Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da Paylaşım Kavgası: Suriye'de Emperyalist Savaş, Mısır'da Sınıf Savaşı Yaklaşıyor! (2)

Baas rejimi, muhalif gruplara nazaran azımsanmayacak düzeyde etnik grup ve dinsel topluluklar tarafından destekleniyor. Bu gruplardan en büyüğü Nusayriler. Esad rejimi toplumsal olarak bu mezhebi gruptan  oluşuyor. Rejimin tüm elit kademesi, askeri yapısı ve bürokrasisi Nusayrilerden oluşmakta. Bu anlamıyla Suriye'de Nusayriler ayrıcalıklı bir konuma sahipler. Bu ayrıcalık hem siyasi, hem de ekonomik olarak iki boyuta sahip. Baas rejiminin yıkılması Nusayriler için zor günleri de beraberinde getirecek çünkü uzun zamandır iktidarı elinde bulundurmuş olması, hem de bunu totaliter yöntemle yapmış olması, düşmanlıkları da beraberinde getirecek. Bu sebepten dolayı Esad gitmek istese dahi onun gitmesini engellemeye çalışacaklardır. Hristiyan, dürzi, Çerkez ve yezidi gruplar ise iktidara olası geleceklerin İslamcı kökenli olmasından kaynaklı Baas rejimine yaslanmaktalar; aslında iki kötü arasında bir tercih yapıp Esad'ı desteklediler ama her an, her şey değişmeye çok müsait.

Kürtlerin ise daha farklı bir konumları var; bu özel konum şu anki reellikte, Esad rejimin elinde hem de bir koza dönüşüyor. Kürtler geçtiğimiz mayıs ayına kadar resmi kimlikleri bile olmayan bir halktı ve siyasi temsilcileri Baas rejimi tarafından hapse atılmıştı. Zaman zaman rejime karşı ufak çaplı başkaldırsalar da bu hareketlenmeler kendiliğinden söndü ya da bastırıldı. 2004 yılında Kamışlı‘da yaşananlar benzer bir durumun ifadesiydi. Kürtler yer yer başka emperyalist güçler tarafından Baas rejimine karşı kullanılmak istenildiler de aynı zamanda. Olayların başladığı tarihten sonra Esad, Kürtlere yönelik politikalarını değiştirerek, siyasi tutuklularını serbest bıraktı ve ardından reformlar başlattı. Hatta kuzeyde özerk bir Kürt yönetimini kurulacağını bile dile getirdi. Kürtlerin Esad için bu kadar önemli hale gelmesinin aslolarak iki sebebi var: birincisi, on bir Kürt partisinin Suriye Kürt Ulusal Meclisi'ni Barzani'nin desteğiyle kurmuş olması, Esad'ı Kürtlerle anlaşma yoluna itti ve aynı zamanda bu gelişme sunni Arap muhalefetinin yanına Kürtlerin de eklenmesi durumunu ortaya çıkardı. Bu çıkışa karşılık ise Esad, daha öncden müebbet hapis cezası verilen PYD'nin lideri Salih Müslüm'ü afla çıkarıp rejim yanlısı mitingler yapmasını sağladı. Bu yöntemle Esad, Kürtler üzerinde etkinlik kazanmaya ve muhalefeti bölmeye çalıştı ve kısmen de başarılı oldu. PYD, 26 Şubat'taki anayasa referandumunu boykot etme kararı aldı ve yeni anayasanın Kürtler için herhangi bir şey olmadığını açıkladı. Suriye dışındaki Kürt burjuvazisinin doğrudan ve dolaylı temsilcileri olan, KDP'nin ve PKK'nin Suriye'de kilit noktada duran Kürt bölgesine yönelik karşılıklı ataklarının olduğunu söyleyebiliriz. Barzani'nin desteklediği Suriye Kürt Ulusal Meclisi, üzerinden Suriye Kürtlerini domine etmek istiyor. PKK ise PYD ilişkileri üzerinden Suriye Kürtleri ilişkin siyaset belirlemeye çalışmakta; bunu yaparken de Türk burjuvazisine karşı stratejik konum elde etmekte. Diğer taraftan ise PYD aracılığıyla Esad'la Suriye'deki Kürtlerin geleceğine ilişkin pazarlıklar yapmakta. Öyle görünüyor ki; Baas rejiminin akıbetinde yıllardır baskı kurduğu Kürtlerin de bir parça payı olacak.

Suriye ve İsrail ilişkilerine kısaca değinilmesi gereken bir kaç nokta var. İlki yıllardır iki burjuva devlet arasında savaşa neden olan Golan Tepeleri. İkincisi Suriye'nin Lübnan'daki askeri varlığı ve politik etkisi. Bu iki konu üzerinden yıllardır bu iki burjuva devlet savaşmaktalar. Fakat Suriye'de olayların başlaması ile İsrail için Suriye ile olan ilişkileri daha karmaşık hale geldi; zira daha öncesinde savaştığı Baas rejimiyle, İsrail düşmanı Müslüman Kardeşler'in iktidara gelme olasılığından dolayı görüşmeler yaptığı söylenmekte. İsrail, islamcı rejimlerinin Ortadoğu'da güç kazanmasından oldukça rahatsız olmakta ve bundan dolayı Esad'a karşı tutumunu önemli ölçüde etkilemekte.

Suriye'deki olaylara işçi sınıfı nasıl ve ne düzeyde katıldı, biraz buna bakmak gerekiyor. Elbette ki; işçi sınıfı sokaklardaki kalabalıkların önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı. Ama sorun şu ki; Suriye'li işçiler, ne Mısır'daki gibi, ne de Tunuslu işçiler gibi bir tepkiyi bile ortaya koyamadılar. Maalesef Suriye'li işçiler, olaylar içerisinde, kendilerini etnik ya da mezhepsel kimlikleriyle ifade ettiler. Bu durum, Suriye'de olayların hangi zeminde yaşandığını açıkça ortaya koyuyor.  Arap Birliği'nin gönderdiği gözlemcilerin Suriye'ye geleceği gün muhalefet, genel grev çağrısında bulundu ve bunun yanında yine muhaliflerin etkisinin olduğu bir günlük genel grev gerçekleşti. Sivil itaatsizlik eylemi olarak da nitelendirilen bu eylemde Esad rejiminin gitmesini isteyenler, sınıf temelli herhangi bir talebe sahip değildiler. Ayrıca greve sadece işçilerin değil, daha çok işverenlerin ve esnafın da katıldığını belirtmek grevin nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlamak için daha açıklayıcı olacaktır. Bunun dışında herhangi bir varlığı olmayan Suriye'li işçiler, tekil bireyler halinde Esad ve muhaliflerin tarafında saflaşmış durumdalar.

Beşar Esad, reformlar ve seçimler yapılacağını söylese de, yeni anayasası referandumu muhalifler tarafından boykot edildi; bu da gösteriyor ki; Baas rejimi ya yıkılacak ya da muhalefet kanlı bir savaştan sonra bastırılacak. Çünkü iki burjuva güç arasında hiçbir uzlaşma zemini görünmüyor. Diğer taraftan Esad'ın uluslararası alanda Rusya ve Çin'den destek görmesi, olası BM müdahalesinin önünü tıkamış durumda. Rusya'nın askeri üssü ve silah pazarı, Çin'in ise enerji yatırımları olan Suriye'yi uluslararası alanda koruması kendi çıkarlarıyla ilişkilidir. Bu ilişkileri de göz önüne alırsak Esad'ın gidişi Kaddafi gibi olamayacak. İlk başlarda rejimler, kitlesel gösteriler karşısında bir bir yıkılırken herkes Esad rejiminin de rahatlıkla yıkılacağını düşündü. Fakat Esad, nusayri elitinin isteği doğrultusunda kolay kolay gitmeyecek ve iç savaş giderek tırmanacak.

d - Ucuz Emek Pazarı Mısır

K. Afrika olaylarının sonucunda Mubarek'in gitmesiyle Mısır için yeni bir dönemin başladığını ilan etmişlerdi. Ama K. Afrika'nın ve Ortadoğu'nun en kalabalık işçi nüfusunu barındıran ülkelerinden biri olan Mısır'da istikrarsızlık hala devam etmekte. Port Said olayları ile tekrar hareketlenen Mısır'da burjuvazi kimlik bunalımını çözebilmiş değil.

K. Afrika olaylarının Mısıra sıçramasının en büyük sebebi Tunus'ta ki gibi işsizlik oranlarının ve yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfus oranının oldukça yüksek olması. Mısır'da nüfusun %20'si yoksulluk sınırının altında yaşıyor, %90'ını gençlerin oluşturduğu işsizler ise resmi rakamlara göre%10 üzerinde. Resmi rakamlar gerçeği tam anlamıyla yansıtmıyor, bu gibi ülkelerde kayıt dışı çalışma yaygın olduğu için gerçek veriler daha yüksek. Kendi sermaye birikimine tam anlamıyla oluşturamamış Mısır ekonomisi, belli problemleri de beraberinde taşıyor. Ekonomik krizin etkisiyle daha da zayıflayan, işsizlik ve yoksulluk oranlarını büyüten Mısır ekonomisi Muberek'in gitmesine zemin hazırladı. Daha öncesinde bu yapısal sorunları çözmeye çalışan Mısır burjuvazisi 1974 yılında Açık Kapı Politikasıyla dışa dönük bir piyasa politikası belirledi. Bu şekilde kendi sermayesinin yarattığı açıkları dış yatırımlarla kapatma yoluna yöneldi. Fakat siyasi istikrarsızlığın nedeniyle bu anlamda fazla ilerleme kat edemedi. Zira yabancı sermaye yatırımı gayrisafi milli hasılaya oranı son verilere göre %6 dolaylarında. İşsizlik ve yoksulluk üreten Mısır ekonomisi işçi sınıfının sırtındaki yükleri daha da arttırdı, bunun sonucu K. Afrika olaylarına yansıdı fakat bu durum genelleşmiş bir sınıf hareketini ortaya çıkarmadı.

Mısır'da işçi sınıfı, bölgedeki en kitlesel sınıf kütlesini içeriyor. Önemli bir potansiyeli olan bu sınıf kütlesi, K. Afrika olayları başladığında büyük beklentileri de beraberinde getirmişti. Fakat sonuç pek beklenen gibi olmadı, yani işçiler sokağa çıkıp “biz burjuvaziyi alaşağı edeceğiz” demediler. Elli bin dolaylarında işçinin yaptığı grevlerle sınırlı kalan bu hareket, Tahrir eylemlerine işçi sınıfının damgasını vuramadı. Daha çok küçük gruplar halinde ve sınırlı ekonomik talepler ile demokrasi isteyen burjuva taleplerin ekseninden kurtulamadılar. Tabi burada kısaca da olsa komünist bir siyasetin eksiliğinden söz etmek gerekiyor. Komünist bir siyaset olsa dahi sonuç çok değişir miydi bilinmez ama sınırlı eylemliklerin ya da grevlerin genelleşmesinde belki bir parça payı olabilirdi.

Mubarek sonrası ekonomik politikaları neyin üstüne kurulacak veyahut Mısır burjuvazisi işçi sınıfına yeni bir sömürü cenneti mi vaat edecek? Yukarıda da belirttiğimiz gibi Mısır ekonomisi sermaye birikimini tam tamamlayamamış bir yapıya sahip. Dünya ekonomisine tam entegrasyonu için ise tek bir şeye ihtiyacı var, o da artı değer sömürüsü. Mısır burjuvazisi genç ve üretken nüfusu istihdam etmesi ve tarımda istihdam edilen kesimin ise sanayiye kaydırılarak iş gücü potansiyelini azami ölçüde sömürmek istenmesi sermaye birikimi ihtiyacını göstermektedir. Mübarek döneminde başlayan bu süreç burjuvazi için dengeler yeniden kurulduğunda şüphesiz ki devam edecek. Burjuvazi ucuz işgücü potansiyeli sayesinde Mısır ekonomisini yoğun emek sömürüsü üzerine inşa edecek. Dünya işgücü pazarına ucuz emek arzı sunan bir Mısır ekonomisi, yatırımlar alma şansını da aynı oranda yakalayacaktır.

Değinilmesi gereken bir diğer konu ise burjuva güçler arasında yaşanan siyasal çekişme. Tahrir Meydanı'nda Mubarek karşıtları yer almaya başladığında şu anki çoğu burjuva hareket yoktu. Muberek'in koltuğu sallanmaya başladığında bir bir alana inmeye başladılar bu unsurlar. Mısır'da, Mubarek sonrası en büyük siyasal yapı tartışmasız Müslüman Kardeşler örgütü. Bir diğer güç ise giderek güçlenen radikal islamcı Selefiler. Mısır'ın siyasal yaşamında ordunun da bir payının olduğunu söylemek gerekiyor. Mübarek'ten sonra yapılan ilk seçimlerde Müslüman Kardeşler örgütün kuruduğu Adalet ve Özgürlük Partisi oyların üçte birini aldı; hemen ardında hiç beklenmedik bir şekilde güçlenen Selefiler %25 dolayında oy aldılar. İkisi de islamcı olan bu örgütlerden Selefiler daha radikaller ve oylarının büyük bir bölümünü kırsal kesimden almaktalar. Müslüman Kardeşler ise siyasi ve ekonomik anlamda daha ılımlı ve pragmatik bir çizgi izliyor. Hatta seçimlerde birkaç laik partiyle ittifak kurdu. Bu da gösteriyor ki; Mısır'da dış politikada ve içeride azgın kapitalizmin her anlamıyla hizmete hazır bir burjuva siyasetinin Mısır'lı işçilerin yaşamını belirleyecek.

Mısır siyasetinin gelgitli yapısında arada bir işçiler belli belirsiz ve düzensiz bir şekilde baş göstermekte. Bunlardan bir tanesi Port Said olayları. Bir futbol maçı sırasında yapılan provokasyon yetmiş dört kişinin ölümüne sebep oldu. Polis, iki takımın taraftarlarını karşı karşıya getirerek hatta dışarıdan sopalı ve silahlı birilerini içeri sokup kapıları kapatarak Ultraslar'dan öç almak istedi. Provokasyona ilişkin birçok senaryo döndü; ayrıca tüm burjuva güçler bu olaylardan kendilerine pay çıkarmaya çalıştı. Olaylar sonrasında ordunun artık yönetimi sivillere devretmesi gerektiği sesleri yükseldi. Fakat provokasyonun asıl çıkış sebebi, iktidar kavgası üzerinden olduğunu anlamamak saflık olacaktır. Yeniden alevlenen sokaklarda yaşanan çatışmalarda başı çeken Ultras Ahlawy grubunun "Devrime ve devrimcilere karşı suç işlendi. Bu suç, devrimcileri durduramayacak ya da devrimcileri korkutamayacak" söylemi ne kadar sistem karşıtı görünse de hareketin talepleri sınırlıydı ve işçi sınıfının diğer kesimlerinde tam bir karşılık bulmadı.7 Sadece ordunun olayları kanlı bir şekilde bastırmaya çalışmasına karşı bir genel grev çağrısı yapıldı ve bu grevin talepleri içerisinde “Askeri Konseyin gitmesi ve Mısır şehitleri için adalet” yer alıyordu. Zira sokaklardaki söylemlere de yansıyan bu durum, Mısır'da işçi sınıfı adına hiçbir şeyin değişmediğine işaret etmekteydi. Ama Mısır'da işçi sınıfı, burjuva güçlerle sık sık karşı karşıya gelmekte ve her karşılaşma da burjuvaziyle arasına belli bir mesafe koymakta.

Bitirirken

K. Afrika olayları olarak tarihe geçen bu halk hareketleri, K. Afrika'nın ve Ortadoğu’nun tüm siyasal yapısını değiştiriyor. Küresel veya bölgesel burjuvazi tarafından siyasal dengeler yeniden oluşturulmaya çalışıyor. Bu demek değildir ki bu hareketlerin proleter mücadele için bir değeri yoktur. Kuzey Afrika'daki olaylar, İspanya'dan ABD'ye, İsrail'den Rusya'ya, Çin'den Fransa'ya dünyanın dört bir yanında yüzbinlerce proletere ilham verdi. Dahası, bütün eksikliklerine rağmen, bu mücadele deneyimi Tunus ve Mısır işçi sınıfları için devasa bir öneme sahiptir. Buna rağmen, her ne kadar ilham ve deneyim kendi başlarına bir tür zafer sayılabilse de, Kuzey Afrika ve Orta Doğu proletaryası için anlık durumu iç açıcı olarak tasfir etmek mümkün değildir.

Başta bu konuya girmeyeceğimizi belirtmiştik ama son sözleri söylemeden önce devrim meselesine dair bir kaç söz söyleme ihtiyacını hissediyoruz. Devrim denen toplumsal dönüşüm, sadece mevcut iktidarların ya da rejimlerin değişmesi değildir; devrim tüm iktisadi yapının, üretim araçlarının, buna bağlı olarak üretim ilişkilerinin ve mülkiyet biçiminin tamamen her şeyiyle değişmesi ve işçi sınıfının konseyler biçimiyle kendi iktidarını ilan etmesidir. Oysa ki, K. Afrika olayları sonrasında ne yazık ki, böyle bir dönüşüm yaşanmamıştır. Dolayısıyla bu olaylara devrim denilmesi proletaryanın mücadelesinin ne olduğundan hiçbir şey anlaşılmadığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır ya da meseleye burjuva ideolojisiyle yaklaşılmaktadır.

Suriye yaşanan rejim karşıtı olayların iki tarafında yerel burjuva güçler olsa da siyasal ilişkileri ve menfaatleri bakımından bölgesel ve küresel burjuvaları da içeriyor. Mevcut realite bir tarafta ABD, AB, İsrail ve Türkiye'yi saflaştırırken diğer taraftan şimdilik kısmen de olsa Rusya, Çin ve net bir şekilde Şii Irak ve İran'ı birlikte tutum almaya itiyor. Genel çerçeve de böyle olsa da İran ve İsrail'in dışındaki tüm güçler bu süreçte çıkarları gereği tutum değiştirebilirler.

Görünen bu fotoğraf, bölgesel ve küresel güçlerin amansız bir emperyalist paylaşımında hazırlığı içinde olduklarını gösteriyor. Suriye'de bu gün yaşananlar, işçi sınıfının mezheplere, ırklara bölünerek birbirlerinin katlettirileceği bir boyuttadır. Bu coğrafyanın her tarafında yaşanacak tüm savaşlarında böyle olacağı hiç şüphesizdir. Diğer taraftan, Mısır'da islam tandanslı bir rejimin kurulması yüksek ihtimal; bundan kaynaklı bölgenin yeniden alevlenmesi ve çatışan burjuva güçlerin yeniden yer değiştirmesi de mümkün.Tüm bu yaşanan ve yaşanacak olan çatışmalar işçi sınıfı için bir yıkımı ifade etmekle beraber, ücretli emek sömürüsüyle beslenen bu asalak sitemin yıkılışı bir yandan hızla yaklaşmaktadır. İşçi sınıfı, enternasyonal mücadeleye ihtiyaç duymaktadır. Zira bu yazının kendisini ifade ettiği ve sınıf mücadelesine katkı sunmaya çalıştığı yer, tam da burasıdır.

Ekrem

7. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=10...