Bangladeş
1 Mayıs
Burjuvazi
Emperyalist Çıkar Çatışmaları
Film Değerlendirmesi
Published by: DünyaDevrimi
10/01/2013 - 00:31
Sendikalar
Kıbrıs'ta Grev
Published by: DünyaDevrimi
07/01/2013 - 01:08
Öğrenci Eylemleri
Published by: DünyaDevrimi
01/01/2013 - 19:50
Enternasyonalist Anarşizm
Published by: DünyaDevrimi
10/04/2013 - 00:37
Published by: DünyaDevrimi
17/12/2012 - 22:54
Tartışma
Sınıf Mücadelesi
Published by: iccadmin
27/11/2012 - 01:16
EKA
Sendikalar Tartışması
Published by: DünyaDevrimi
10/01/2013 - 02:14






Eğer siz hiç yıkılan bir binanın altında ezilerek ölmemiş ya da bir fabrikanın içerisinde kilitli kalıp yanarak katledilmediyseniz, radyoaktif tsunamiler, ani uzaktan kumandalı patlamalar, roketler ya da uyuşturucudan, ya da kimyasal silahların acı veren kitle imhaları ile veyahut şu ya da bu çetenin keskin nişancılarının anlık bir parmak hareketi ile, resmi ya da değil, ölüme terkedilebilir, yavaş yavaş ölümünüzü bekleyebilirsiniz.
Büyüyen burjuvazinin yanında, gelişmekte olan ülkelerdeki işçi sınıfı, artan açlık, sefalet ve yoksulluktan, yaşama ve çalışma koşullarının kötüleşmesinin artan oranda fazlalaşmasıyla acı çekerek hayatını yitiriyor.
1 Mayıs'ın karekteri enternasyonaldir ve işçi sınının mücadelesi kısmi dar taleplere sıkıştırılamaz; zira doğası gereği devrimcidir. Bu devrimci potansiyel, tarihsel olarak süzülerek gelen karşıt sınıfların en keskin ve en uzlaşmaz halini almıştır.
Geçtiğimiz haftalarda, Çin'in doğusunda yeralan Kuzey Kore (diğer adıyla Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, KDHC), yaptığı nükleer füze denemeleri ile dünyanın gündemine oturmuştu. Bunun üzerine, başta ABD olmak üzere birçok ülkenin hakim sınıfından yetkililer, gerçekleştirilen nükleer denemeyi kınadılar ve önlem alınmasının gerekliliğine vurgu yaptılar.
Bu sene İstanbul Bağımsız Film Festivali kapsamında vizyona giren ve burjuva medyada çok fazla yer bulamayan ancak taşıdığı güncellik ve bu güncelliğe dair getirdiği hem çok gerçek, hem de bir o kadar gerçeküstücü bakışı ile üzerinde değerlendirme yapmayı gerektirdiğini düşündüğümüz bir sinema çalışması var: Jîn.
Theo Angelopoulos epik ve şiirsel sinemanın en özgün yönetmenlerinden olmakla beraber filmlerinin politik yanı da ağır basmaktadır. Theo Angelopoulos'un 1995 yılında çektiği Ulysses'in Bakışı isimli filmi, Balkanlar'ın siyasi coğrafyasına, tarihine ve dağılan Yugoslavya'nın parçalanma öyküsüne değiniyor. Fakat film içerisinde sadece politik öğeleri değil aynı zaman karekterlerin kendi içsel yolculukları ve arayışlarını da işliyor.
KKTC'de, 28 Aralık günü Lefkoşa Türk Belediyesi işçileri, 11 aydır düzensiz ve son 3 aydır hiç alamadıkları maaşları için genel greve çıktılar. Bir önceki gün, işçilerin yaptığı eylemde çıkan ve adeta bir isyanı andıran çatışmalar sonucu 21 sendikacının gözaltına alınmasına istinaden genel greve giden sendika, yapılan grevin ardından gözaltındakilerin bırakılmasını talep etmişti.
Yalnızca AKP faşist de olsa, faşizme karşı düşman sınıfla işbirliği yapmanın işçi sınıfına ölüm ve yıkımdan başka birşey getirmediğini, meselenin faşizm veya demokrasi değil, faşizm ve demokrasi olduğunu, içerisinde bulunduğumuz çağda proleter bir çizgiyi savunmanın her türlü sınıf işbirliğini reddetmeyi gerektirdiğini ifade etmekle yetineceğiz.
Enternasyonalist anarşistlerin devrimci doğalarına derinden saygı duyuyoruz ve kitlesel sınıf mücadeleleri dönemlerinde yanyana savaşabileceğimizi biliyoruz. Ancak bizler bunun yanı sıra, Rus Devrimi, Bolşevik Parti, merkeziyetçilik, geçiş dönemi, kapitalizmin çöküşü, sendikaların sınıf karşıtı doğası, vb. görüşlerimize net bağlılığımızı da savunuyor olacağız.
Sonuç olarak kadınların özgür olabilmelerini kapitalist iktisadi düzen altında mümkün değil. Yapılacak olan iyileştirmeler onları en fazla proleter bir erkeğin seviyesine ulaştırır, ki proletere de özgür bir birey diyebilmek imkansızdır.
Burjuvazi kendi teori ve yöntemlerinden varolduğu sürece vazgeçmez çünkü aynı koşulların ürünü bir yöntemi vardır. Bu yöntem bizim benimseyeceğimiz yöntem olamaz çünkü tek kazanımımız “kazanılanlar tarafından yazılan tarihte” (Voline) deneyimlediğimiz mücadeleler, yenilgiler ve Marksizm.
Sözde 'Arap devrimleri'nin ikinci yılını doldurmasıyla, son birkaç hafta ve ayda Mısır ve Tunus'ta meydana gelen ayaklanma ve kitle eylemlerinin bize hatırlattığı, Bin Ali ve Mübarek gibi diktatörlerin iktidardan düşmelerine rağmen hiçbir şeyin çözümlenmediği.
Resmettiğimiz durum kulağa biraz çaresiz gelebilir: ideolojik silahlarını kullanmayı iyi bilen bir burjuvazi karşısında, nüfusun çoğunu – açlık koşullarında değillerse – açlık koşullarıyla tehdit eden bir düzende hala olumlu düşünmemiz, bir umut bulmamız mümkün mü? Toplumun radikal dönüşümünü sağlayacak ve azıyla yetinmeyecek bir toplumsal güç gerçekten var mı? Bu soruya tereddütsüz şu yanıtı veriyoruz: evet! Bin kere evet!
Son dönemde ortaya çıkan kitle meclisleri ve açık kitle toplantılarının alternatif mücadele araçları olarak ifade bulduğunu belirtmek gerekiyor. İşçi kitlelerinin hangi taleple olursa olsun, hangi sektörde olursa olsun ya da işsiz işçiler olsun, hepsinde farklı isimle ifade edilseler de, aynı işleyişe sahip araçlar olduğunu yukarıda bahsettiğimiz tüm deneyimlerde bu araçları görmekteyiz. Kitle meclisleri: işçilerin kendi mücadelerini yönettikleri kararlar aldığı mücadele anında ortaya çıkan araçlardır.
Marksistler olarak, gerçekliğin materyalist bir teorisini savunuyoruz ve bu yüzden mahşerin başlangıcında yaşadığımız ya da uzaylı sürüngenlerin dünyayı yönettiği üzerine kurulmuş bütün kavram, fikir ve görüşleri reddediyoruz. Ama neden, örneğin dünyayı yöneten, savaşlar ve krizler başlatan gizli küresel (kapitalist olan) elit kavramını reddediyoruz?

