EKAonline - 2020s

EKAonline - 2020

Rubric: 

Kovid-19 pandemisi: Ya Proleter Dünya Devrimi ya da Kapitalist Barbarlık

ICC'nin Kovid-19 kriziyle ilgili bu uluslararası açıklamasını bir "dijital broşür" biçiminde yayınlıyoruz, çünkü karantina koşulları altında basılı bir versiyonun çok sayıda dağıtılması mümkün olmayacaktır. Tüm okuyucularımızdan bu metni yaymak için ellerindeki tüm araçları (sosyal medya, internet forumları vb.) kullanmalarını ve kendi görüşleriyle birlikte, bu metnin yaratmış olduğu tepki ve tartışmaları bize yazmalarını istiyoruz. Proleter devrim için savaşan herkesin birbirleriyle dayanışma göstermesi ve iletişim sürdürmesi her zamankinden daha fazla gereklidir. Şimdilik kendimizi fiziksel olarak izole etmek zorunda kalsak ta, yine de politik olarak bir araya gelebiliriz!

Her gün binlerce insan ölüyor, hastaneler çökmüş durumda, korkunç bir şekilde daha genç ve yaşlı hastalar arasında seçim yapılıyor, sağlık emekçileri tükenmiş, virüs kapmaktalar ve hayatlarını kaybediyorlar. Her yerde tıbbi ekipman eksikliği var. Hükümetler “virüse karşı savaş” ve “ulusal ekonomik çıkar” adına korkunç bir rekabete kalkıştılar. Serbest piyasalar çakılmış durumda, devletler akıldışı biçimde birbirlerinin tıbbi maske teslimatlarını çalıyorlar. On milyonlarca işçi işsizliğin cehennemine atıldı, devletten ve medyadan yalan seli devam ediyor. Bunlar bugünün dünyası tarafından sunulan korkunç bir gösteri. Bu salgın, 1918-19 İspanyol gribinden bu yana en ciddi sağlık felaketlerinden birini temsil ediyor olsa da, o zamandan beri bilim ileriye doğru olağanüstü adımlar attı. Peki, neden böyle bir felaket yaşanıyor? Böylesi bir duruma nasıl gelebildik?

Bu virüsün farklı olduğu, diğerlerinden çok daha bulaşıcı olduğu, etkilerinin çok daha zararlı ve ölümcül olduğu söyleniyor. Bütün bunlar muhtemelen doğru ama felaketin boyutlarını tam olarak açıklamıyor. Bu gezegendeki kaosun, yüz binlerce ölümün altında yatan sorumluluk, kapitalizmin kendisinde yatıyor. İnsan ihtiyacı için değil, kâr için üretim, işçi sınıfının vahşi sömürüsü pahasına sürekli devam ediyor. Bu saydıklarımız mevcut felaketi yaratan kapitalist sistemin temel özellikleridir.

Kapitalizmin kriminelce ihmali

Bu toplumu yönetenler, devletleri ve medyasıyla birlikte burjuva sınıfı, bize bu salgının tahmin edilemeyeceğini söylüyor. Bu, iklim değişikliği inkârcılarının öne sürdüğü ile aynı düzeyde bir yalan. Bilim adamları uzun zamandır Kovid-19 gibi bir pandemi tehdidi hakkında uyarılarda bulunuyordu. Ancak hükümetler onları dinlemeyi reddetti. Hatta 2009 yılında CIA tarafından mevcut pandeminin özelliklerini şaşırtıcı bir şekilde tanımlayan bir rapor (“yarının dünyası nasıl olacak?”) yayımlandı.

Peki, devletlerin ve hizmet ettikleri burjuva sınıfın körlüğünün nedeni neydi? Çok basit bir nedenden dolayı: yatırımlar mümkün olduğunca çabuk olmalı ve kâr üretmelidir. İnsanlığın geleceğine yatırım yapmak kâr üretmez ve sadece hisse fiyatlarını düşürür. Yatırımcılar ayrıca Emperyalist arenadaki diğer Ulusal burjuvalara karşı konumlarını güçlendirmek zorundadırlar. Askeri araştırmalara ve harcamalara yatırılan çılgın meblağlar, halkların sağlığı ve refahına adanmış olsaydı, böyle bir salgın asla gelişemezdi. Ancak, bu öngörülebilir sağlık felaketine karşı önlemler almak yerine, hükümetler hem araştırma hem de teknik ve insan kaynakları düzeyinde sağlık sistemlerine saldırmayı bırakmadı.

İnsanlar bugün, en gelişmiş ülkelerin tam kalbinde, sinekler gibi ölüyorlarsa, bunun sorumlusu her yerde yeni hastalıkların araştırılması için bütçeleri kesen hükümetlerdir. Mayıs 2018'de Donald Trump, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin seçkin uzmanlardan oluşan ve pandemilere karşı savaşmak için oluşturduğu özel bir birimi kapattı. Ancak Trump’ın tutumu tüm liderlerin yaptıklarının bir karikatürüdür. Böylece, aşının geliştirilmesinin “kârlı” olmadığına karar verildiğinden, koronavirüs ile ilgili bilimsel araştırmalar 15 yıl önce her yerde terk edilmiştir!

Burjuva liderleri ve politikacıları, sağda solda, hastanelerin dolup taşması ve sağlık çalışanlarının çalışmaya zorlandığı felaket koşullarına karşı ağladıklarını görmek çok iğrenç. Burjuva devletleri son 50 yılda ve özellikle 2008'deki büyük krizden bu yana sistematik olarak kâr politikalarını uyguladılar. Her yerde halkın sağlık hizmetlerine ulaşması kısıtlandı, hastane yataklarının sayısı azaltıldı ve sağlık çalışanlarının iş yükü yoğunlaştı. Ve bizler maske, diğer koruyucu giysiler, dezenfektan jeli, test ekipmanları gibi maddelerin genel kıtlığında ne yapacağız? Son birkaç yılda, çoğu devlet paradan tasarruf etmek için bu hayati maddeleri stoklamayı bıraktılar. Birkaç aya kadar Kovid-19'un bu şekilde hızlı yayılmasını beklemiyorlardı. Sorumluluklarını gizlemek için bazıları maskelerin hasta ve sağlık çalışanları dışında bir işe yaramadığını iddia ettiler.

Peki ya, Afrika kıtası ya da Latin Amerika gibi dünyadaki yoksul bölgeler? Kinşasa, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde, 10 milyon kişiye 50 ventilatör düşüyor. Orta Afrika'da, insanların içmek için yeterli suyu bulamadığı yerde ellerin nasıl yıkanması gerektiği konusunda tavsiyeler veren broşürler verildi! Her yerde aynı acı çığlık: “Bu salgın karşısında her şeyden yoksunuz!”

Kapitalizm, herkesin herkese karşı savaşıdır

Dünya arenasında her devlet arasındaki şiddetli rekabet, virüsü yok etmek için minimum işbirliğini engelliyor. Salgın ilk başladığında Çin Burjuvazisi ekonomisi ve itibarını korumak için durumun vahamiyetini gizleme adına elinden geleni yaptı. Devlet, uyarılar yapmaya çalışan doktora zulmetmekte tereddüt etmedi ve onu ölüme terketti. Burjuvazinin ekipman eksikliğiyle başa çıkmak için kurduğu uluslararası organizasyon çöktü: Dünya Sağlık Örgütü direktiflerini empoze edememişken, Avrupa Birliği uyumlu önlemler almaktan aciz kaldı. Bu bölünme, kargaşayı ve pandeminin evrimi üzerindeki kontrol kaybını oldukça ağırlaştırdı. “Herkes kendinden sorumludur” söylemi ve rekabetin alevlenmesi, egemen sınıfın tepkilerinin baskın özelliği haline geldi.

Medyada yer aldığı gibi “maskeler savaşı” bunun en iyi örneğidir. Devletler spekülasyon, yüksek fiyat verme ve hatta tamamen hırsızlık yoluyla malzemeleri kapmaya çalışıyor. ABD, Fransa'ya söz verilen Çin maskelerini gasp etti. Fransa, İsveç'e hava yoluyla giden maskelere el koydu. Çek Cumhuriyeti gümrüklerinde İtalya'ya giden ventilatörleri ve maskeleri ele geçirdi. Almanya Kanada'ya giden maskeleri ortadan kaldırdı. “Büyük demokrasilerin” gerçek yüzü budur: en kötüsünden hırsızlar ve çeteler!

Sömürülenlere karşı eşi görülmemiş saldırılar

İtalya'da otomobil işçileri Burjuvazi için “kârları hayatımızdan daha değerli” diye bağırıyorlar. Tüm ülkelerde, ulusal üretimi her ne pahasına olursa olsun korumak için karantina önlemleri alınması mümkün olduğunca gecikti.  Sonunda karantinaya yol açan keskin bir şekilde yükselen ölümün tehdidi değildi. Yüzyıldan fazla süredir devam eden ve ulusal çıkar adına yapılan birçok emperyalist katliam, yönetici sınıfın sömürülenlere uyguladığı aşağılamayı kesin olarak kanıtladı. Hayır, yöneticilerimiz hayatlarımızı önemsemiyorlar! Özellikle virüs, burjuvaziye, “verimsiz” olarak gördükleri hasta ve yaşlıları biçme konusunda “avantaj” verir. Virüsün “doğal” yayılmasını “sürü bağışıklığı” adına izin vermek aslında Boris Johnson ve diğer liderlerin ilk tercihi idi. Her ülkede, karantina uygulanmaya başlanmasının nedeni, ekonominin düzenlenememesi korkusu, bazı ülkelerde sosyal patlama tehdidi ve yaşanacak kitlesel ölümlere karşı oluşacak öfke idi. Dahası, insanlığın yarısını dahil etseler bile, sosyal izolasyon önlemleri çoğu durumda tam bir saçmalıktır. Milyonlarca insan her gün trenlerde, metrolarda ve otobüslerde, fabrikalarda ve süpermarketlerde olmak zorundadır. Ve zaten burjuvazi, pandeminin en çok vurduğu zamanda, işçileri sektöre, firmalara göre çalışmaya göndererek en az hoşnutsuzluğu yaratmanın yollarını bulmaya çalıştı ve hâlâ karantinayı mümkün olduğunca çabuk bitirmek istiyor.

Burjuvazi, acımasız sömürü koşullarını sürdürüyor ve hatta daha acımasız yeni saldırılar planlıyor. Salgın şimdiden milyonlarca işçiyi işsizliğe itti. ABD'de üç haftada on milyon kişi işsiz kaldı. Düzensiz, güvencesiz veya geçici işleri olanlar herhangi bir gelirden mahrum edilecektir. Yaşamak için yetersiz sosyal yardım alanlar, artık kira ödeyememe ve tıbbi bakım masraflarıyla karşı karşıyadır. Ekonomik yıkımlar, halihazırda belirmekte olan dünya resesyonunu hızlandırmaya başladı. Gıda fiyatlarında patlama, yüksek sayıda işten çıkarmalar, ücret kesintileri, artan iş güvensizliği, vs. Tüm devletler, “virüse karşı savaşta ulusal birlik” adına, fedakârlık çağrısı yaparak “esneklik” önlemlerini benimsiyor.

Burjuvazinin bugün söylediği ulusal çıkar bizim çıkarımız değildir. Bu, ulusal ekonominin savunulması geçmişte sömürülenlerin yaşam koşullarına karşı bütçe kesintileri ve saldırılar düzenlemesine yol açanlar ile aynıdır. Yarın, salgının neden olduğu ekonomik yıkımın ardından sömürülenleri kemerlerini daha fazla sıkmaya, daha fazla yoksulluğu ve sömürüyü kabul etmeye çağırdığında aynı yalanlara hizmet edecektir. Bu salgın, kapitalist üretim tarzının çökmekte olan karakterinin, günümüz toplumunun çürümesinin birçok ifadesinin yanı sıra çevre, kirlilik ve iklim değişikliği, emperyalist savaşların ve katliamların çoğalmasının, insanlığın büyüyen bir kısmının yoksulluğuna, göçmen ya da mülteci olmak zorunda olan insan sayısına, popülist ideolojinin ve dini fanatizmin yükselişine vs. gibi durumların açıkça göstergesidir. (internet sitemizdeki “Kapitalizmin çürümesi üzerine tezler” metnimize bakınız: https://en.internationalism.org/ir/107_decomposition) Bu kapitalist sistemin bir çıkmaza girdiğini ve kaos, sefalet, barbarlık, yıkım ve ölümden başka bir şey getirmediğini gösterir.

Dünyayı sadece işçiler değiştirebilir

Bazı hükümetler ve medya, dünyanın bu salgından sonra önceki haliyle asla aynı olmayacağını, bu felaketten ders alınacağını, daha insancıl ve daha iyi yönetilen bir kapitalizm biçimine doğru ilerleyeceğini iddia ediyor. 2008'de yaşanan durgunluktan sonra da aynı nakaratı duyduk. Elleri kalplerinin üzerinde, dünya devletleri ve liderleri “haydut piyasaya” savaş ilan ettiler ve krizden çıkmayı öneren programların ödüllendirileceğini vaat ettiler. Kapitalizmi “reform etme” vaatlerinin sadece yaşam koşullarımızda yeni bir bozulmayı yutturmak için söylenen bir yalan olduğunu kabul etmek için artan eşitsizliğe bakmanız yeterli olacaktır.

Sömürücü sınıf dünyayı değiştiremez, insan yaşamını ve sosyal ihtiyaçları ekonomisinin acımasız yasalarının üstüne koyamaz. Kapitalizm, iktidardaki bir azınlığın kârlarını ve ayrıcalıklarını, çoğunluğun emeğinden elde ettiği bir sömürü sistemidir. Geleceğin anahtarı, sömürü ve ulusal devletler olmadan, gerçek bir insan dünyası olan başka bir dünyanın vaadi, yalnızca mücadeledeki işçilerin uluslararası birliği ve dayanışmasında yatar!

Sağlık çalışanlarına uygulanan tahammül edilemez duruma tepki olarak sınıfımızdaki kendiliğinden dayanışma dalgası, tüm dünya hükümetleri ve siyasetçilerini kapılarına ve balkonlara alkış kampanyası için raydan çıkarmaktadır. Elbette bu alkış, cesaret ve özveriyle, dramatik çalışma koşullarında, hastalara ve hayat kurtaranlara bakan çalışanların kalplerini ısıtacaktır. Ancak sınıfımızın, sömürülenlerin dayanışması, beş dakikalık bir alkış turuna indirgenemez. İlk etapta, siyasi renklerine bakılmaksızın tüm ülkelerin hükümetlerini kınamak anlamına gelir. Maskeler ve gerekli tüm koruyucu ekipman anlamına gelir. Bu, mümkün olduğunda greve gitmek ve sağlık çalışanlarının ihtiyaç duydukları malzemeye sahip olmadıkları sürece, açıkta kalan yüzleri ile ölüme fırlatılmış oldukları sürece, sömürülenler hastanelerde çalışmayacaklardır.

Bugün, karantinadan dolayı, bu katil sisteme karşı büyük mücadeleler veremiyoruz. Büyük mücadeleler, grevler ve gösteriler yoluyla öfkemizi ve dayanışmamızı ifade etmek için bir araya gelemiyoruz. Evet karantina yüzünden, ama sadece bu değil. Sınıfımızın gerçek güç kaynağını geri kazanması gerektiğinden, unutulmasına rağmen, tarih birçok kez gösterdiği gibi, yönetici sınıfa ve onun korkunç sistemine karşı devasa hareketler geliştirmek için, mücadelede birleşme potansiyeli vardır ve olacaktır.

İtalya'daki otomobil sektöründe veya Fransa'daki süpermarketlerde çıkan grevler, New York hastanelerinin veya Fransa'nın kuzeyindeki hastanelerin önünde, "virüs yemleri" olarak hizmet etmeyi reddeden işçilerin muazzam öfkesi, maskeler, eldivenler veya sabun olmadan mücadele etmeleri, işçilerin, bir tür zorunluluk gibi, bizi sömürenlerin cezai sorumsuzluğunu kabul etmeye hazır olmadıklarını gösteriyorlar.

Hazırlanmak zorunda olduğumuz bu sınıf savaşları perspektifidir. Çünkü Kovid-19'dan sonra dünyada ekonomik kriz, kitlesel işsizlikler, yeni fedakârlıklardan başka bir şey olmayan yeni reformlar olacak. Şimdi, gelecekteki mücadelelerimizi hazırlamalıyız. Nasıl? Forumlarda, telefonda, farklı internet kanallarında mümkün olduğunca tartışarak, deneyim ve fikir alışverişinde bulunarak. En büyük belanın Kovid-19 değil, kapitalizm olduğunu anlamak, çözümün katil devletin arkasında toplanmak değil, ona karşı durmak olduğunu. Bu umut, politikacıların vaatlerinde değil, mücadele eden işçilerin dayanışmasının gelişmesinde yatmaktadır. Kapitalist barbarlığa tek alternatif dünya devrimidir!
 

GELECEK SINIF MÜCADELESİNDEDİR!

Enternasyonal Komünist Akım, 10.4.2020

www.internationalism.org

Rubric: 

Covid-19 pandemic

EKAonline - 2021

Rubric: 

Sylvia Pankhurst- Feminizmden Sol Komünizme

Giriş

2015 yılında, çok gündeme getirilen bir film olan Suffragette’in ve aynı zamanda Sylvia Pankhurst’ün yeni bir biyografisinin duyurusu yapıldı.¹ Burada yeniden bastığımız makale ilk olarak 1980’de World Revolution’da yayınlandı. O zamanlarda, Sylvia Pankhurst’ün hayatı ve politikası hakkında çok az şey yazılmıştı ve onun kendi yazılarına ulaşmak zordu. Makalenin de belirttiği gibi, Sylvia’yla ilgili olan kitaplar, 1914 ve savaş sonrasındaki ilk yıllar arasında büyük ve açıklanmayan bir boşluk bırakma eğilimindeydi; başka bir deyişle, Pankhurst’ü Rus devriminde Bolşevikleri coşkuyla desteklemeye ve Britanya’da Sovyet iktidarı çağrısını yapmaya götüren, Süfrajet hareketinden kopuş ve savaşa karşı enternasyonalist muhalefet dönemi kitaplara dahil edilmedi.

Stalinist rejimlerin çöküşü ve burjuvazinin onu takip eden “komünizmin sonu” kampanyalarıyla birlikte, Sylvia’nın Bolşevizm ve bir sovyet devrimi için coşkulu desteği daha da nahoş hale geldi. Buna karşılık, liberal solun Sylvia’yı feminist, radikal, isyancı, anti faşist, anti kolonyalist, dünya barışı ve sosyal adalet için mücadele eden biri olarak sahiplenme çabasını gördük… 1990'lardan beri hayatının ve politikasının çeşitli yönleri hakkında bir biyografi ve kitap çıkartma modası var.² 2007 yılında Londra’da eski bir Labour (İşçi Partisi) milletvekili, ünlü akademisyen Germaine Greer ve Etiyopya elçisinin konuk konuşmacı olarak katıldığı, Sylvia’nın hayatını bir “mücadeleci, sanatçı ve feminist” olarak kutlayan bir festival bile gördük.³ Hatta bu festivalde, parlamento binasının önüne Sylvia’nın bir heykelini dikmek için, Lordlar Kamarasının eski sendika patronları ve İşçi Partisi soylu kadınlarının desteklediği bir kampanya bile yürütüldü (!)

Rachel Holmes tarafından yazılan Sylvia Pankhurst: Feminism and Social Justice [Sylvia Pankhurst: Feminizm ve Sosyal Adalet] başlıklı yeni biyografiye bu bağlamda bakılmalı.

2007'deki ‘Sylvia Pankhurst Festivali’ üzerine olan makalemizde belirttiğimiz gibi: “Burjuvaziye göre, Sylvia Pankhurst bir feminist, solcu veya liberal olarak hatırlanmalıdır. Proletaryaya göre, devrimci siyasetten vazgeçişini ve buna müteakip gelen ihanetlerini saklamamakla birlikte, o sınıf mücadelesi etkisinde olan, burjuva siyasetiyle ilişkisini kesen ve komünizme kazandırılan bir kişidir (…) Pankhurst ve daha az bilinen (çoğu kadın olan) işçi sınıfı militanlarının inatçı kararlılıkları sayesinde, sol kanat komünizmin zayıf ama hakiki sesi bu ülkede duyuldu; elli yıl sonra yeni nesil devrimcilere güç ve öğrenme kaynağı olacak olan, bugün ICC’nin [International Communist Current] örgütsel ifadesi olmaya devam eden bir külliyat bırakıldı. Sylvia Pankhurst’ün asıl mirası budur; komünistlerin bugün savunduğu miras budur, bu yüzden burjuvanın sol ve liberal hizmetkarlarına şöyle sesleniyoruz: “Sylvia’dan ellerinizi çekin!”

Bu makale ilk olarak 1980 yılında WR 33 ve 34'te yayınlandı. Makaleyi daha yakın bir zamanda yazmış olsaydık bazı yaklaşım ve formülasyonlar farklı olabilirdi ancak metindeki temel argümanların bugün hala geçerli olduğunu düşünüyoruz. Terimlerin veya kelime öbeklerinin açıkça hatalı göründüğü yerlerde, “Editör notlarını” ekledik.

Bu makale serisi⁴, Sylvia Pankhurst ve Workers’ Dreadnought’un siyasetini işlerine geldiği gibi görmezden gelen ve Sylvia’nın kadın hakları davası adına kahramanca acı çektiğine dair -bugünün koşullarında- daha saygıdeğer olan görüşü tercih eden günümüz feminist ve solcularının çarpıtmalarına karşılık verme girişimidir.

Sylvia’yla ya da genel olarak Pankhurstlerle ilgilenen kitapların, onun savaş ve savaş sonrası yıllardaki hayatıyla ilgili büyük bir boşluk bırakmaları dikkat çekicidir. Sosyalist İşçi Partisi, Sylvia’nın politikasının kendi geleneklerinin bir parçası olduğunu iddia etmeye bile fırsat buldu! (bkz. Communist Workers’ Organisation’ın yayın organı Revolutionary Perspectives 16). Ancak, feminizmin açık bir devrimci eleştirisini sergilediği için, Sylvia’nın süfrajetlerden kopuşu örtülü kalmamalı. Bu yüzden, bu makalelerde Sylvia’nın geçmişte, The Suffragette Movement: an intimate account of persons and ideals (1931)’da yaptığı parça parça eleştirilerinden çıkarımlar ortaya koymak ve onun politik gelişimini göstermek istiyoruz.

1914'ün başlarında, Sylvia ve Kadınların Toplumsal ve Siyasal Birliği Doğu Londra Federasyonu, Kadınların Toplumsal ve Siyasal Birliği’nden Christabel ve Emmeline Pankhurst tarafından kovuldu; bunun temel nedeni ELF’nin (Doğu Londra Federasyonu’nun) işçi sınıfı çizgisinde olmasıydı:

“Federasyonunuz için demokratik bir anayasanız var, biz buna katılmıyoruz!” Dahası Christabel işçi kadın hareketinin hiçbir değeri olmadığını söyledi; işçi kadınlar cinsiyetin en zayıf kısmıydı, aksi nasıl mümkün olabilirdi? Hayatları fazla zor, eğitimleri fazla zayıftı, rekabet için donatılmamışlardı. “Mücadele için en zayıfları kullanmak kuşkusuz hatadır. Biz seçilmiş kadınları istiyoruz, en güçlü ve en zeki olanları!” (Sylvia Pankhurst, The Suffragette Movement)

Bu, Sylvia’nın her zaman kaçınmayı denediği ve o zamanlar çok pişman olduğu bir bölünmeydi. Buna rağmen, 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla bunun ne kadar kaçınılmaz olduğunu anladı. Süfrajet hareketinin kapsamlı bir incelemesi bu makalelerin kapsamı dışında olsa da, hareketin bazı önemli özelliklerine kısaca bakmak, bu bölünmenin ne hakkında olduğunu ve feminizmin reddinin Sylvia Pankhurst için ne anlam ifade ettiğini görmek için gerekiyor.

Kadınların Toplumsal ve Siyasal Birliği (WSPU)

“Ancak feministlerimiz, siyasal eşitlik taleplerinde yabancı kız kardeşleri gibidir, toplumsal demokratik öğrenmenin açtığı geniş ufuklar onlara yabancı ve anlaşılmaz kalır. Feministler, mevcut sınıflı toplum çerçevesinde eşitlik ararlar; hiçbir şekilde bu toplumun temeline saldırmazlar. Haklar ve ayrıcalıklar için savaşırlar. Burjuva kadın hareketinin temsilcilerini konuyu anlamamakla suçlamıyoruz, olaylara bakış açıları kaçınılmaz olarak sınıfsal konumlarından kaynaklanıyor.” (Alexandra Kollontai, The Social Basis of the Women Question)

Kollontai’nin çerçevesinin WSPU için de geçerli olduğu, savaş gayretlerine verdikleri coşkulu destek nedeniyle oldukça açıktı. Hatta, Emmeline ve Christabel İngiliz hükümetini Almanya’ya karşı olan savaşta yeterince efor sarf etmedikleri konusunda eleştirdiler, özellikle de kadınların savaşta kullanılmaması hususunda. İngiliz emperyalizmi davasını ilerletme arzusuyla, siperlerde kullanılmak üzere daha fazla işçiyi özgürleştirmek için kadınların sanayiye ve hizmet sektörlerine yaygın bir şekilde yerleştirilmesini talep ettiler!

WSPU’nun kökenleri, savaş yılları yaklaşırken gelişen bu bariz şovenizmle belirgin bir tezat oluşturur. Hatta, Emmeline, Boer savaşına karşı olmayı reddettikleri için Fabian Society ile ilişkisini koparmıştı. Pankhurst ailesinin 19.yy’ın sonunda Independent Labour Party’e (ILP) ve Manchester’daki işçi mücadelelerine katıldığı gerçeği WSPU’nun gittikçe gerilediğini açıkça gösteriyor. Sosyalist harekete ve işçilerin mücadelelerine karşı olduklarını daha aşikar hale getirmeye başlamışlardı; örneğin, devletin kendilerine gösterdiği sert muameleyi hatırlatarak, devletin “(madencilerin) liderlerini tutuklamak yerine onlarla uzlaşmaya çalışmalarından” şikayetçi oldular. (Emmeline Pankhurst, My Own Story, 1914). Bir başka örnek de, 1915'te sanayiciler tarafından finanse edilen, “Bolşevik” sendika temsilcileri hareketine karşı başlattıkları kampanyadır.

WSPU 1903’te, Emmeline hala ILP’nin aktif bir üyesiyken kurulmuştu; hatta örgüt için seçtiği isim bile o zaman için daha büyük endişeleri olduğunu gösterir. Ancak, sonradan kadınların durumuna sınıfsal ayrımın bir yönü yerine toplumun cinsiyetlere göre ayrımı olarak ve parlamentoya toplumsal değişim aracı olarak yoğunlaşmasıyla, bu ilişki daha da fırtınalı hale geldi ve son olarak 1907’de çatlak oluştu. Bu, kendi üyelerinin yeniden örgütlenmesiyle aynı zamana denk geldi. Sonrasında, politikalarına mutlak sadakat talep eden Emmeline, Christabel ve seçilmiş bir grup tarafından WSPU’nun aktiviteleri sıkı bir şekilde kontrol edilmeye başlandı. Bu da tek bir şeye odaklandıkları anlamına geliyordu: oy hakkı. Hiçbir üyenin toplumsal reformlar için savaşmasına, siyasal bir parti için çalışmasına veya WSPU’nun politikalarının doğruluğunu bile sorgulamasına izin verilmedi. WSPU “sahada bir süfrajet ordusu olacaktı. Bu tamamen gönüllü bir ordu ve kimse burada kalmak zorunda değil.” (Emmeline Pankhurst: My Own Story)

Amacı, o zamanlar olduğu gibi erkeklerle siyasi eşitlikti ve hatta genel oy hakkı kavramına bile karşı çıktı. Bu sadece bir taktik değildi, çünkü işçi sınıfından kadınları dahil etmeye çalışırken, aynı zamanda zengin, orta ve üst sınıf kadınları liderliğine çekme konusunda bilinçli bir politika izledi. WSPU’nun asıl amacı toplumun “leydi”lerinin haklarını kabul ettirmek için işçi sınıfı kadınlarını kullanmaktı. Christabel bunu şöyle ifade ediyordu: “…toplumun şu anki umudu eğitim, ekonomik bağımsızlık ve gücü kendileri için güvence altına almayı başaran bu kadınlardadır. Bu sınıftan bir kadın olan Florence Nightingale, Labour Party’nin başardığı ya da başaracağından daha fazlasını yaptı kendi ülkesi için. Şimdiden doğmuş olan bu güzel günde, tek başına Florence Nightingale değil, kendi hayatlarından mutlu ve ülkelerine hizmet için zihinsel, ahlaki ve ekonomik olarak donatılmış çok sayıda kadın var. Daha fakir ve daha az şanslı kadınlara uzanan, onların yoksulluk bataklığından kurtulmalarını sağlayacak yardım eli onlardır. Daha iyi bir sosyal düzen tasarlayabilen ve daha iyi bir düzene ulaşılabileceğini pratik ve yapıcı eylemle gösterecek olan onlardır.” (Christabel Pankhurst, The Suffragette, Aralık 1913)

Hiç kuşkusuz burjuva siyaseti! Bu aleni kapitalizm destekçiliği ve “cinsiyet savaşı” politikasının gelişmesi, doğal olarak toplumsal bir sınıf anlayışının reddedilmesi ve karşısında durulması sonucunda oldu.

Devletle uzlaşmazlık gerçeği, burjuva ideolojisinin hiçbir zaman tek bir dünya görüşü üretemeyeceğinden başka bir şey kanıtlamasa da, “kadınların oy” hareketi gibi kitlesel bir hareket, WSPU’nun politikaları yüzünden değersizleştirilemez. Bu hareketin gücünün temeli, açıkça, WSPU’nun ideallerinde değil, kadınlara dayatılan koşullarda ve Britanya sermayesinin, işçi sınıfından kadınlar bir yana, burjuva ve küçük burjuva kadınların koşullarını iyileştirme taleplerini kabul etmeyi reddetmesinde yatar. WSPU’nun bu mücadelenin odak noktası haline gelmesi, aslında işçi hareketinin net bir siyasi alternatif sunmadaki başarısızlığına yönelik bir eleştiridir.

Süfrajet hareketi içinde, işçi sınıfında açıkça konumlanan az sayıda grup da vardı. Fakat, tüm kadınların sahte birliğini ve “kadınlara oy hakkı” sloganını tercih etmeleri, WSPU’nun lider olmasına ve işçi sınıfı karşıtı ideolojilerini daha etkili hale getirmelerine imkân veriyordu. Böylesi bir birlik uğruna uzlaşmanın yıkıcı olduğu, Sylvia’nın ancak WSPU’dan atıldıktan sonra çıkardığı bir derstir ve belki de, 1914'ten sonraki hızlı siyasi gelişimiyle öne çıkmıştır.

WSPU’nun Doğu Londra Federasyonu (ELF)

Bu tür bir uzlaşmanın reddedilmesinin ilk adımları Ekim 1912'de Sylvia’nın Doğu Londra’daki faaliyetine başladığı zaman atıldı. Başlangıçta, bu faaliyet oy hakkı reform yasa tasarısı yerine “Çalışan Kadınlar Delegasyonu” ve ara seçim kampanyasının bir parçasıydı, fakat çok geçmeden WSPU’nun bütün desteğini kaybetti. Şubat 1913'te finansal destek geri çekildi, ancak fikirler ve pratik oluşturulmuştu ve o yılın mayıs ayında WSPU’nun Doğu Londra Federasyonu kuruldu. Federasyon, WSPU’nun birkaç farklı kolunun birliğiydi, buna rağmen, işçi kadınlara yönelik kesin ve hakiki bir doğrultudaydı ve bu örgütün hakim eğilimine kıyasla tamamen farklı bir uygulama sürdürdü. Federasyon işçi hareketindeki örgütlerle, özellikle ILP ile bağlantı kurmaya başladı ve sınıfın kitlesel gösterilerine destek verdi ve katıldı. WSPU’yla kopuşu kaçınılmaz kılan, tam da bu çalışmanın başarısı ve The Suffragette Movement’ta fazlasıyla tasvir edilen Londra’nın doğu ucundaki toplumsal çatışmaların kızışmasıydı. Nihayetinde, bu kopuşun Emmeline ve Christabel tarafından ELF’ye dayatılmasının bir önemi yoktu: uzlaşmanın zincirleri her halükârda kopmuştu. Ağustos 1913’te Sylvia bir “halk ordusu; özgürlükleri için mücadele etmeleri ve hükümet uşaklarının gaddarlığıyla baş etmeye uygun hale gelmeleri için kadınlar ve erkeklerden oluşan bir örgüt” kurulması çağrısında bulundu. Bu örgüt hiçbir zaman büyük bir öneme sahip olmasa bile, ileride sınıf çatışmalarının farkına varılması ve mevcut toplumsal düzenin temel bir sorgulamasının yapılması, Women’s Dreadnought ve Workers’ Dreadnought’un siyaseti gelişirken Sylvia’nın ilerleyeceği yönün habercisiydi.

Bu makalenin ilk bölümü Sylvia Pankhurst’ün resmi Süfrajet hareketinden, WSPU’dan kopuşunun kökenlerini inceledi. Sonraki bölüm, Sylvia’nın politikasının gelişimini, feminizmle ilgili konuların üzerinde durarak, daha yakından inceleyecek. (Bölünmeden sonra örgüt East London Federation of Suffragettes olarak yeniden adlandırıldı. Bu birkaç isim değişikliğinin ilkiydi, her birini tarihlendirmek ve her birine atıf yapmak yerine örgütün gazetesinin ayırt edici ismini kullanacağız, Dreadnought.)

The Women’s Dreadnought

Mart 1914’te The Women’s Dreadnought’un ilk sayısı ortaya çıktı. Bu sayının içinde grubun Londra’nın doğu ucundaki faaliyetinin uzun bir açıklaması vardır ve bu açıklamadan alınan şu ifadeler, faaliyetin ardındaki ana fikirleri gösterir:

“Oy hakkının temel ilkesi, her birimizin kendimize ve birbirimize yardım edecek bir güç payına sahip olmasıdır. Daha ayrıcalıklı birkaç kişinin diğerlerine yardım etmesi, öğretmesi ve büyüklük taslaması fikrine doğrudan zıttır. Şüphesiz, biz süfrajistler, her bireyin hem yönetmede hem de hizmette paylaşım hakkına sahip olduğu ilkesine inandığımız için ve uzun ve acı bir deneyimle her tür hükümet biçiminin — niyeti ne kadar nazik olursa olsun — tiranlık olduğunu öğrendiğimizden oy hakkı için savaşıyoruz.” (Sylvia Pankhurst, WD, 8 March 1914)

Sylvia’nın, WSPU’yu asla kapsamlı bir şekilde eleştirmemesi bir talihsizlik, çünkü bu durumda, bu alıntının ilk bölümündeki gibi dolaylı eleştirilere dayanmamız gerekiyor. Buna rağmen, Dreadnought’un bütünüyle farklı bir çizgide olduğu açık. Süfrajet (veya ‘kadınların gücü’) hareketindeki ilk yanılsamalarına ve oy hakkının öz yönetim demek olduğu fikrine rağmen, burada önemli nokta öz yönetim hedefine yapılan vurgudur. Bu, WSPU’nun bu makalenin ilk bölümünde görülen görüşlerine ve WSPU’nun yasadışı eylemi yalnızca kadınların oy kullanma hakkının reddedilmesi (yani anayasal eylemin reddedilmesi) nedeniyle savunduğu gerçeğine tamamen zıttır.

1.Dünya Savaşı patlak verdiğinde Sylvia, WSPU’nun şovenist cevabını hızlıca kınadı. Savaşa desteklerini, hareketin uğruna mücadele ettiği her şeye ihanet olarak değerlendirdi, daha da önemlisi savaşı destekleyen ve ona karşı çıkan kadınlar arasındaki bölünmenin önemi arada kaynamadı ve bir süre sonra feminizmden kopuşuna neden olacak faktörlerden birisi olacaktı. Emmeline Pankhurst kadınları çalışırken görmenin mutluluğu hakkında yazarken Dreadnought savaşa karşı çıkıyordu; savaşı durdurmanın net ve pratik bir yolunu görmüyor olmasına rağmen, Emmeline’in yüzeysel gözlemlerinin ötesine geçmiş ve işçi sınıfı kadınlarının ev ve işyerinde katlandığı korkunç ve gerçek koşulları ortaya çıkarmak için gazetesinde geniş yer ayırmıştı.

Dreadnought ilk zamanlarında Independent Labour Party (ILP)’den oldukça etkilenmiş görünür; politikaları esasen pasifist ve alenen reformisttir ve kadınlara oy hakkı kazandırmaya odaklı kalmıştır. Bununla birlikte, Dreadnought, esas olarak kadınların savaşın dayattığı koşullara karşı kendilerini korumalarına yardımcı olma fikriyle, hızla daha geniş toplumsal meselelere dahil oldu (Gerçekten de bu alandaki faaliyeti etkileyici bir liste oluşturuyor: Toplantılar vb. için bir “Kadınlar Salonu”, tehlike merkezleri, bir anne-bebek merkezi ve kreşler). Yerel konsey yardım komitelerinde temsil edildiler fakat onları o kadar yetersiz buldular ki bir yandan da kendi yardım planlarını yürüttüler. Faaliyetinin genişlemesi, oy hakkının artık tek sorun olarak görülememesi bakımından siyasetlerinin radikalleşmesine yardımcı oldu. Ne var ki, bu radikalleşmenin özü, grubun savaş karşıtlığının artışı ve işçi sınıfı çizgisinin kuvvetiydi: Almanya’daki işçi erkekler ve kadınların durumunun Britanya’daki ile aynı olduğuna dikkat çekmiş ve çalışmaları kadınlar üzerine olmasına rağmen, savaşın işçi sınıfı erkeklerine karşı değil, onlarla beraber bütün sisteme karşı olması gerektiğini anlamışlardı. Beklendiği gibi, kısa süre içinde kadınlara oy hakkı sloganını bıraktılar, tüm kadınlar ve erkekler için oy çağrısına başladılar.

Bu durumda grup, savaş ilerledikçe mevcut toplumu daha iyi anlamanın ve onu değiştirmenin yollarını aramak zorunda kaldı, bu da grubun sosyalist eğilimlerini gittikçe öne çıkardı. Başlıca sosyalist örgütlerle olan bağlantıları arttı ve gazetelerinde enternasyonal işçi mücadelelerini bildirdiler. Hatta, diğer ülkelerden bireylerle ve gruplarla olan bağlantıları ve yurtdışında neler olduğunu bildirmeye dair kaygısı etkinliği boyunca belirgindi ve bu, hem grubun politik gelişiminde hem de Britanya’daki etkisinin büyümesinde etkili olan güçlü bir yöndü (Britanya’daki diğer örgütler, bu konuda oldukça dar kafalı bir bakış açısından muzdaripti). Daha 1914 yılında gazete, Bolşevikler’in, Liebknecht’in ve benzerlerinin savaş karşıtı yazılarından alıntılar yapıyordu. 1916’dan itibaren işçi mücadeleleri uluslararası ölçekte artmaya başladığında, Dreadnought bu olaylardan çok şey öğreniyor ve bunları olumlu karşılıyordu. Özellikle 1917 Rus devrimleri çok büyük bir itkiydi.

Dreadnought onları destekledi çünkü işçilerin toplumun yönetimini ele geçirmek, savaşı durdurmak, daha makul ve insani bir toplum uğruna savaşmak için olumlu çabasını görebiliyordu. Şubat Devrimi grupların siyasetini iki temel alanda hızlıca etkiledi: öncelikle, kitle grevinin -yani kapitalizmi devirmenin ve savaşı sona erdirmenin tek yolu olarak sokaklarda ve fabrikalarda işçilerin sert ve kolektif mücadelelerinin- öneminin farkındalığı; ikincisi, işçi sınıfının kendi çıkarlarını ifade edebileceği ve sınıf savaşı için kendisini etkili bir şekilde örgütleyebileceği bir araç olarak sovyet formunda örgütlenmenin önemi. Bunun, Dreadnought’un Labour Party (LP)’ye hakim olan görüşle ve genel olarak sosyal demokrasiyle kendisi arasında daha belirgin bir çizgi çekmesi gibi başka sonuçları da oldu. Sylvia’nın süfrajetlerle olan deneyimleri LP’ye yönelik çok sayıda eleştiriye yol açmıştı ancak LP’nin aktif savaş destekçiliği ile bu eleştiriler daha da güçlenmişti. Ayrıca, ILP Rusya’nın tek taraflı olarak savaştan çekilmesine karşı çıktığında, ILP’nin siyaseti ile kendi siyaseti arasındaki kopuş da açıkça gerçekleşmiştir. Hatta Dreadnought çoktan kendisini İkinci Enternasyonal’in azınlık enternasyonalistleri ve devrimcileriyle ilişkilendirmişti. Dreadnought, savaş sona ermeden önce bile, LP’nin bir işçi devrimini engelleme ve ona karşı çıkmadaki rolünü öne sürerek, sosyal demokrasiye karşı daha güçlü politik eleştiriler getirmeye başlamıştı. Diğer bir sonuç, Dreadnought’un kendisini açıkça bir siyasi örgüt olarak tanımlamaya başlaması ve sosyal yardım grubu niteliğini kaybetmeye başlamasıydı. Bunun nedeni, kısmen Rusya’ya verdiği desteğin ve genel radikalizminin birçok yardımı ve mali kaynağı uzaklaştırmasıydı, fakat bu aynı zamanda bilinçli bir karardı, zira Sylvia’nın daha sonra yazdığı gibi: “…her birimiz, ne kadar tatlılıkla, anlayışla verilirse verilsin, rahatlığın ve refahın bir nebzesini bile sadaka olarak kabul etmektense, bunlara bir hak olarak sahip olmayı tercih ederiz.” (SP, ‘Autobiographical Notes’)

Üç yıldan biraz fazla bir süre içinde Dreadnought; işçici, reformist bir oy hakkı topluluğundan, tam teşekküllü bir sosyalist örgüte dönüştü. Her ne kadar bu değişiklikle üye kaybedildiyse de, grubun şube sayısı Doğu Londra’daki üç ya da dört şubeden, ülke genelinde neredeyse kırka çıktı (buna rağmen, Londra ve Manchester her zaman en güçlü kollarıydı).

The Workers’ Dreadnought

Politikalarındaki bu değişiklik gazetelerinin isminin Haziran 1917’de The Workers’ Dreadnought olarak değişmesiyle sonuçlandı. Bir sonraki yıl boyunca, grup, İşçi Partisi ve Parlamentoyu devrim yapmanın aracı olarak reddederken, devrimcilerin bu kurumlara katılma ve propaganda yapmasının gerekliliğine bağlı kaldı. Ancak, işçi sınıfı devriminin nasıl büyüdüğüne ve devrimcilerin bu süreçteki rolüne ilişkin anlayışının devam eden gelişimi, bu tür faaliyetlerin reddedilmesini sağladı.

Workers’ Dreadnought dönemindeki en önemli faktör, onların 3. Enternasyonel ve onun İngiliz kanadı olan Büyük Britanya Komünist Partisi’ne (CPGB) olan ilgileri ve bunlarla olan ilişkileriydi. Dreadnought önemli bir sesti, ve doğrusu politik olarak birleşik bir komünist parti kurma çabasında en net ve sürekliliği olan gruptu. Ne yazık ki, nispeten geç gelişimi birleşme tartışmalarında rol almasını engelledi ve diğer örgütler karşısındaki üstün netliği, onlar üzerinde hak ettiği derecede politik etki yaratmayı başaramadı. Şunu da not etmek gerekir ki, Dreadnought (o zamanlarda en büyük grup olan) İngiliz Sosyalist Partisi’ne (BSP) göre nispeten küçük olmasına rağmen, BSP’nin gazetesi The Call’dan daha fazla sattı. CP (Komünist Parti) nihayet 1921’in başında birleştiğinde, Dreadnought çoktan Enternasyonal’in sol kanadında yerini almıştı, fakat bu esnada sol görüşler çok daha fazla saldırı ve doğrudan baskı altındaydı. CPGB’nin büyük çoğunluğunun siyasal ve örgütsel olarak olgunlaşmamış olması onları daha da beceriksizleştirdi, 8 ay sonra Sylvia kovuldu ve eski Dreadnought üyelerinin birçoğu onunla birlikte ayrıldı. İhracının resmi sebebi, Dreadnought’un partinin kontrolünden bağımsız olarak yayınlamayı durdurmayı reddetmesiydi. Bu anlaşmazlığın doğruluğu ya da yanlışlığı gerçekten önemli değil; önemli olan bunun altında Komintern’de oportünizmin gelişmesine taviz vermeyi reddetmelerinin yatmasıdır.

Bu ayrılığın devamında CP, Sol görüşleri baskılayan pratiklerine devam ederken, Dreadnought siyasi farklılıkları bir bütün halinde öne çıkararak komünist harekete yönelik endişesini gösterdi. CP’nin pozisyonuna yönelik eleştirilerini, içlerindeki tutarsızlıkları göstererek ve taktikler üzerinde artan vurgusunun olumsuz sonuçlarına işaret ederek ve ilaveten Rus Devrimi’nin çürüyüşünün daha genel analizini yaparak açıklığa kavuşturdu. Dreadnought tarihinin bu yönü WR’ın sonraki sayısında daha derinlemesine ele alınacaktır.⁵

Bu makalenin geri kalanında, Dreadnought’un deneyimlerinin merkezinde yer alan, feminizmle az çok ilgili diğer konulara daha yakından bakmak istiyoruz. Hem gerçekleri duyurma hem de bugün hala geçerli olan şeylere bakma kaygımız nedeniyle Dreadnought’un ilk yıllarına detaylıca göz gezdirdik. Geriye bakıldığında grubun olumlu yönde gelişmesine neden olan güçlü yönleri açık, ancak işçi sınıfının kurtuluşunu arzulayanlar, grubun sonradan reddettiği fikirleri ve pratikleri göz önüne alarak ders çıkarmalıdır. Bu gerçekler, kurtuluşun bir yolu olarak, diyelim ki bugünkü sosyal yardım çalışmasını meşrulaştırmak için değil, bu tür fikirlerin sınırlarını anlamak için gereklidir. Sylvia’nın 3. Enternasyonal tarafından izlenen yola ilişkin bahsettiğimiz eleştirileri göz önüne alındığında, tüm bunların onun Marksizm’i ve Rus Devrimi’nin bütün deneyimini reddetmesine neden olmak yerine, onları anlamlandırmanın daha da net bir yolunu aramasını sağladığı açıktır. Bugün de Rusya’nın şu anda olduğu hali kınamak, onun devrimin asıl amaçlarıyla eşitlenmesi gerektiği anlamına gelmez. Pek çok birey, Rusya’ya (ve ayrıca Komünist Parti’lere ve Troçkistlere) tepkiyle feminist ve özgürlükçü hareketlere dahil oldu, ancak bunun gerçek nedeni, tepki gösterilenlerin Marksist olması değil, tepki gösterenlerin burjuva olmasıdır. Onların davranışları kimsenin işçi sınıfının potansiyelini reddetmesine yol açmamalıdır.

PARLAMENTO

Sylvia Pankhurst’ün 1914’ten önce WSPU’ya katılımı ve savaş yıllarındaki faaliyetleri, açıkça Parlamento’da çalışmada ve reformlar için mücadelede büyük miktarda deneyim kazandığı anlamına geliyordu. Sonuçta bu, gösterinin içine doğru kesin olarak çekilmesine yol açmadı. Aksine, tüm bunların yararsızlığı ile ilgili tam bir hayal kırıklığına yol açtı.

“Parlamento entrikasının ve Parlamento Komite odasının soluğunun, Avam Kamarası’nın tüm atmosferinin ve siyasi partilerin hokkabazlığının, devrimci Komünist coşkunun temiz ve beyaz ateşiyle zıt olduğunu biliyoruz. Salonda her gün, saat başı lobi yapmayan yoldaşlar; yıldan yıla, kelimesi kelimesine günlük raporlar dökmeyen ve Hükümet Yasalarında değişiklikler tasarlamayanlar, Parlamento makinesinin korkunç sahtekarlığını, güçsüzleştiren adiliğini bilemezler.” (SP, WD, 24 September 1921)

Bununla birlikte parlamentonun reddedilmesi yalnızca can sıkıntısından değildi:

“… Parlamento eylemini seçenler, büyük bilinçsiz işçi kitlelerinin hâlâ Parlamento’ya inandıklarını söylüyorlar. Elbette öyle, o zaman yapmamız gereken bu inancı zayıflatmaktır diye cevaplıyoruz; ancak herhangi bir değişikliği etkileyecek kadar güçlü bir bilinçli işçi grubu yaratma görevinin büyüklüğü karşısında dehşete düşen Komünist oportünistler, devrimi bilinçsiz işçi kalabalığıyla gerçekleştirmeyi teklif ediyorlar. Devrimin ancak zihni uyanan ve bilinçli bir amaçtan ilham alan kişiler tarafından gerçekleştirilebileceğine inanan bizler, Kapitalizmin yönetim mekanizmasından uzak durmaya karar verdik. Bu kararı, parlamentonun reddinin kitlelere açık ve net bir önderlik vermesi nedeniyle aldık, böylesi daha güvenilir ve etkilidir, çünkü kitlelere önderliği sadece sözlerle değil, eylemle verir.” (ibid.)

Bu son nokta gerçekten çok önemlidir: oy verme karşıtlığının özüdür, çünkü yeni bir toplum uğruna mücadele, yeni bir yaşam tarzı için mücadeledir ve bu örgütlenmenin yeni bir yolu, yeni bir pratik anlamına gelir. Kapitalizmin kuralının reddi, daha iyi bir pratik için arayışa neden olmak zorundadır.

Bu bizi reform sorununa götürüyor ve yukarıda bahsedilenlerin feminizmle olan ilgisi burada yatıyor çünkü bu hareket tarafından parlamentodan gelen kanun tasarılarının görünüşte olumlu yönlerine çok fazla vurgu yapılıyor. Ancak, Dreadnought’un yaptığı gibi, parlamentoyu bir değişim aracı olarak reddedecekseniz, o zaman reform mücadelelerini de reddetmelisiniz.

Bu ret, Pankhurst gibi militanların pratik deneyimlerine dayansa da, kalıcı reformları mümkün kılan kapitalizmin görece refah döneminin nihai sonu bağlamında incelenmelidir. Zihinleri en berrak olan devrimciler her zaman reformizmin işçi hareketi üzerindeki yozlaştırıcı etkisine karşı savaştılar, ancak yeni çöküş döneminde gündemde olanın yalnızca devrim olduğunu gittikçe daha iyi anlıyorlardı.

FEMİNİZM

Aşağıdaki alıntı parlamento, reformlar ve feminizm arasındaki bağlantıyı çok açık gösteriyor. Kadınların (kısmen de olsa) neden I. Dünya Savaşı sırasında oy hakkı kazandığını açıklıyor. Savaş sırasında kadınların faydasına ve ondan önceki militanlığa dair efsaneleri bir yana bırakan Sylvia, şöyle devam ediyor:

Parlamento içgüdüsel olarak kendini sona ermeye mahkûm bir makine olarak tanımaya başlamıyor mu? “Bolşevizm”, ya da diğer adıyla Sosyalizm, — yalnızca bir düzeltmeyi değil- toplumsal sistemin dönüşümünü gerektiren gerçek Sosyalizm ufukta beliriyor. Erkekler başları dertte olduğunda, küçümsedikleri kişilerin yardımını ister. Parti oyununun dışında, daha aktif, bağımsız kadınlar hoşnutsuz bir isyancı kalabalığı olarak kalır; içinde kurallara uygun olarak durulmaları umulmuyor mu zaten? Her ülkede Parlamentolar tehdit altındadır ve kitlesel halkın iradesi, bu gizemli ve hesaplanamayan şey, emin adımlarla ve artan bir hızla, daha yeni bir toplumsal organizmaya doğru ilerlemektedir. Bunun farkına varan Parlamentonun eski tutucuları ve arkalarındaki güçler şöyle diyor: ‘Eski kurumu popülerleştirmek için bir şeyler yapmalıyız; kadınları getirelim’”. (SP, WD, 2 Kasım 1918)

Burada vurgulanmaya değer iki nokta var. Birincisi, kapitalizmin bu dönemde ‘reformlardan’ faydalanma şekli tam da budur. İster bu durumda olduğu gibi oy kullanma şartları, ister Ulusal Sağlık Hizmeti veya daha yakın zamandaki Eşit Haklar Tasarısı olsun, bunlara hep, bir dereceye kadar nüfusu ve özellikle işçi sınıfını pasif tutma zorunluluğu içkindir. Bunlar sadece değişiklik iddiasıdır ve Dreadnought haklı olarak aslında yok edilmesi gereken sistemi yalnızca düzeltmeye çalışan bütün ‘reformları’ reddetmiştir. Bu, bugün de yüzlerce kez doğrudur. İkincisi, kadınların ayrı bir grup olarak sözde ‘özel niteliklerinin’ üstü kapalı bir reddi de söz konusudur. Süfrajet mücadelelerinin görünüşte gösterdiği ‘kadınların gücü’ belirleyici bir etken değildi, rahatsızlıktan biraz daha fazlasıydı: kapitalizm, işçi sınıfının erkek ve kadınları harekete geçtiğinde sarsılmaya başlar çünkü bütün sistemin temelini tehdit eden işçi sınıfı mücadeleleridir.

İlk günlerinde Dreadnought, toplumdaki her kötülüğün çaresinin kadınlara oy hakkı vermek olduğuna inanıyordu. Bugün feministleri motive eden tam olarak aynı fikirdir (oy hakkı açıkça bir çözüm olmasa bile): eğer kadınlar daha fazla güce sahip olsaydı, toplum daha iyi bir yer olurdu. Fakat gerçekten, buna inanmak için elimizde nasıl bir kanıt var? I. Dünya Savaşı’ndan bu yana kadınların durumunu etkileyen ve görünüşte onlar için daha fazla özgürlüğe izin veren veya ulaşan tüm sözde “reformlara” rağmen, kadınların koşulları temelde hala aynı değil mi?

Bizim gibilere birkaç kinin hapı atsınlar diye, bir adama Sağlık Bakanı olması için yılda 5.000 sterlin verin, yılda kişi başı 500 sterlin alan bir kadro oluşturun! Kapitalist sistem altında yaşarken Sağlık Bakanlığı’nın faydası nedir?” (alıntı: WD, 2 Kasım 1918)

Belki bu soruya kapsamlı bir cevap değil ama kesinlikle açıklayıcı bir cevap!

Dreadnought bu fikri reddetmeye başladığında, bunun sebebi kız kardeşlik fikrinin farklı kadın grupları arasındaki fazlasıyla gerçek maddi ayrımları gizlediğini görmesiydi. Sadece savaşı destekleyenlerle, savaşa karşı çıkanlar arasında değil, bu grupların özünde farklı çıkarlara, yani farklı parasal ve sosyal hırslara sahip olduğu her konuda. Bu akılda tutularak, kadınları birleştirme girişimi hakkında söylenebilecek en iyi şey, hayal kırıklığına mahkum olduğudur.

“Kadınlar ekonomik bir grup oluşturmaz; ve bu nedenle, mevcut koşullar altında dünya veya ulusal meselelerde birlikte hareket edemezler; çünkü bu tür konular ekonomik hususları içerir. İnsan toplumunun hızla ilerleyişinde, (doğrudan veya dolaylı olarak) aynı ekonomik motivasyonun etkisinde olanlar, sonunda kendilerini aynı bayrak altında yürürken bulurlar.” (F. Connor, WD, 13 Ağustos 1921)

Kuşkusuz, sınıf sınırlarını aşan ve tüm kadınları etkileyen bazı durumlar vardır, ancak ortak ekonomik koşulların çimentosu olmadan gerçek bir birlik olamaz. Temel gerçek şu ki, burjuva kadınları ve işçi sınıfı kadınları birbirinden ayrı dünyalar yaşıyor ve bu topluma verdikleri tepkiler tamamen zıt.

Şu ana kadar anlatılanlardan, Dreadnought’un devrimci siyaseti kucakladığında, kadın sorununu katiyen göz ardı etmediği açık olmalıdır. Aksine, işçi sınıfı kadınlarına yönelik müdahalenin, devrimci hareketin kapsamlı müdahalesinin önemli bir parçası olarak görülmesini sağlamak için büyük özen gösterdi. Bu sorun üzerine endişeleri parlamentoda, Labour Party’de ve sendikalarda faaliyet göstermeyi reddetmeleriyle hemen hemen aynıydı: reformizmin ve reformist amaçların reddedilmesi ve devrimci pratiğin kurulması. İşçilerin öz örgütlenmeleri vurgulanıyordu. Bu müdahalenin bir örneği için, ‘Soviets of the Street [Sokak Sovyetleri]’ başlıklı makalede, Sylvia Pankhurst, 1. Dünya Savaşı’nın sonunda türeyen ve Londra boyunca sokaktan sokağa yayılan barış partilerini, Rus kadınların sovyetlere katılımıyla kıyasladı. Devlet bu partileri engellemeye çalıştı ancak yayılmasına engel olamadı. Normalde bu tür herhangi bir şeyden sorumlu olmayı seven Kilise ve hayır işleri çalışanları (bugünün sosyal hizmet uzmanları?) “Şaşkınlıkla bakakaldılar”:

“Sovyet devrimi yaklaşıyor, ancak işçi kadınlar sokak komitelerini kurmak için onu beklememeli. Sokak komiteleri, annelerin işyeri komitesidir, çünkü onların işyeri sokaklar ve evlerdir. Bir an önce sokak sovyetlerini başlatmalılar… Kadınlar, kendilerini ve ailelerini korumak ve işçi sınıfının genel mücadelesine yardım etmek, devlet iktidarını ele geçirmek ve ücretli köleliğe, yoksulluğa, zenginin hükmüne son vermek için örgütlenmeliler… İşçi kadınların yapması gereken ilk şey örgütlenmektir; kendi sokak toplantılarını düzenlemek ve kendi sovyetlerini kurmak.” (SP, WD, 27 Mart 1920)

Bugün sovyetler yakın bir olasılık değil, ancak devrimci bir dönemdeyiz⁶ ve son zamanlarda toplumsal mücadelelerin tırmanmaya ve gerçekten de meydana gelen büyük grev dalgalarının bir parçasını oluşturmaya eğilimi var. Bu nedenle, solcu ve liberal liderliğin dışında, işçi sınıfı kadınlarına, proletaryanın öz-örgütlenmesine aktif olarak katılma çağrısı önemini sürdürüyor.

Son olarak, Sylvia Pankhurst, hiçbir zaman ayrı bir kadın örgütünün gerekli olduğunu öne sürmedi. İşçi sınıfı kadınlarının kendine özgü koşullarla karşı karşıya olduğunun farkındaydı, fakat bu toplumun genel sınıfsal ayrılığının bir parçasıydı, ve bu durumdan doğan mücadelelerde yer alacaklarsa, onların yeri her şeyden önce, komünist devrime doğru “işçi sınıfı erkek kardeşleriyle yan yana yürümekti”. Bu amaca ulaşmak için gerekli olan, bilinçli erkek ve kadınların birleşmesidir. Bu, tüm toplumsal gerçekliğin bir bilincidir, basitçe cinsiyet ayrımının değil. Bunun altında yatan, Sylvia’nın kadınların kurtuluşunun yalnızca komünist devrimle meydana gelebileceğine dair farkındalığıdır. Bugünün solcuları ve feministleri, kadın özgürlüğünün ‘devrimden’ önce ya da sonra gelip gelemeyeceği konusunda çekişiyorlar, ancak açık olmak gerekirse, ilişkileri değiştiren bitmek bilmeyen teoriler değildir.⁷

İşçilerin başlıca ayaklanmalarına ve mücadele dalgalarına yakından bakın, proleterlerin birbirlerine karşı davranışlarındaki değişiklik ortadadır. Bu tür mücadelelere kolektif katılım yeni ilişkiler gerektirir, çünkü hayati sorun olan mücadelelerin başarısıdır, ve efektif örgütlenme ihtiyacı kapitalizmin desteklediği cinsiyet bölünmelerinin üstesinden gelme eğilimindedir. İşçi kadınlar ve erkekler için kurtuluş her şeyden önce komünist devrime doğru pratik adımlar atarak ve bir insan topluluğu (world human community) yaratarak çözülecek pratik bir sorundur.

Workers’ Dreadnought 1924’te yok oldu. Sylvia Pankhurst’ün daha sonraki hayatında sol komünist hareketin bir parçası olarak kalmamış olması, hayatının bu döneminde feminizme yönelik eleştirilerinin göz ardı edilmesine yol açmamalıdır. 1914 ve 1924 arasında Dreadnought’un varlığı devrimci dalga dönemine, devrimcilerin en güçlü ve net oldukları döneme tekabül ediyordu. 20’lerin ortalarında sınıfın devrimci mücadeleleri gerilemedeydi ve devrimcilerin seçenekleri ya karşı devrimcilere gitgide daha çok taviz vermek ya da siyasete inancını yitirmek oldu. 20’lerden çok çok az devrimci grup hayatta kaldı. Bu üzücü olsa da, anlaşılabilir ve aslında kaçınılmaz bir şeydi.⁸

DS

*ICC’nin Sylvia Pankhurst- From Feminism to Left Communism adlı yazısının çevirisidir.

[1] Suffragette, orta sınıf destekçileri yerine Londra’nın Doğu Yakası’nda, işçi sınıfından bir grup kadının deneyimlerine odaklanması açısından ilginç bir film. Demokratik devletin, barışçıl protestoculara ve açlık grevi yapan mahkumlara karşı uyguladığı acımasız şiddetle birlikte politik faaliyetinden şüphelenilen herkesi gözetlemesini etkili bir biçimde tasvir ediyor.

Bununla birlikte, hikayenin geçtiği yere rağmen, o dönemdeki işçilerin daha geniş hareketinden veya mücadelelerinden bahsedilmiyor, bu sırada Doğu Londra Süfrajetleri Federasyonu’nu kuran Sylvia Pankhurst’ten yalnızca bir kez bahsediliyor, onda da yalnızca başkanlığın ‘doğrudan eylem’ politikasıyla olan anlaşmazlığından bahsedilmesi, onun ya bir muhafazakar ya da bir pasifist olduğu anlamının çıkarılmasına neden oluyor. En önemlisi, film süfrajet Emily Davidson’un 1913'teki yüksek profilli ölümüyle sonlandırılarak, tüm savaş sorununu ve Süfrajet hareketindeki bölünmeyi ele almaktan kaçınıyor.

[2] Eksik liste şunları içeriyor: Sheila Rowbotham ve Barbara Winslow, Sylvia Pankhurst- Sexual politics and political activism (1996); Mary Davis, Sylvia Pankhurst: A Life in Radical Politics (1999); Shirley Harrison, Sylvia Pankhurst: The Life and Loves of a Romantic Rebel (2003) ve Sylvia Pankhurst: The Rebellious Suffragette (2012); Katherine Connelly, Sylvia Pankhurst: Suffragette, Socialist and Scourge of Empire (2013).

[3] ICC’nin bu olayla ilgili yazısına bakınız, Hands off Sylvia Pankhurst!

[4] Asıl plan üç tane üretmekti, ama yalnızca iki tanesi yayınlandı, WR 33 ve 34’te. Burada ikisi, tek bir makale olarak, kısmen düzeltilmiş halde sunuluyor.

[5] Editörün notu: Aslında bu üçüncü makale hiç yayınlanmadı, ancak Workers’ Dreadnought’un, Britanya’da bir Komünist Parti kurma görüşmelerindeki ve Üçüncü Enternasyonal içindeki sol muhalefetin bir parçası olarak rolü, ICC’nin kitabı The British Communist Left’te, daha kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır.

[6] Editörün notu: Bu makale Britanya’da ve başka yerlerde kitlesel mücadelelerin yaşandığı ve sürekli büyüyen, gelişen bir dalga görünümü verdiği bir dönemde yazılmıştı. Sınıflar arasındaki güç dengesi üzerine düşünmeye başladıkça, ICC devrimci sonucun hiçbir şekilde peşin bir kaderi olmadığını açık hale getirmek için tarihsel gidişatın nitelendirmesini “devrime doğru rota”dan “sınıf çatışmaları rotasına”na değiştirdi. ICC, aynı zamanda sınıf mücadelesinin lineer, şematik görüsüne açık kapı bırakan belirsizlikleri eleştirme sürecindedir ve 68'in Mayıs ayından ve hepsinden önemlisi, 1980'lerin sonunda başlayan ayrışma aşamasından bu yana proletaryanın yaşadığı zorlukları, yenilgileri ve geri çekilme dönemlerini yeterince teşhis edememiştir.

[7] Editörün Notu: Bu doğru, ancak buradaki asıl mesele başlı başına kuramlaştırmadan çok, solcular ve feministler tarafından yapılan bu tür kuramlaştırmaların burjuva doğasıdır.

[8] Editörün Notu: Kapitalist karşı devrim sürecinde devrimci grupların kaybolması kaçınılmaz değildi ve bazı küçük gruplar Britanya’da bile hayatta kaldı (bkz. British Communist Left). Asıl problem, Pankhurst ve Dreadnought grubunun devrimci dalgada işçi sınıfının uğradığı yenilginin derinliğini, ve ders çıkarmak için bir fraksiyon olarak çalışmak gerektiğini fark etmemeleriydi.

Rubric: 

Communist Left in Britain