilimsel araştırmayla daha karamsar suretlere bürünüyor. Savaş, açlık, baskı ve yolsuzluk milyonların günlük hayatının parçası haline geldi.

Aynı zamanda işçi sınıfı ve toplumun öteki ezilen tabakaları kapitalizmin fedakarlık ve tasarruf taleplerine direnmeye başlıyorlar. Toplumsal kalkışmalar, işgaller, eylemler ve grev hareketleri Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya ve Kuzey ve Güney Amerika’ya bir dizi ülkede patlak vermiş durumda.

Bütün bu çelişki ve çatışmaların ortaya çıkması, devrimcilerin hızla evrilen bir durumu tahlil edebilecek, sınırları ve kıtaları aşıp birleşik bir sesle netçe konuşabilecek, sömürülenlerin mücadelelerine doğrudan katılıp mücadelelerin yöntem ve hedeflerini netleştirmelerine katkı sunabilecek bir örgütünün faal bir varlığının gerekliliğini her zamankinden de fazla ortaya koyuyor.

EKA’nın güçlerinin, karşı karşıya olduğumuz devasa sorumluluklarla kıyasladığımızda fazlasıyla kısıtlı olduğunu gerçeğini saklamak anlamsız olacaktır. Dünya genelinde düzenin krizine devrimci cevaplar arayan yeni bir kuşağın ortaya çıktığını görüyoruz fakat örgütümüzün genel hedeflerine sempati duyanların EKA’yla temasa geçmeleri ve EKA’nın eyleme ve büyüme kapasitesine kendi katkılarını yapmaları temel bir öneme sahip.

O konuya da değineceğiz ama burada yalnız örgütümüze katılımdan bahsetmiyoruz. Siyasetimizle genel olarak hemfikir olanlardan gelecek her türlü destek ve yardıma değer veriyoruz.

Nasıl yardımcı olabilirsiniz?

İlkin, bizimle tartışarak. Mektupla veya e-mail ile bize yazın, veya online tartışma forumuza katılın. Açık toplantılarımıza ve ilişkide olduğumuz arkadaşlar için düzenlenen toplantılarımıza katılın. Görüşlerimize, tahlillerimize, yazım tarzımıza, internet sitemizin çalışma biçimine ve daha başka pek çok meseleye dair sorular sorun.

İnternet sitemiz ve yayınlarımız için, ister katıldığınız toplantılara dair izlenimlerinizi, ister işyerinizde, sektörünüzde veya mahallenizdeki gelişmeleri yazın veya daha gelişmiş makalelerle teorik katkılar yapın.

EKA’nın yayın yaptığı pek çok dilden pek çok dile çeviriler yapmamıza yardımcı olun: EKA’nın İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Almanca, Felemenkçe, İtalyanca, Portekizce, Macarca, İsveççe, Fince, Rusça, Türkçe, Farsça, Hintçe, Bengalce, Korece, Japonca, Çince ve Filipince dillerinde farklı boyutlarda web sayfaları bulunmaktadır. Her zaman bütün dillere çevrilmesini istediğimiz çok fazla yazı bulunuyor ki bunlardan bazıları örgütümüzün en temel metinleri. Eğer bu dillere veya başka dillere çeviri yapabiliyorsanız, lütfen bizi haberdar edin.

Sokakta yayın satışları ve grevlerde, eylemlerde ve işgallerde yayınlarımızı ve bildirilerimizi dağıtmak ve insanlarla konuşmak gibi açık faaliyetlerimize katılın. Siyasi toplantılarda müdahaleler etmemize yardımcı olun, kendi başınıza onlara gidin ve devrimci fikirleri savunun, internetteki tartışma sitelerinde tartışmalara katılın, Facebook’ta yazılarımızı paylaşın.

Eğer devrimci siyaset ve sınıf mücadelesi üzerine konuşmakla ilgilenen başkalarını tanıyorsanız, tartışma grupları, sınıf mücadelesi forumları veya benzer oluşumlar kurun. Böylesi grupların oluşturmanıza yardımcı olmaktan ve tartışmalara bizzat katılmaktan çok mutlu oluruz.

Fotoğraf, çizim, bilgisayar becerileri gibi pratik yeteneklerinizle yardımcı olun.

Düzenli bağışlarla, yayınlarımıza abone olarak, tanıdıklarınıza satmak veya yerel kitapçılara koymak için bizden yayın alarak çok kısıtlı olan kaynaklarımızı arttırmamıza yardım edin.

EKA’ya katılmak

Örgütümüze katkılarını üye olarak daha üst bir seviyeye çıkartmak isteyen yoldaşların bu taleplerini heyecanla karşılıyoruz.

Şüphesiz, her sempatizan örgütümüze katılmayacaktır, fakat üye olmanın proleter sınıf mücadelesi tarihinin mümkün olan en bütünlüklü biçimde bir parçası olmak anlamına geldiği kanısındayız. Proletarya, doğası gereği, kuvveti kolektif örgütlenme kapasitesinde olan bir sınıf ve bu olgu en başta her zaman komünist perspektifi egemen ideolojinin devasa ağırlığına karşı savunmak için örgütlerde birleşme eğiliminde olmuş devrimciler için geçerli. EKA’nın bir üyesi olmak, yoldaşların örgütümüz içerisinde sürekli devam eden tartışmalara katılmalarını ve sınıf mücadelesine müdahalemize en etkin katkıyı yapmalarını mümkün kılar. Örgütümüzün tahlillerini ve tutumlarını şekillendirmek için bireysel olarak militanın olması gereken yer örgütün içidir, örgütün geneli içinse üyeler güvenebileceği ve üzerinden faaliyetlerini dünya çapında geliştirebileceği yeri doldurulamaz bir kaynaktır.

EKA’ya katılmadan önce her yoldaşın marksist bütünlükle bağlı olan ve platformumuzda bulunan temel siyasi görüşlerimize dair derinlikli bir tartışma yapması gereklidir ki bize katılacaklar bunu içten bir ikna olmuşluk ile yapsınlar ve siyasi görüşlerimizi onları gerçekten anladıkları için savunabilsinler. Örgütsel tüzüğümüzün tartışılması ve yerel, ülkesel ve enternasyonal düzeyde nasıl kolektif olarak örgütlendiğimizi, kongrelerin ve merkezi organların işlevini, içsel tartışmalarımızı nasıl yürüttüğümüzü, üyelerimizden örgütün yaşamına nasıl katkı sunacaklarını beklediğimizi belirlerken işleyişimize kılavuzluk eden temel ilke ve kurallarda hemfikir olunması da aynı derecede önemlidir. Tüzüğümüzün ifade etiği temel yaklaşım Devrimci Örgütün Yapısı ve İşleyişi Raporu başlıklı yazımızda görülebilir.

Bu bağlamda, üyeyi yalnızca partinin programıyla hemfikir olan biri olarak değil, örgütün faaliyetleri üzerinden faal bir biçimde savunmayı hedefleyen ve dolayısıyla tüzüğünün taşıdığı işleyiş yöntemine katılmaya hazır biri olarak gören Bolşevik Partisi’nin geleneğini takip ediyoruz.

Bu bir gecede gerçekleşebilecek bir süreç değildir; zaman ve sabır gerektirir. Haksız biçimde Bolşevizmden geldiğini iddia eden Troçkistler ve diğer solcu grupların aksine, ne pahasına olursa olsun ‘adam kafalama’ peşinde değiliz ve onların üyeleri gibi bürokratik bir liderliğin oyunlarında piyonlardan başka bir şey olmayan üyelerimiz yok. Gerçek bir komünist örgüt, ancak üyeleri görüşlerini ve tahlillerini derinlemesine kavramışsa ve onları uygulamak ve geliştirmek yönündeki kolektif çabaya katılabiliyorlarsa serpilir.

Devrimci siyaset bir hobi değildir: sınıf mücadelesinin gereksinimlerine hem düşünsel hem de duygusal bir bağlılık gerektirir. Öte yandan devrimcilik keşişlik de değildir, insanın kendisini işçi sınıfının geri kalanından ve onun yüzleştiği kaygılardan kopartması anlamına gelmez. Biz üyelerimizin hayatlarının her yönünü kontrol etmeye çalışan, onları eleştirel düşünce geliştirmekten aciz fanatiklere dönüştürmek isteyen bir tarikat değiliz. Her üyemizin marksist teorinin her alanında ‘uzman’ olmasını, veya saflarımıza yazı yazmak veya konuşma yapmakta becerileri gelişmiş olarak katılmasını da beklemiyoruz. Bireysel yoldaşların farklı alanlarda farklı kapasiteleri olacağını kabul ediyoruz. Herkesin yeteneğine göre katkı sunması – yani bireysel enerjilerden en etkin biçimde yararlanmanın kolektifin görevi olması komünist ilkesi temelinde işliyoruz.

Devrimci bir örgüte katılmak hafife alınacak bir karar değil. Öte yandan EKA’ya katılmak, ortak bir amaç için mücadele eden dünya çağında bir yoldaşlığın parçası olmak anlamına geliyor, ve bahsettiğimiz amaç insanlığa gerçekten bir gelecek öneren tek amaç.

EKA, Kasım 2011

Tags: 

Peru ve Ekvador'daki Yeni EKA Şubelerine Merhaba

Bizler, EKA'nın Peru ve Ekvador'daki iki yeni şubesinin oluşumunu duyurmaktan çok memnunuz.

Örgütümüzün yeni bir şubesinin meydana gelmesi bizler için her zaman çok önemli bir olay olmuştur. İlk olarak onun zorluklarına rağmen uluslararası bir ölçekte devrimci azınlıkları dünya proletaryasının kapasitesinin ileri bir kanıtı olarak yükseltecek ve ikincisi bunun anlamının örgütümüzün küresel varoluşunu güçlendirecek olması nedeniyledir.

EKA'nın iki yeni şubesinin kuruluşu, işçi sınıfının 2003'ten bu yana bilincinde ve 1989 olaylarını takip eden militanlığında geri çekilmenin uzun döneminden toparlanmaya başladığı yerde meydana geldi.[1] Bu toparlanma dünya kapitalizmi ile yüzleşen çıkmaz sokağın büyüyen bir farkındalığı ve enternasyonal ölçekte iletişim isteyen, kendileri içerisinde birçok soru soran, devrimci bir uyum arayan ve işçi sınıfı mücadelesinin gelişimi için perspektifleri tartışan devrimci azınlıkların ortaya çıkması bütün bir dizi mücadeleler ile ifade edildi. Bu çevrenini bir kısmı komünist sol pozisyonlara döndü ve bu unsurların bazıları örgütümüze katıldılar. Böylece 2007'de Brezilya'da bir EKA hücresi yaratıldı.[2]. 2009'da Filipinler ve Türkiye'de iki yeni şubenin kuruluşunu selamladık.[3]

İki yeni şube aynı zamanda örgütümüzün ve militanların, örgütümüze katılsa da katılmasa da, komünist fikirler bulmaya çalışan grup ya da bireylerin politik tartışma ve netleşmelerinde yer almalarına yönelik bir sürekli çabalarının ürünüdür.

Yeni şubelerimiz bize dahil olmadan önce bu tip topluluklar Ekvador'da olduğu gibi EKA'nın görüşleri çevresinde siyasi netleşmeye yönelik dönüş yaptılar ya da Peru'da olduğu gibi farklı siyasi geçmişlerden geldiler. Her iki durumda da EKA ile onun platformu temelinde sistematik tartışma yoluyla olduğu gibi diğer siyasi güçler ile de tartışmalar geliştirdiler. Onlar daima uluslararası ve ulusal durumun önemli olayları üzerine pozisyon almada bir taahhütleri vardı. Bugün, ilişki açısından çok zengin bir gruba evrilmeye devam ediyorlar.

Güney Amerika temelinde ve EKA'nın günümüzde Venezuela, Meksika ve Brezilya ile çoktan varolduğu Latin Amerika'da bu iki yeni şube İspanyolca dilinde EKA'nın müdahalesini güçlendirecekler.

EKA'nın tamamı bu yeni şubeleri ve onları oluşturan yoldaşlara samimi ve kardeşçe selamlıyor.

EKA, Nisan 2012


1. Stalinizmin çöküşü sahtekarlıkla komünizmi ve Rus devriminin dejenerasyonunun uyanışında doğu ülkelerinde gelişen devlet kapitalizmi biçimini tanımlayan devasa burjuva kampanyalarını bir kez daha arttırdı.

2. Bu ifadelerin bazıları EKA'nın İspanyadaki ve EKA Online'ın İspanyolca'daki Accion Proletaria'da yayınlandı.

 

Tags: 

Spratly Çatışması : Filipinler ve Çin İşçileri, Birleşin!

“Dünyanın bütün işçileri, birleşin!”. Kapitalist bir düzen altında bu doğru ve gerçekliktir. Biz işçilerin ulusal çıkarları ya da enternasyonalist bir sınıf olarak yan tutacağımız ve savunacağımız ulusalcılık yoktur. Dünyanın her neresinde bulunuyorsak bulunalım bizler sermaye ve yerel devlet tarafından sömürülür ve zulmediliriz.
 
Yurtseverlik ve ulusal çıkarlar sadece tek belirli sınıfa hizmet eder. Tarih bize egemenliğin, vatanseverliğin ve devletin, kontrol etmek ve işçi sınıfı ve geri kalan emekçi kitleleri sömürmek için sadece burjuvazinin çıkarına hizmet ettiğini öğretti.

(Herbiri küçük zengin kaynak adasına sahip olmayı talep eden) Filipinler ve Çin burjuvazileri arasındaki mevcut Spratly adaları soğukluğu "ulusal egemenlik" ve “bölgesel entegrasyon” için ağlıyor. “Ulusal birlik” ve “ulusal toprağın savunusu” için çağrılar yansıyor. Burjuva medya şimdi tek ırk ve ulusu, kapitalistler ve işçilerin kardeş ve müttefik olduğunu telkin ederek emekçi kitlelerin zihinlerini zehirliyorlar.

Burjuvazi bütün ülkelerin işçilerine “anavatan aşkı”nı işçileri bölmek, çarpıştırmak ve katletmek için enjekte ediyor.

Spratly adaları üzerinde bölgesel ihtilaf: Asya'da daha çok kar ve emperyalistler-arası rekabet için ihtilaf

Spratly adaları üzerinde sadece Çin ve Filipinler arasında ihtilaf yok. Vietnam, Tayland ve Malezya[1] gibi diğer ülkeler onlarla ağız kavgası yaptılar ve Brunei[2] bu zengin kaynak adası için açıklama yaparak onlara katıldı. Her ülkenin temeli onların “ulusal egemenlik”leri[3] değil, uzun sömürgeci saldırganlık tarihidir.

Spratly Adaları üzerinde anlaşmazlık yaşayan her ulusal burjuvazinin en temel nedeni daha fazla kardır. Her kim bugünkü anlaşmazlıktan galip çıkarsa, bunlar Çin'in ve Filipinlerin emekçi kitleleri değil, hükümet, bürokratlar ve kapitalistler olacaktır.

Diğer bir temel neden ise ulusal burjuvazilerin rekabet ettiği emperyalist çıkarlar; Çin, Vietnam, Tayvan ve ABD'nin üzerinde ihtilaf yaşamasının asıl nedeni Spratly Adaları'nın bir askeri üs için stratejik bir geçiş yolu olması. Günümüzde Çin ve (bir ABD müttefiği olan) Vietnam arasında onyıllardır sürtüşmeler ve silahlı çatışmalar yaşanıyor.

Açıkça Spratly adaları üzerindeki bu sürtüşme, Asya'da Çin ve ABD'nin emperyalist çekişmesinin bir parçasıdır. Kapitalizmin küresel krizinden ötürü hırslı emperyalist Çin'in kendi bölgesini bir genişletme ihtiyacı var. Bir numaralı emperyalist güç, ABD bunu biliyor ve bütün çabasını Asya'da ki[4] sınırlarını güçlendirmek ve korumak için veriyor.

Ulusal sermayeler işçi sınıfına karşı birleşti

Farklı kapitalist gruplaşmaların doğal rekabetine rağmen, ulusal sermayeler işçi sınıfına saldırmada yekparedir.

Ulusalcı/yurtsever ideoloji, işçileri zehirlerken, yarışan ülkeler arasındaki diplomatik ve iktisadi işbirliği devam eder.[5] Bu yarışan partiler nüfusunun bazı bölümleri ulusal egemenliği savunurlarken[6], onların kapitalistleri ve devlet bürokatları ziyafet çekerken ve Filipinler, Çin ve ABD'deki muadilleriyle cümbüş ederken, ekonomik ilişkilerini nasıl güçlendirebilecekleri hakkında konuşuyorlar. Diğer bir ifadeyle, onlar proletaryaya karşı saldırılarını nasıl yoğunlaştıracakları üzerine görüşüyorlar.

İhtilafa düşen ülkelerin ulusal burjuvazileri işçileri fazlasıyla sömürüyor ve onlara zulmediyor. Çin'de yüzbinlerce işçi kendi devletleri ve kapitalistlerine karşı neredeyse her gün yasadışı grevler veya eylemler düzenlediler. Vietnam'da düşük ücretler ve haksızlıklara karşı grevler gerçekleşiyor. Filipinli işçiler aynı konular ile yüzleşiyor ve bunları deneyimliyor. “Üçüncü dünya”nın proleterlerinin yüzleştiği zorluklar, özellikle ABD'deki, “birinci dünya” ülkelerindeki kardeşlerinin sıkıntılarından farklı değildir.

Her ulusal sermayenin temel ve merkezi konusu hoşnutsuz kitleleri “egemenlik hakkımızı çiğneyen” yabancı ulusa karşı kazanmak için tansiyon ateşini körüklemektir.

Milliyetçilik ve yurtseverlik zehrine karşı sınıf birliği ve mücadele

Kapitalist sınıf, yerel ya da dış, işçi sınıfının gerçek ve birincil düşmanıdır.

Biz ulusal burjuvazinin “ulusal egemenlik” ve “ulusal toprakların savunusu” çağrılarını desteklememeliyiz. Bu çağrının arkasındaki gerçek, işçi sınıfını daha çok sömürmek ve zulmetmek için burjuvazinin egemenliğidir; bu kapitalistlerin toprağının bizlerin özgür emeğinden daha çok kar sağlamasıdır.

Bunun yerine Filipinli ve Çinli işçiler olarak “kendi” ulusal burjuvazilerimizi devirmek için dünyadaki sınıf kardeşlerimiz ile birleşmeliyiz. Hükümetlerin tamtam sesleri ve koşullarımızı sadece kötüleştiren ve bizleri aşırı sömürü, ölüm ve yokoluşa sürükleyen, bizi bölen savaş tehditlerini mahkum etmeliyiz.

Biz mevcut soğuklukta, çekişen hiçbir partinin askeri karşılaşma ve saldırganlık kapasitesi ve çıkarı olmadığını biliyoruz.[7] Bunun yanı sıra, olası bir savaş propagandası onların yerel ulusal burjuvazisini yabancı burjuvaziye karşı destekleme bilincinden nispeten geride duran insanların bir bölümünün ilgisini çekebilir ve etkileyebilir. Çin ve Filipinler ulusal burjuvazilerinin temel ve merkezi meselesi emekçi kitlelerin zihinlerini milliyetçi şevk ve ideoloji ile zehirlemektir.

Yoldaşlar, Filipinli ve Çinli işçiler, tatlı sözlerle, yüzeysel nutuklarla ve “kendi” hükümetlerimizin zehirli propagandası ile kandırılmamıza izin vermeyelim! Sermayenin saflarımıza yönelik saldırılarına karşı mücadeleye devam edelim. Yerel ya da yabancı kapitalist sınıfın zulmeden ve sömürücü doğasını açığa çıkaralım. Bizler birliğimizi bir sınıf olarak güçlendirmeliyiz!

“Ulusal egemenlik” ve “ulusal birlik” bu kapitalist hapishanede bizi daima esir tutan zincirlerdir. Bunlar dünya işçi sınıfını bölen araçlardır. Milliyetçi çizgi hareketleri; uluslararası proleter hareketi daha fazla güçten düşürmek anlamına gelen hareketlerdir.

Filipinli ve Çinli proleterler, bunlar bizlerin çıkarları değildir ve Spratly Adaları'na kim sahip olursa olsun kazanacak hiçbir şeyimiz yoktur. Bizim çıkarımız yoksulluktan, ücretli köleler olmaktan kendimizi özgürleştirmektir. Bizlerin çıkarı kapitalizme son vermek ve zulmün ve sömürünün olmadığı bir toplum inşa etmektir. Bizlerin düşmanları Filipinler, emperyalist Çin ve tüm emperyalist ülkelerin hükümetleridir.[8]

Kapitalizm,emperyalizm çağında savaşların temel sebebidir. İnsanlık için kalıcı barış adına tek garanti kapitalizmin topyekün yokedilişidir.

 

DÜNYANIN BÜTÜN İŞÇİLERİ, BİRLEŞİN!

KAHROLSUN YEREL, DIŞ KAPİTALİST SINIF!

“KENDİ” ULUSAL HÜKÜMETLERİMİZİ VE MİLLİYETÇİ İDEOLOJİYİ DEVİRELİM!

KAHROLSUN EMPERYALİST ÇİN VE ABD!

KAHROLSUN DÜNYA EMPERYALİST DÜZENİ!

 

Internasyonalismo

28 April 2012

 

[1] http://www1.american.edu/ted/SPRATLY.htm.

[2] http://en.wikipedia.org/wiki/Spratly_Islands_dispute.

[3] Uluslar arası hukuk dışında, Filipinler, İspanyol sömürgeciliği döneminden bu yana Scarborough Shoal'a sahip olma iddialarında Vietnam'ın Fransız sömürgeciliği döneminden beri yaptığı gibi ısrar ediyor. (http://globalnation.inquirer.net/34031/ph-sovereignty-based-on-unclos-principles-of-international-law). Ve emperyalist Çin aynı çizgi boyunca konumlanıyor. (http://en.wikipedia.org/wiki/Spratly_Islands#cite_note-encarta-23).

[4] Asya'da emperyalist Çin ve ABD arasındaki güç dengesinde, Çin'in tek müttefiği Kuzey Kore. Bu, Asya'da ABD'yi ve yarış eden rakip ülkeleri birincil düşman ve “ikincil düşman” ya da “taktik müttefikler”yapmıyor. Dünya proletaryasının birincil düşmanı dünya burjuvazisidir.

[5] Filipinler ve Çin arasındaki ekonomik ilişki genişleyerek sürüyor (http://www.mb.com.ph/articles/346111/robust-philippineschina-trade-relations), aynısı Çin ve ABD ile (http://www.census.gov/foreign-trade/balance/c5700.html). Aslında, Çin, ABD'nin en büyük kredi sağlayıcısı (http://money.cnn.com/2011/01/18/news/international/thebuzz/index.htm).

[6] Çin ve Filipinler'in siber hackerları “düşman” ülkelerin web sitelerini yokediyorlar.

[7] Spartly adaları konusundaki ayrılık her iki ülke tarafından düzenlenen ve kontrol edilen, onların tek dertleri ülkelerinin milliyetçi ideolojilerini şişirmek olduğu için, topyekün savaşa neden olmayacak şekilde Vietnam ve Çin arasında birkaç küçük askeri çatışmaya neden oldu. Çin ve Filipinler arasında; Filipinler, ABD ve Çin silahlı kuvvetleri tarafından tamtamları çalınan, küçük askeri bir karşılaşma olma olasılığı bulunuyor. Çin medyası en son Çin ve Filipinler arasında küçük askeri çatışmaların olma olasılığını duyurmuştu.

[8] Filipinler maoist hareketi Filipin burjuvazisine, milliyetçi ideolojinin Filipinli işçiler arasında yayılması için yardım etti. Maoistler kararlı bir şekilde – açıkça onların yasal örgütlerinin Çin ve ABD arasındaki sürtüşmeyi gösteren “daha az kötü olanı seçme” devrimci taktiğine sarıldılar. (http://anakbayannynj.wordpress.com/2012/04/19/us-intervention-not-china-is-the-greatest-threat-to-peace-security-in-the-philippines-bayan-usa/). Bunun yanısıra, bunları düşünen tek Maoist hareket bunlar değildi, sol örgütlerin geri kalanı aynı iflas etmiş taktikleri benimsediler.

 

 

Tags: