Cumartesi, Mayıs 2, 2009 - 06:28 “Sessizliğimizin bugün boğduğunuz seslerden daha kuvvetli olacağı gün gelecek…”
1886 yılında, Haymarket ayaklanmasının ardından öldürülen anarşist işçilerden August Spies asılmadan hemen önce bu sözleri söylemişti. Yüz yıldan uzun bir süredir, dünya işçi sınıfı, sekiz saatlik iş günü için gerçekleşen Haymarket ayaklanmasının ardından katledilen işçilerin anısını, 1 Mayıs’ı proletaryanın uluslararası dayanışma gününe dönüştürerek yaşatmaktadır.
Cuma, Mayıs 1, 2009 - 07:55 Ereğli’de Olanları Biliyor musunuz?
Geçen hafta içinde yaşadığımız krizde milyonlarca işçinin yaşadığı durumun bir örneği Ereğli’de de gerçekleşti. Ereğli’deki bir fabrikanın patronu kriz dolayısıyla düşen karlarını telafi etmek için işçilerin bir kısmının ekmeğini ellerinden almaya karar verdi. Bunun üzerine sendika patronu fabrika patronuna daha karlı bir teklifle gitti. Buna göre işçilerin ücretinden yüzde 35’lik bir kesinti yaparsa patron, hem işçi kovmak zorunda kalmayacak, hem de krizin bedelini işçilere ödetebilecekti. İşçiler ise bu durum karşısında sessiz kalmadılar ve sendika binasına doğru bir protesto yürüyüşü yaptılar. İşte 1 Mayıs’a girerken sadece Türkiye değil bütün dünyada da işçi sınıfının durumu Ereğli’deki işçilerle aynı. Kriz karşısında karları düşen ve işçi çıkararak toplumu daha yoksullaştırarak içlerinde bulundukları borç batağından kurtulmaya çalışan patronlar her yerde devletçi çözümlere, işçi düşmanı sendikalara ve sözde solcu ideologlara sarılıyorlar. Peki, bu krizin doğası nedir?
Pazar, Mart 1, 2009 - 18:27 EKA'nın sol kongreleri sırasında, Komünist
Sol'un tavırlarına doğru bir yönelim içerisinde olan birey ve grupların
belirmesine yönelik uluslar arası bir eğilime işaret etmiş ve hem bu sürecin öneminin,
hem de bunun örgütümüze yüklediği sorumluluğun altını çizmiştik...
Pazar, Ocak 4, 2009 - 15:54 Gazze ekonomisini iki yıl boyunca -gıda ve
yakıt aktarımını engellemek, ihracatı durdurmak ve işçilerin sınırın öte yanına
geçip İsrail'de iş aramalarını engellemek yoluyla- boğarak, çaresiz
Filistinlilerin Mısır sınırını aşarak kaçmaya çalıştığı, bütün Gazze'yi, tam
bir tutsak kampına çevirdikten sonra Israil savaş aygıtı bu yoğun nüfuslu
yoksul bölgeyi , açık bir biçimde bir hava bombardımanının bütün barbarlığına
tabi tutuyor. Yüzlerce insan şimdiden öldürüldü ve çoktan tükenen hastaneler
bitmez tükenmez yaralı seliyle baş edemiyor. İsrail'in sivil kayıpları sınırlandırmaya
çalıştığı iddiaları, bütün "askeri" hedeflerin bir yığın evin yanında olduğu
bir durumda meşum bir yalandan ibaret. Camiler ve İslam üniversitesinin açıkça
hedef seçildiği bir durumda, sivil ile askeri hedefler arasındaki ayrım tamamen
anlamsızlaşıyor. Sonuç çok açık: çoğu çocuk olan siviller öldürüldü ya da sakat
bırakıldı, daha da fazlası bitmek bilmez saldırılar nedeniyle terörize oldu. Bu
satırlar yazıldığı sırada İsrail başbakanı Ehud Olmert'te bir yandan bu
saldırının ilk aşama olduğunu açıklıyordu. Tanklar sınırda bekliyor ve tam bir
işgal ihtimali hala mevcut (4.1.2008 günü itibariyle İsrail birlikleri karadan
işgali başlatmış durumda).
Cumartesi, Aralık 27, 2008 - 16:02
Biz kol emekçileri, işçiler, işsizler, geçici işçiler, vatandaş ya da
göçmenleriz. Bizler pasif TV izleyicileri değiliz. Alexandros Grigoropoulos'un
cumartesi gecesi katledilmesinden beri tüm gösterilere, polisle yaşanan
çatışmalara, şehir merkezinin ve mahallelerin işgaline katıldık. Zaman zaman
çalışmayı ve günlük yükümlülüklerimizi öğrencilerle, üniversite öğrencileriyle
ve kavgadaki diğer proleterlerle sokakları ele geçirmek için bırakmak
zorundaydık.
Pazar, Aralık 21, 2008 - 11:16
Yirminci
yüzyılın başında, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında proleterya
devasa kavgalar verdi. 1917'de, Rusya'da burjuva iktidarını devirdi. 1918 ile
1923 arasında Avrupa'nın en temel ülkesi Almanya'da aynı amacı gerçekleştirmek
için çok sayıda mücadele verdi. Bu devrimci dalga dünyanın İtalya'dan
Kanada'ya, Macaristan'dan Çin'e, gelişkin bir işçi sınıfı olan her yerini kasıp
kavurdu.
Pazartesi, Kasım 3, 2008 - 22:41
Politikacılar ve ekonomistler artık durumun ağırlığını
tanımlayabilecek sözleri tüketmiş durumdalar: "uçurumun kıyısında", "Ekonomik
bir Pearl Harbor" "bir tsunami geliyor" "finansın 11 Eylül'ü"... Sadece Titanik'e
gönderme eksik. Gerçekten ne oluyor? Gerçekleşmekte olan ekonomik fırtına
karşısında bir dizi acı veren soru ortaya çıkıyor. 1929 benzeri bir çöküş
içerisinde miyiz? İşler buraya nasıl geldi? Kendimizi savunmak için ne
yapabiliriz? Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?
Sonuca
dair hiçbir yanılsama olamaz. Bütün gezegen çapında, önümüzdeki aylar, insanlık
yaşam koşullarında korku verici bir gerileme ile karşı karşıya kalacak. IMF'nin
son raporunda açıkladığına göre, bugünden 2009'un başına kadar 50 ülke kıtlığın
vurduğu kasvetli coğrafyalar listesine katılacak. Bunlar arasında birçok
Afrika, Latin Amerika, Orta Amerika ve hatta Asya ülkesi bulunuyor. Örneğin
Etiyopya'da 12 milyon insan resmi olarak açlıktan ölme sınırında yaşıyor. Sözde
yeni kapitalist mucizeler olarak addedilen Hindistan ve Çin'de, yüz milyonlarca
işçi vahşi bir sefaletin pençesine düşmek üzere. ABD ve Avrupa'da da nüfusun
büyük bir kesimi dayanılmaz bir yoksunlaşmayla karşı karşıya kalıyor.
Cuma, Ekim 24, 2008 - 17:34
Amerikan kapitalizmi
bir yıldan uzun bir süredir 1929-35 Büyük Buhranından beri görülmemiş
ölçülerdeki uzatmalı bir ekonomik kırıklığın içerisinden geçiyor. Sistemin
hayatında yeni bir dramatik olay gerçekleşmeden bir ay bile geçmiyor. Borsadaki
başaşağı dönen deveranlardan, en itibarlı finansal kurumların art arda çöküşüne
kadar, kapitalizmin canlılığına kanıt diye gösterilen dünün sembolleri bir bir
düşüyor. Ve işler bu yazdan beri daha da kötüye gidiyor.
Son haftalarda
Amerikan kapitalizminin en şaşmaz holiganlarının bile kendine güvenini kıran
şiddetlenme ekonomik krizi derinleştirdi. 2007'nin başında kötü ünlü konut
balonunun patlamasının başlattığı şey, 70 yılın en büyük finansal felaketine
dönüştü. Çökmüş kurumlar yığını gün geçtikçe büyüyor. Bunlar arasında yatırım
bankaları Bear Stearns, Merill Lynch ve Lehman Brothers, ev kredisi devleri
Freddie Mac ve Fannie Mae, dünyanın en büyük sigorta firması AIG, Amerikan en
büyük tasarruf ve borç şirketi Washington Mutual ve ticaret bankasi Wachovia da
var, ki bunlar sadece en ünlüleri. Bütün finansal sistem tökezliyor. Hava
kapitalizmin çürüyen bedeninden çıkan zehirli dumanla dolu ve bu rezaletin tam
ortasında, bize Wall Street etrafındaki multi-trilyonluk gazino ekonomisi
niteleyen yüksek bahisli kumar arındırılmış dünyasına bakan bir pencere
verilmiş durumda.
Cuma, Ekim 24, 2008 - 17:28 
Medyayı son dönemde
işgal eden 1968 Mayıs'ına dair televizyon programları ve kitapların çoğunda
Mayıs ayı boyunca Fransa'yı etkileyen öğrenci hareketinin enternasyonal
niteliğinin sürekli altı çiziliyor. Daha önceki makalelerimizde de
belirttiğimiz gibi, Fransa'da ki öğrenci hareketinin kitlesel olarak gelişen
ilk hareket olmadığını herkes biliyor. Aslında bu hareket tabiri caizse 1964
sonbaharında Amerikan üniversitelerinde başlamış hareketin en arka vagonuna
atlamış bir hareket. ABD'de başlayan bu hareket batı ülkelerinin çoğunluğunu
etkileyerek, diğer Avrupa ülkeleri için bir referans noktasına dönüştüğü
Almanya'da 1967'de tepe noktasına ulaşmıştı. Ne var ki 60'ların öğrenci
hareketinin enternasyonal karakterinin altını çizerek tatmin olan aynı gazeteci
ve tarihçiler bütün dünyada bu dönemde gelişen işçi mücadeleleri hakkında tek
bir söz bile söylemiyorlar. Şurası da açık ki Fransa 68 "olaylarının" en önemli
yönü olan dev grevi basitçe görmezden de gelemiyorlar. İşçi hareketinin
tarihindeki en büyük grevin üstünü kapatmak onlar için bile çok zor bir şey.
Fakat bundan bahsettikleri zaman da proletaryanın bu hareketini bir tür
"Fransız istisnası" olarak sunmaya çalışıyorlar.
Gerçekte ise, belki
de öğrenci hareketinden de fazla enternasyonal hareketin parçası olan şey
Fransa'da ki işçi sınıfının bu hareketidir ve bu da ancak enternasyonal bir
çerçevede kavranabilir. Bu makalede diğer konular ile birlikte vurgulayacağımız
konuda işte budur.
Perşembe, Eylül 11, 2008 - 20:39
Mayıs
68'de gerçekleşen olaylara dair söylenen yalanlara karşı, devrimcilerin gerçeği
tekrar ortaya dökmeleri, bu olayların derslerini çıkartmaları ve onların
çiçeklerden oluşmuş bir çığın altında gömülmesini engellemeleri gereklidir.
Bundan
önce yayınladığımız ve içerisinde '68 Olayları'nın ilk unsuru olan öğrenci
ayaklanmasını irdelediğimiz iki makalede bunu yapmayı amaçladık. Şimdi ise
hareketin temel unsurunu, yani işçi sınıfı hareketini ele alacağız.
İlk
makalede Fransa'daki olayların anlatımını: "14 Mayıs'tan da tartışmalar pek
çok yerde devam ediyordu. Bir gün öncesinin devasa eylemlerinden ve oradan
alınan güç ve cesaretten sonra, hiçbir şey olmamış gibi devam etmek imkansızdı.
Nantes'da, Sud-Aviation işçileri, en genç işçilerin başını çektiği spontane bir
greve gittiler ve fabrikayı işgal etmeye karar verdiler" diye
sonuçlandırmıştık.
Şimdi
hikayeye buradan devam edeceğiz.
Dünya Devrimi
Çarşamba, Nisan 1, 2009 - 20:20
Dünyanın heryerinde insanlar
Gazze'de İsrail tarafından gerçekleştirilen katliamlara dair dehşete
düştüklerini ve tiksinti duyduklarını gösterdiler. Bu yazının amacı olayın bu
yanının detaylarına girmek olmasa da,
1200'den fazla Filistinliye karşı 13 İsraillinin hayatını kaybetmiş olması
açıkça bunun iki eşit güç arasında bir mücadele değil, basitçe bir katliam
olduğunu gösteriyor.
Perşembe, Nisan 2, 2009 - 19:32 Bu yazı ilkin İsrail Indymedia’da ve Libcom.org sitesinde yayınlandı. Ciddi bir biçimde azınlıkta olmasına rağmen, İsrail’in Gazze saldırısı ile birlikte İsrail/Filistin’i kasıp kavuran yurtsever savaş dalgasına karşı çıkmak isteyen İsrail’li bir yoldaş tarafından yazıldı. Bu yoldaşın bu yazıyı yazma kararı, Libcom sitesinden (aralarında Libcom kolektifi ve Enternasyonal Komünist Akım’ın İngiltere ve Türkiye’den militanları da olan) çeşitli yazarların bu yoldaşa destek vermesi, dayanışmalarını ifade etmesi ve onu yazıyı yazmak için cesaretlendirmeye çalışmasının etkisiyle gerçekleşti. Bu, Orta Doğu’da şu anda egemen olan habis milliyetçiliğe bir muhalefetin gelişimine yapılmış alçakgönüllü fakat çok önemli katkıdır.
Cuma, Nisan 3, 2009 - 05:11 Gazze ekonomisini iki yıl boyunca -gıda ve yakıt aktarımını engellemek, ihracatı durdurmak ve işçilerin sınırın öte yanına geçip İsrail'de iş aramalarını engellemek yoluyla- boğarak, çaresiz Filistinlilerin Mısır sınırını aşarak kaçmaya çalıştığı, bütün Gazze'yi, tam bir tutsak kampına çevirdikten sonra Israil savaş aygıtı bu yoğun nüfuslu yoksul bölgeyi , açık bir biçimde bir hava bombardımanının bütün barbarlığına tabi tutuyor.
Cuma, Nisan 3, 2009 - 09:15 Günümüzdeki proleterleşmiş genç kuşağın Yunanistan’da gerçleştirdiği öfke ve ayaklanma patlaması hiçbir şekilde yalıtılmış veya istisnevi bir olay değildir. Bu kökenleri kapitalizmin dünya çapındaki krizinde ve proleterler ile burjuvazinin ve devlet terörünün gerçek yüzünü açığa çıkartan burjuvazi arasındaki yüzleşmede olan bir olaydır. Fransa’da genç kuşağın 2006’da CPE yasasına, 2007’de ise üniversitelerde LRU ‘reformuna’ karşı, sınıfsal tabanda, yani üniversite ve lise öğrencilerinin gelecekte karşılaşacakları sömürü koşullarına karşı isyan eden proleterler olarak verdiği mücadelenin doğrudan devamıdır. Bütün temel Avrupa ülkelerindeki burjuvazinin tamamı bu durumu gayet iyi anlamıştır ve krizin derinleşmesiyle benzer sosyal patlamaların yayılarak devam etmesine dair korkularını itiraf etmiştir. Dahası, üniversite öğrencilerinin ve herşeyden önce lise öğrencilerinin protestolarının enternasyonal niteliği ve militanlığı zaten çok güçlü bir biçimde ifade edilmiştir.
Cuma, Nisan 3, 2009 - 09:19 Aşağıdaki bildiri elimize libcom adlı bir internet forumu yoluyla ulaştı. Bildiride sözü geçen işgal şu anda bitmiş ve olayların arka planıyla ilgili bilgimiz çok sınırlı olmasına rağmen bu bildiriyi olabildiğince yaygın bir şekilde dağıtmak için yeterince önemli bulduk. GSEE (Yunan Genel Emek Konfederasyonu) Yunanistan'daki ulusal sendikanın kısaltılmış adıdır.
Cuma, Nisan 3, 2009 - 09:29 TEK ÇÖZÜM İŞÇİ SINIFININ BAĞIMSIZ BİRLEŞİK MÜCADELESİ
15 Şubat gününde İstanbul’da, Kadıköy’de Türk-İş, DİSK, KESK, TMMOB, TTB, TÜRMOB, TÜDEF ve Çiftçi Sen tarafından düzenlenen “Krizin Bedelini Ödemeyeceğiz” mitingi gerçekleşti. Yaklaşık 40,000 kişinin katıldığı tahmin edilen eyleme, temelde Türk-İş ile Birleşik Metal arasında kıvılcımlanan çatışma damgasını vurdu.
Cuma, Nisan 3, 2009 - 09:33 Bu yazıyla birlikte, Türkiye’deki sendikaların ve sendikalizmin tarihine dair bir yazı dizisine başlıyoruz. Bu yazı dizisini hazırlarkenki amacımız, sendikaların ortaya çıkışını, kapitalizmin geçirdiği dönemsel değişikliklerden etkilenişini ve sendikal kurumların nasıl burjuvazinin silahlarına ve bugün gördüğümüz karşı-devrimci işleve sahip devlet kurumlarına dönüştüğünü, tarihsel bir çerçeve ile açıklamaktır. Bu bağlamda yazı dizimizi Osmanlı İmparatorluğu dönemindem başlatmayı uygun bulduk, zira hem Türkiye’deki işçi sınıfı hareketleri bu dönemde başladığı, hem de Türkiye’deki hakim burjuva siyasi rejiminin kökenleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemini yöneten İttihat ve Terakki Partisi’nde olduğu için hikayemiz pek çok açıdan burada başlamaktadır. Bunun yanısıra Osmanlı İmparatorluğu’ndaki işçi hareketinin, sendikaların ve sosyalist yapıların, tarihsel siyasi gelişimler göz önünde bulundurularak incelenmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezinde kapitalist olmayan bir üretim ilişkisinin hakim olduğu ve burjuva devrimini Kemalist milliyetçi hareketin gerçekleştirdiği efsanesinin saçmalığını ortaya koymak açısından da bir önem taşımaktadır.
Cuma, Nisan 3, 2009 - 09:37 ENTERNASYONAL KOMÜNİST AKIM’A KATILDI
Dünya Devrimi’nin Eylül 2008 tarihli birinci sayısında şöyle yazmıştık: “...Dünya Devrimi ismini seçmemizin nedeni ise, örgütsel olarak uluslararası geleceğimize dair bir doğrultuya girmiş olmamız. Komünist bir örgütün ulusal veya bölgesel olarak varolamayacağı ve yerel olarak faaliyet yürüten komünist militanların kesinlike uluslararsı alanda merkezileşmiş bir komünist örgüte mensup olmaları gerektiğine dair çıkardığımız sonuçlara dayanarak, otuz yılı aşkın bir süredir uluslararsı düzeyde merkezileşmiş örgütlü faaliyet yürüten, şu an itibariyle on dört ülkede şubeleri olan, ve zaten daha önceden de birlikte çalışma yaptığımız ve dayanışma içerisinde olduğumuz Enternasyonal Komünist Akım’ın Türkiye’deki şubesini oluşturmak doğrultusuyla bu örgütün platforumunu tartışmaya başladık. Nasıl devrimcilerin hiçbir çalışmasında sabırsızlığa yer yoksa, yaklaşık bir yıl önce başlayan bu tartışma, netleşme ve EKA’nın bir parçası olma sürecinde de sabırsızlığa yer yok. Sağlam ve organik bir biçimde değil aceleci ve yapay bir biçimde gerçeleşecek bir katılımın hiçbir faydası olmayacaktır, ve bizim uzun soluklu olduğunu bildiğimiz katılım sürecine sabırla ve gerçek bir netlik sağlama amacıyla devam ediyoruz. Öte yandan bu süreç içerisinde de netleşmekteyiz ve faaliyetlerimizi de hem siyasi ilkelerimizi hem de uluslararsı alanda merkezileşmiş bir örgütün gerekliliği konusundaki yaklaşımını paylaştığımız bu örgütün doğrultusuna yaklaştırmamızın faydalı olacağını hissediyoruz. Bu yüzden EKA’nın İngiltere’de World Revolution, Mekiska’da Revolución Mundial, Almanya ve İsviçre’de Weltrevolution ve Hollanda’da Wereld Revolutie isimleriyle çıkan gazetelerinin ismini, kendi yayınımıza vermeyi uygun bulduk. Ayrıca bu vesileyle EKA’nın bir parçası olmak doğrultusunda çalıştığımızı da duyurmak olanağını bulduk.”
|