Kemalizme Karşı Komünizm (2)

Türkiye Komünist Partisi’nde Sol Kanat

 

 

 

 

 

 

İstanbul'da Sosyal Demokrasi ve Komünizm

1918'de Osmanlı İmparatorluğu ile Müttefik devletler arasında Mondros Ateşkes Anlaşmasının imzalanmasının ve İttihatçı hükümetin düşmesinin ardından, Birinci Dünya Savaşı döneminde İstanbul'dan sürgün edilmiş veya kaçmak durumunda kalmış pek çok muhalif isim, şehre dönme olanağı buldu. Bu kişiler arasında savaş öncesi dönemde şu veya bu şekilde sosyalist düşünceleri savunmuş kesimden hayatta kalanların çok büyük bir kısmı da yer almaktaydı. Ayrıca, savaş esnasında çeşitli Avrupa ülkelerine gönderilmiş olan aydın ve işçilerin kimileri, o ülkelerde sosyalist görüşlerle tanışmıştı ki savaşın ardından onlar da İstanbul'a döneceklerdi. Savaş esnasında gayrimüslimlere, özellikle de Ermenilere yapılanlar nedeniyle, Müslüman kökenli sosyalistler İstanbul'a gayrimüslimlerden büyük ölçüde daha çabuk dönebilmişlerdi. Zaten sayıca az olan Müslüman sosyalistleri içindeki sol eğilimin en öne çıkan ismi Baha Tefvik'in 1914'te ölmüş olması da, sayıca daha çok olan ve bir adım önde olan Müslüman kökenli sosyalistlerinin ve yaratacakları örgütlenmelerin görüşlerinin Avrupa sosyal demokrasisi çizgisinde olmasına neden olacaktı.

İlk kurulan parti, etrafında topladığı ufak bir aydın çevreyle savaş öncesi dönemde yasal bir sosyal demokrat parti kurmaya çalışan ama başarılı olamayan eski İttihatçı, ayrıca mason Dr. Hasan Rıza'nın 1918'in sonlarına doğru kurduğu Sosyal Demokrat Fırkasıydı. 1919 yılı başlarında yayınlanan program ve beyannameye göre, partinin amacı işçilerin çalışma hayatının düzenlenmesi, sendikalar içinde örgütlenmeleri, yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirmesi ve sosyal haklara sahip olmalarıydı.1 Bu parti 2,000 kişilik2 bir kitle elde etmeye başaracaktı, fakat yeni dönemin örgütlerinden en güçlüsü Sosyal Demokrat Fırkası değil, sürgünden dönen Hüseyin Hilmi'nin eski partisi Osmanlı Sosyalist Fırkası'nın devamı olarak 1919'un Şubat ayında kurduğu Türkiye Sosyalist Fırkası olacaktı.3 Hüseyin Hilmi'nin partisi, hem geçmişteki varlığı hem de erişeceği gücün etkisiyle, koşullardan dolayı merkezden kopuk olsalar da İstanbul dışında şubeleri olacak tek sosyal demokrat teşkilattı. Bu yapının üye sayısı, en güçlü olduğu dönemde İstanbul'da 14,000'i bulacaktı.4

Hüseyin Hilmi'nin partisinin, savaş öncesi dönemde aynı adını taşıyan ve üyelerini Osmanlı sosyalist hareketinin sol kanadını oluşturan militanlarının partisiyle herhangi bir ilgisi yoktu. Hüseyin Hilmi eski çizgisini devam ettirmekteydi. Dahası, Hüseyin Hilmi, sürgündeyken, dönünce Şeyhülislam olacak Mustafa Sabri Efendi gibi Hürriyet ve İtilafçılarla dost olmuştu ve şimdi iktidarda olan bu partiden arkadaşları Hüseyin Hilmi'yi koruyup kolluyorlardı.5 Hüseyin Hilmi'nin partisinin güçlenmesinin nedenleri arasında, onun mevcut Osmanlı hükümetiyle yakınlığı, ve belki bu yakınlık sayesinde daha büyük güçlerle kurabildiği ilişkilerini göstermek mümkündür. Öte yandan şunu de belirtmek gereklidir ki bu tutum, Hüseyin Hilmi'nin partisinin ancak mevcut dönem içerisinde benzer ideolojilere sahip diğer partiler arasından öne çıkabilmesini sağlamış olabilir. Mondros Anlaşması sonrası İstanbul'u kontrol etmekte olan devletler, şüphesiz sosyal demokrasinin savaş seferberliğinde kendilerine nasıl bir hizmet sunduğunu unutmamışlardır. Bu güçlerin, ciddi bir sınıf mücadelesi tarihi olan İstanbul'da savaşın ardından, Avrupa'nın pek çok ülkesinde olduğu benzeri bir işçi kalkışması olabileceğini düşünmüş, ve böylesi bir hareketi kontrol altında tutmak için Hüseyin Hilmi'nin partisinin hayatını kolaylaştırmış olmaları gayet olasıdır.

Hüseyin Hilmi'nin partisinin ideolojisinde, Osmanlı Sosyalist Fırkası'nın çizgisiyle büyük ölçüde aynı kalmıştı, öte yandan detayları bakımından İkinci Enternasyonal'in çizgisini daha net bir biçimde ifade etmekteydi. Bu, en net biçimiyle, Hüseyin Hilmi'nin partisinin yayın organı İdrak'ın ilk sayısında Ferdinand Lassalle ve Karl Marks'a övgüyle atıfta bulunulmasında görülmekteydi:

“1860 tarihlerine doğru sosyalist fikir ve akımları, başta ortaya çıktıkları Fransa'da  sönmeye başlamışlardı. 1848 Devrimi'nden sonra, Fransa'da iktidar konumuna gelen  sosyalist görüşten birçok devlet büyüğü, fikirlerini uygulamaya başlamış ve neticede  başarısızlığa uğramışlardır. Bu durum karşısında pratiğin hayatını sürdürmesi için  yeni bir güç keşfetmek, görüşü daha bilimsel, daha metin temellere dayandırmak  gerekiyordu.

Bu fevkalade zor görevi gerçekten harkülade denecek tarzda yerine getirmeyi  başaracak iki kişi yetişti: Karl Marks ve Lassalle.

Bu iki zat, Fransız sosyalistlerini temizlendirdiler. Her ikisi de burjuva sınıfa mensup,  gayet iyi eğitim görüş, iktisat dünyasına hakim, aydın kişilerdi. Görüşlerini duygular  ve inançlar üzerine değil, hesaplar ve gerçekler üzerine inşaa ediyor, fikirlerini  mantıktan, felsefeden ziyade, iktisattan, istatistikten alıyorlardı.

Saptadıkları ve savundukları pratik, bugün övünç kaynağıdır. Yalnız sosyalistler değil,  bütün insaniyet bu iki dahiyi takdir ediyor. Bu iki kişi bugünkü sosyalizmin gerçek  kurucularıdır.”6

Bu tutum İkinci Enternasyonal'in hem Marks, hem Lassalle'a yönelik genel görüşlerinin bir özeti ve Marks'ın görüşlerinin nasıl çarpıtıldığının bir örneği gibiydi. Osmanlı Sosyalist Fırkası'nın en önemli ideolojik kaynaklarından olan Fransız sosyalisti Jean Jaures de, İdrak gazetesinin sayfalarında övülüyor, hatta yüceltiliyordu:

“Fransız sosyalizminin kurucusu ve yöneticisi olan Jean Jaures, yalnız kendi ülkesine,  kendi Partisine değil, belki bütün insanlığa gıyaben şeref veren dehalardan biriydi  (...) Fransa, savaşın bütün acılarına rağmen tam beş sene bu soylu evladının kaybına  ağladı. Onu, onun verdiği hizmetleri unutmak şöyle dursun, her fırsatta tekrar tekrar  yüceltildi.”7

Bununla birlikte, fakat aslında İkinci Enternasyonal'in tutumuyla da uyumlu biçimde, ülke durum ve koşulları ile sosyalizm anlayışı birleştirilmekteydi. İdrak gazetesinin ilk sayısının başyazısına göre:

“Türkiye, ezelden beri bir sosyalist ülkesidir ve şeriatın hükümleri bir sosyalist  düsturdur. Müslüman Osmanlı İmparatorluğu'nda şeriatın hükümleri uygulanıyordu  ve sosyalist düsturuna uyuluyordu. Bu sebepten millet bolluk ve mutluluk içinde  yaşamıştı. Demek ki sosyalist şeriat hükümleri uygulanırsa, memleket yine bolluğa ve  mutluluğa ulaşabilecektir.”8

Bir yandan İkinci Enternasyonal'in bilimsel sosyalizmine atıfta bulunurken bir yandan sosyalizm ile Müslümanlığı, hatta şeriatı bağdaştırma çabası, her ne kadar çelişkili gözükse de esasında bu yaklaşım İkinci Enternasyonal'in din konusuna dair tutumuyla uyumluydu. İkinci Enternasyonal'in pek çok partisi içerisinde özellikle Hristiyanlıkla sosyalizmin bağdaştıran kesimler uzun süredir yer almaktaydı. Bu minvalde bu yaklaşımın İkinci Enternasyonal tarihine damgasını vuran oportünizmle tamamen uyumluydu. Peki Hüseyin Hilmi'nin partisinin sosyalizm anlayışı teoride ve pratikte ne minvaldeydi? Partinin kuruluş beyannamesi bu konuyu netleştiriyordu:

“İnsanlar arasında gerçek eşitliği temin etmek, fakir halkı refah ve mutluluğa  eriştirmek gibi bir yüksek bir fikri barındıran uğraşımız aynı zamanda ahlaki ve siyasi  bir inançtır.

İslam dini de sosyalizm esaslarını gerçekten taşır. Türk gelenekleri de birçok sosyalist  fikirleri içinde barındırmıştır.

Şimdiye kadar ülkemizde ihmal edilen bu yüce uğraşı gerçekleştirmek için Türkiye  Sosyalist Fırkası Kurulmuştu.

Faaliyetimizi, ülkenin durumunu, bölgedeki gelişmeleri ve halkın zihniyeti ve kişiliğini  temel alarak belirledik ve düzenledik.

Programımızda bulunan genel reformların gerçekleştirilmesine katılıkla çalışarak,  özellikle bir 'İşçi ve Çalışma Bakanlığı' kurularak işsizlere iş bulmak görevinin  hükümetçe kabulüne gayret edeceğiz.”9

Net bir biçimde görüleceği üzere, Hüseyin Hilmi'nin partisinin sosyalizm anlayışında, İkinci Enternasyonal partilerinin genelinde olduğu gibi, işçi sınıfının bir devrimle iktidarı alması, dünya devrimi ve komünist bir dünya gibi bir yaklaşım yoktu. Yönelim, mevcut hükümetin belli reformları uygulamasını sağlamaya çalışmak olarak belirlenmişti. Ayrıca tabii ki, tüm İkinci Enternasyonal partileri gibi, Hüseyin Hilmi'nin partisi de milli geleneklere atıfta bulunmayı ve sosyalizmin bu geleneklerle ne kadar uyumlu olduğunu iddia etmeyi ihmal etmemişti. Zamanında Osmanlı Sosyalist Fırkası'nın Paris şubesini kurmuş olan Refik Nevzat'ın savaşın ardından Hüseyin Hilmi'yle ilişkilerini tazelemesiyle birlikte, bu parti yeniden toparlanan İkinci Enternasyonal'in Türkiye'deki resmi üyesi sayılacak, Refik Nevzat'ın Paris'teki grubunun üyeleri, Hüseyin Hilmi'nin partisinin temsilcileri olarak İkinci Enternasyonal kongrelerine katılacaklardı.10

Refik Nevzat'ın Partis'teki sosyalist grubuyla Hüseyin Hilmi'nin yeniden kurduğu partisi arasındaki ilişkiyi kuran, Mustafa Kazım isimli bir işçiydi. Memleketinden dolayı sıkça Vanlı Kazım diye de anılan bu kişi, 1914'te teknik okulda eğitim görmek için Paris'e gitmiş, fakat savaş başlayıp kendisine para gönderilemez olunca orada Renault fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlamış ve sendikaya katılmış, bir yandan da sosyalist fikirlerle ve Refik Nevzat'ın grubuyla tanışmıştı. Kendi ifadesine göre bu noktada marksizm bilgisi yoktu, sosyalizmin ne olduğuna dair kılavuzu ise Refik Nevzat ve onun söylediklerine dair kendi akıl yürütmeleriydi. Refik Nevzat, Hüseyin Hilmi'nin İstanbul'de yeni bir parti gördüğünü öğrenince, İstanbul'a bu partiyle anlaşması için bir temsilci gönderilmesi gerektiğini söyledi. Mustafa Kazım da, zaten İstanbul'a gideceği önceden bilindiği için temsilci seçildi.11 Gelecekte komünist hareket içerisinde önemli rol oynayacak olan Mustafa Kazım'ın 1919'un ortalarında Hüseyin Hilmi ile ilk tanışmasına dair anlattıkları, bu partinin işleyişini göstermesi açısından önem taşımaktadır:

“Masanın üzerindeki boş rakı şişesiyle leblebi tabağını çabucak masanın gözüne  koydu. Masanın başındaki sandalyeye beni buyur etti ve kendisi de bir sandalye ile  karşıma oturdu.

Karşılıklı bakıştıktan sonra gelişimin sebebini şöyle anlattım: 'Ben Paris'te bulunan  Türklerin teşkil ettiği bir sosyalist grubun tam yetkili bir  temsilcisiyim, buyrun  itimatnamemi okuyun' dedim ve itimatnameyi verdim. Hilmi Bey  itimatnameyi  dikkatle okuduktan sonra bana baktı ve 'şimdi karşılıklı bir parti arkadaşı gibi  konuşalım' dedi ve ilave etti: 'Biz burada partiyi yaşatmak için çeşitli zorluklarla  mücadele etmekteyiz. Partiyi ve gazetemizi yaşatmak için yeter paramız yok. Partiye  üye kazandırmak için gazetemizin devamlı ve uyarıcı yazılarla çıkması lazım. Bunun  için çok paraya ihtiyacımız var. Sizin Paris grubunuz bize ne kadar para yardımı  yapabilir?' Bu sözü üzerine dikkatle Hilmi'nin yüzüne baktım ve 'Hilmi Bey, benim  görevim bu partinin iç ve dış durumunu öğrenmek ve grubumuza detaylı bir rapor  göndermektir. Söylediklerinizi de yazacağım. Oradan gelecek cevaba göre ileride  konuşuruz. Şimdilik partinin çalışma ve etki durumunu etraflıca öğrenip bildireceğim'  dedim. Hilmi Bey, 'artık burada çalışalım' dedi ve bir gün sonra çıkacak gazeteye  konmak üzere benden Avrupa sosyalizmi ve prensipleri hakkında bir yazı ve bir de  fotoğrafımı istedi. Bunları hazırlayıp verdim fakat yayınlanan gazetede yazım sansür  edilerek çıkmamış ve yalnız fotoğrafım çıkmıştı. Katip Fazıl Bey'e sordum:  'Benim yazımı neden sansür ettiler?'. 'İşgal altındayız, sosyolojiye uygun olsa da sert  ve ciddi yazılar işlerine gelmiyor' dedi.
(...)
Bu sosyalist partisinden ciddi bir iş beklenemezdi.”
12

Hüseyin Hilmi, kişisel hırsları da bir hayli güçlü bir isimdi ve partisi içerisinde adeta bir diktatör gibi egemenlik sürmek istemekteydi. Bu tutumu, partinin çektiği kimi aydınlarda kısa bir süre içerisinde rahatsızlıklar yaratacak, kimi aydınlar partiden kopacaktı. 20 Temmuz 1919'daki kongrede benimsenecek parti tüzüğünün birinci maddesi şöyleydi:

“Fırkanın ünvanı Türkiye Sosyalist Fırkası olup kurucusu Hüseyin Hilmi arkadaş  fırkanın tam yetkilisi ve daimi lideridir.”13

Bu kongrenin ardından parti bütün bu sıkıntılara rağmen ciddi bir güç kazanacaktı. Hüseyin Hilmi'nin partisinin ciddi bir güç kazanmasının birbiriyle bağlantılı iki nedeni vardı. İlki bu dönemde İstanbul işçi sınıfının belirli kesimlerinde ciddi bir hareketlenme olması ve grevler gerçekleşmesi, ikincisi ise bağlantıları nedeniyle Hüseyin Hilmi'nin bu grevlere pratik bir destek sunabilmesiydi. 1919'un Ekim ayında, Haliç'te Bahriye Nezareti'ne bağlı tershaneler gibi fabrikalarda, 1300 kişinin katılımıyla gerçekleşen bir greve sözcülük etmesinin ardından, 1920'de Hüseyin Hilmi nereden geldiği bilinmeyen paralarla en önemlisi tramvay işçilerinin grevi olmak üzere, deri fabrikaları ve tershanelerdeki grevlere katılan işçilere mali yardım etmeye başlayacak, bu da greve gitmek isteyen işçilerin Hüseyin Hilmi'nin partisinden yardım istemesine neden olacaktı. Bu durumun sonucu olarak Hüseyin Hilmi ciddi bir üne kazanacak, grevlerde işçilerin temsilcisi olarak müzakere yapmaya başlayacak, grevlerin kazanılmasıyla partisine de binlerce işçi akın akın katılacaktı. Grevlerin gerçekleştiği işletmelerin üst düzey yöneticilerinin de gözleri korkacak ve bu kişiler de, yüklü bağışlar karşılığı partiye girmeye başlayacaklardı. Toplanan paralarla parti genel merkezi olarak bir konak, Hüseyin Hilmi'ye ise armalı, kırmızı bir otomobil alınacaktı.14 Başta Tramvay işletmeleri olmak üzere Hüseyin Hilmi'nin yardım ettiği grevlerin büyük çoğunluğu, Fransız sermayesinin egemen olduğu şirketlerde gerçekleşmişti ve bu noktada Fransızlarla araları açık olan İngilizler Hüseyin Hilmi'nin partisini desteklemişlerdi.15 İngilizlerin bu tutumu, Fransız sermayesinin işlerini dolaylı olarak bozmak için olduğu kadar, grevleri kontrol altında tutmak için benimsendiğini söyleyebiliriz.

Bu dönemde İstanbul'da kurulmuş sosyalist partilerden bir diğeri Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası olacaktı. Resmi kuruluş tarihi 22 Eylül 1919 olan bu parti, Temmuz ayının sonlarında resmi makamlara parti açmak için başvuru yapmıştı. Bu partinin kökenleri 1919'un Mayıs ayında, Almanya'da, Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası adıyla atılmıştı.16 Almanya'daki parti, 1919'un başlarında, Alman Devrimi'nin etkisiyle sosyalist fikirlerin etkisi altına giren Türk aydınlarınca kurulmuştu. Bu çevre, bu dönemde Almanya'da Kurtuluş isminde bir yayın başlatmıştı.17 Her ne kadar bu çevreye, Rosa Lüksemburg, Karl Liebknecht ve Leo Jogiches'in başını çektiği Spartaküs Birliği'ne atıfta bulunarak Türk Spartakistleri denilmiş olsa da, bu doğru bir yakıştırma değildi.18 Ziynetullah Nevşirvanov'un, 1923'te bu çevrenin en önde gelen ismi Ethem Nejat'a dair yazdığı anma yazısında ifade ettiği üzere, bu partinin kökenleri komünistlerle alenen karşı-devrimci sosyal demokratlar arasında orta yolu bulmaya çalışan Almanya Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi'ndeydi.19 Kurtuluş dergisinin ilk sayısı da, Alman bağımsız sosyalistlerinin arada kalmış çizgisini yansıtır nitelikteydi. Bir yandan derginin giriş yazısında şöyle ifadeler bulunmaktaydı:

“Her tarafta duyulmakta olan gürültü, yıkılmakta olan şeyden geliyor: kapitalizm...  Türkiye proletaryası, dünyadaki bütün kardeşleriyle beraber muhakkak bir yarını dört  gözle bekliyor.20

Kapitalizmin yıkımını ve dünya genelinde ortak bir geleceği öngörmesiyle, bu çevre diğer sosyal demokrat çevrelerden ayrılmaktaydı. Bununla birlikte yine aynı sayıda, partinin önde gelen ismi Ethem Nejat'ın yazdığı bir yazıda şu ifadelere yer verilmekteydi:

"Nüfusumuzun yüzde doksan beşi proletarya olan Türk'ün, menfaat ve refahını  sosyalizmde araması pek makul ve doğru bir çaredir."21

Burada hem genel anlamıyla sosyal demokrat çizginin, hem de İstanbul'daki İkinci Enternasyonal çizgisindeki yapıların da paylaştığı, sosyalizmi milli çıkarlarla uzlaştırma eğilimini netçe görmek mümkündü. Bu tutum ve üslubun Ethem Nejat'ın geçmişindeki Türkçülüğün bir sonucu olduğunu söylemek haksızlık olur. Bu ifade, bütün çevrenin görüşlerini yansıtmaktaydı. Yine Kurtuluş dergisinin ilk sayısında yayınlanan bildirgede, Türk ulusunun düşman işgalinden kurtuluşu, yurtseverlik ve Türk milliyetçiliği, dünya işçi sınıfının sermayeden kurtalışıyla özdeşleştirilmek suretiyle marksizm ve enternasyonalizm kılıfına sokulacaktı.22 Bu çevrenin üyeleri, yayınlarının ilk sayısını çıkarttıktan sonra büyük bir heyecanla İstanbul'a döneceklerdi.23

Kurtuluş çevresi İstanbul'a döndükten sonra bu çevreye benzer şekilde farklı ülkelere giden ve bu ülkelerde sosyalizmden etkilenenler arasından katılanlar oldu. Bu kişiler arasında en öne çıkan isim, savaş yıllarında Fransa'da eğitim görmüş ve sosyalist fikirlerle burada tanışmış olan Dr. Şefik Hüsnü'ydü. Almanya'da kurulan partinin ismine 'sosyalist' isminin eklenmesi de, Şefik Hüsnü'nün etkisiyle gerçekleşecekti. Bununla birlikte ilk aşamada partinin genel görüşlerinde ciddi bir değişiklik yoktu. Şefik Hüsnü'nün etkisi, ilk kongresinde partinin genel sekreteri seçilmesinden anlaşılmaktaydı.24 Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi'nin en önemli özelliği, bol miktarda aydından oluşan ve neredeyse tamamı üst sınıflardan gelen bir yapı olmasıydı. Hiçbir zaman resmi olarak parti başkanı konumunda olmasa da, partinin bu dönemde en önde gelen ismi Ethem Nejat'ın içerisinde bulunduğu yapıyı bir aydın örgütü olarak nitelendirmesi şaşırtıcı değildi. Bu nedenle, özellikle Ethem Nejat'ın etkisiyle partinin 1919'da İstanbul'daki çalışmaları, İstanbul'daki sosyalist ve sosyal demokrat partilerin hepsini tek bir çatı altında toplamaya yönelikti. Ethem Nejat'ın temel kaygısı, içerisinde bulunduğu aydınlar örgütünden daha çok halk yığınları örgütleri olarak gördüğü Sosyalist Fırkası ve Sosyal Demokrat Fırkası ile uyuşmaktı. Bu çabalar başarısız olacaklardı.25 Burada, diğer sosyal demokrat partilerin şeflerinin mutlak egemenliklerini yitirmeme istekleri;  Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi'nin belirli üyelerinin ise aydın kökenlerinden gelen ve gelecekte de sergileyecekleri belirli tutumlarının etkili olduğunu tahmin edebiliriz. Her halükarda, bu çabaların başarısızlığı sonucu parti üyelerinin bir kısmı, Anadolu'da yükselmekte olan ulusal kurtuluş hareketine katılmak üzere yola çıkacaklardı.26 Bu kişilerin neredeyse hepsi kısa veya orta vadede sosyalizmle ilişkilerini keseceklerdi, ve özellikle partinin Anadolu'ya geçen üyeleri arasından önemli milletvekilleri, devlet adamları ve bürokratlar çıkacaktı.27

Sosyalist Fırkası ve Sosyal Demokrat Fırkası'nın kurucuları, savaş öncesi dönemde İkinci Enternasyonal'in görüşlerinden etkilenmiş kişilerin, koşullar yeniden faaliyete elverişli olunca ortaya çıkmalarının bir ürünüydü. İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası'nın görüşlerinin kökenleri, temelde İkinci Enternasyonal çizgisiyle, Ekim Devrimi ile başlayan uluslararası devrimci dalganın şekillendirdiği komünist düşünce arasında kalan eğilimden geliyordu. Bu dalga çok kısa süre içerisinde dünya işçi hareketi içerisinde devrimci bir zemine sahip olanlar arasında inanılmaz bir güç kazanacaktı. Sosyalist Fırkası ve Sosyal Demokrat Fırkası'nın yöneticileri, böylesi bir zemine hiçbir zaman sahip olmamışlardı – onların sosyalizminde anlayışlarında devrime yer yoktu ve eğer başlangıçta sınıf mücadelesi ve sosyalizmle bir alakaları olmuşsa, savaş sonrası dönemde savundukları çizginin Enternasyonal'i ile birlikte bu çizgiyi tamamen yitirmişlerdi. İşçi ve Çiftçi Fırkası ise, uluslararası devrimci dalganın etkisine bir noktaya kadar açıktı, fakat bu çizginin kökenlerinde, etkilendiği Alman bağımsız sosyalistlerinin oportünizmi ve orta yolculuğu vardı ki bu hareketin geleceğine de damgasını vuracak olan bu özellik, şimdilik partiyi komünist siyaseti benimsemekten alıkoyuyordu.

Öte yandan Ekim Devrimi ve uluslararası devrimci dalganın gölgesi, İstanbul'a yetişecek kadar uzundu. Savaş öncesi dönemde, uluslararası sosyalist hareketin sol kanadında bulunan eğilimden gelenler, dünya genelinde devrimci ilkelere bağlı sosyalistlerin Ekim Devrimi'ne duydukları heyecanı paylaşmış ve komünist olmuşlardı. Savaş öncesi dönemde bu eğilimin üyelerinin çok büyük kısmını gayrimüslimler oluşturmaktaydı. Gayrimüslimlere yönelik soykırım nedeniyle bu eğilim ciddi bir dağılma yaşamıştı ve toparlanabilmesi daha güç olacak, yaşadığı dağılma da ilk dönem faaliyetlerini etkileyecekti. Bu köklerden gelen ve İstanbul'da – aynı zamanda Türkiye'de – komünist siyaseti benimseyen ilk kişi Roland Ginzberg adında, ailesi Dobruca kökenli olan bir İstanbul Yahudisi olacaktı. Ginzberg, birinci dünya savaşı sırasında askere alınıp Arabistan'a gönderilmişti. Savaş sonrasında İstanbul'a dönüp Halkalı Ziraat Mektebinde bahçıvanlık yapmaya, aynı zamanda da öğrencilere bahçıvanlık öğretmeye başlamıştı.28 Ginzberg, büyük ihtimalle haberlerini aldığı Ekim Devrimi'nin etkisiyle İstanbul'a bir komünist olarak dönmüştü, ve 1918'in ikinci yarısında çalıştığı yeri merkez alarak komünist siyasi faaliyet yapmaya, belirli bir yapılanma örgütlemeye çalışmaya başlamıştı.29 Bununla birlikte, Ginzberg'in kimi eski yoldaşlarıyla buluşup bir grup toparlayabilmeleri 1919'u bulacaktı. Ginzberg bu süreci ve oluşan Komünist Grup ve faaliyetlerini şöyle açıklayacaktı:

“1919 hareketinde genel savaştan sonra hayatta kalabilen militanlar – ilk olarak  1909'dan beri ülkede devrimci sosyalist fikirleri propaganda etmiş ve mücedele  yürütmüş olanlar, Rus devrimine ve III. Enternasyonal'e bağlılıklarını bildiren ilk  komünist grup halinde teşkilatlandılar.
(...)
Bu grubun amacı işçi hareketine gerçek sınıfsal devrimci yolda rehberlik etmekti. İşe  sendikalarda bir takım nüveler oluşturarak başladılar ve işçileri işkolu esasına göre  yeniden teşkilatlandırmak, onlara sınıf bilinci kazandırmak, militan kadroları  hazırlamak ve onları (...) genel bir emek konfederasyonu içinde birleştirmek amacı  güttüler.

Bir haftalık gazete, broşürler, klüpler ve benzerleri çalışmaları boyunca bu grup  tarafından kullanıldı. Bütün bunlar kendi güç ve olanaklarıyla yapıldı.”30

Komünist Grup illegal bir yapılanma olduğu için, tam kuruluş tarihini bilmiyoruz, bununla birlikte, ilk bildirgesinde Komünist Enternasyonal'e bağlılık bildirmesi, grubun kuruluşunu, Üçüncü Enternasyonal'in kurulduğu Mart 1919'un ertesine koyuyor. Ginzberg'in aktarımından da anlaşılacağı gibi Komünist Grup, özünde dönemin işçi hareketi içerisinde bir fraksiyon faaliyeti gerçekleştirecekti. Mevcut sendikalara dair yönelim, savaş öncesi dönemde devrimci sosyalist örgütün çevresinde bir devrimci sendikalar topluluğu olan Sendikal Birlik tarzı bir örgütlemek olacaktı. Sosyal demokrat partiler içerisindeki fraksiyon faaliyeti ise, bu partaları dağıtıp tabanlarını kazanmak biçiminde şekillenecekti. Komünist Grup'un üyelerini çok büyük ölçüde gayrimüslimler oluşturuyordu, dolayısıyla bu faaliyetlerin ilk başlayacağı nokta da gayrimüslimlerin ağırlıkta olduğu sendikalar olacaktı. Bununla birlikte, Komünist Grup bu çalışma üzerinden Müslüman kesimden kişilerle de ilişkilenmeye başlayacaktı, zira özellikle mevcut sosyal demokrat partiler içerisinde muhalif kesimler oluşmaya başlamaktaydı.

Komünist Grubun faaliyet yürüttüğü ve etki kazanmaya başladığı gayrimüslim ağırlıklı sendikalarla ilk temasa geçen Mustafa Kazım olacaktı. Bir yandan Sosyalist Fırka içerisinde çalışma yapmaya devam edecek olan Mustafa Kazım, büyük ihtimalle  1919'un ortalarında başlayan bu ilişkiye dair anılarında şunları anlatacaktı:

“İstanbul'daki işçi teşkilatlarını soruşturdum. Tramvay ve deniz işçilerini yokladım.  Galata'da tamamıyla Rumlardan kurulu oldukça kalabalık bir teşkilat vardı. Oraya  gittim, idare heyeti ile konuştum.

'Türk işçileri bize gelmiyor çünkü bütün konuşmalarımız Rumca oluyor ve bundan  bize karşı soğuk davranıyorlar' demişlerdi. 'Oysa Türk işçilerini de burada görmek bizi  memnun eder, siz buna bir çare bulursanız size elimizden gelen yardımı yapar,  teşekkür de ederiz.'

 'Ben her perşeme günü burada sendikacılık hakkında konferans vermeye başlayayım,  bu suretle Türk işçilerini de yavaş yavaş alıştırırız.'

Bir müddet sonra sendika yönetim kurulu beni de memnuniyetle sendikaya  kaydettiklerini söylemişlerdi.”31

Mustafa Kazım'ın yanısıra Hüseyin Hilmi'nin partisi içerisinde, daimi reise muhalefet edenlerden öne çıkan isimler arasında bir de Sadrettin Celal'i saymak gereklidir. Babası Adliye Nazırlığı (Adalet Bakanlığı) yapmış olan Sadrettin Celal, lise ve üniversiteyi okumak için Fransa'ya gönderilmiş, Sorbonne Üniversitesi'nden pedagoji diploması almış, siyasetle de Fransa'da tanışmıştı. Sadrettin Celal'in ilk benimsediği görüş sosyalizm değil, İsviçreli anarşistlerin etkisiyle anarşizm olacaktı. Sadrettin Celal, savaş sonrası döneme gelindiğinde, bu görüşlerden kopmuştu ve sosyalist argümanlarla anarşizmi eleştirmekteydi.32 Sadrettin Celal, Türkiye Sosyalist Fırkası içerisinde Hüseyin Hilmi'nin mutlak hükümdarlığını kırıp partiyi içeriden fethetmek istiyordu. Ayrıca Sadrettin Celal parti adına 1919 sonlarında gerçekleştirilecek seçimlere de katılacaktı.33 Hüseyin Hilmi'nin partisinde Mustafa Kazım'ın tabandan ve işçilerin desteğini kazanmaya çalışarak, Sadrettin Celal'in ise üstten ve Hüseyin Hilmi'nin diktatörlüğünden rahatsız aydınların desteğine dayanarak muhalefet ettiklerini tahmin edebiliriz. Mustafa Kazım ve Sadreddin Celal'in gelecekteki karşılaşmalarında birbirlerine karşı tutumları, geçmişte birlikte çalışmadıklarını gösterir nitelikte olacaktı.

Dr. Hasan Rıza'nın Sosyal Demokrat Fırkası içerisinde de muhalif unsurlar başgösterecekti. Bu isimlerden en öne çıkanı, bu dönemde İstanbul'da bulunan Ziynetullah Nevşirvanov'du. Nevşirvanov, siyasetle Rus Sosyalist Devrimci'lerinin yayınlarını okuyarak tanışmıştı ve savaş öncesinde okumak için İstanbul'a gelmişti. Savaş yıllarını İstanbul'da geçiren Nevşirvanov, savaş sonrasında Sosyal Demokrat Fırkası'na katılmıştı.34 Öte yandan bu noktada Nevşirvanov'un çizgisi, dönemin sosyalist hareketlerinin genel çizgisinden ayrılmıyordu. Nevşirvanov, Sosyal Demokrat Fırkası'nın merkez komitesindeydi. 1919'un Mayıs ayında yazdığı bir yazıda, milliyetçilikte şövenizme yönelen bir çizgi olduğunu ve bunun sosyalizme aykırı olduğunu ifade etse de, nihayetinde sosyalizm ile milliyetçiliği uzlaştırmaya çalışacaktı.35 Öte yandan, Nevşirvanov'un birkaç ay sonra İstanbul'a hemşerisi Şerif Manatov adlı kişinin Komünist Enternasyonal'in Türkiye'ye göndereceği ilk temsilcilerden biri olarak gelmesi Nevşirvanov'un siyasi geleceğini derinden etkileyecekti. Hayatına ve siyasi faaliyetlerine ileride daha detaylı değineceğimiz Manatov ve Nevşirvanov bu dönemde tanışıp birlikte çalışma yürütmeye başlayacaklardı.36 Nevşirvanov'un parti içi muhalefetinin, komünist görüşleri benimsediği bu noktadan sonra gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Nevşirvanov, İstanbul'daki sosyalist hareket içerisindeki deneyimini şu şekilde ifade edecekti:

“Bize deneyler; Sosyal Demokrat Fırkası Merkez Komitesi'nde, sosyal devrime ve işçi  yararına ait geleneklerinin azınlıkta olduğunu göstermiştir. Bundan dolayı işçilerin  sempatileri olduğu halde ilerletmek mümkün olamıyordu.  Yalnız siyasi mevki ve çıkar  için fırka kurulmasına katılmış olan Dr. Hasan Rıza (...) gibi büyük burjuvaların  yamakları, uşakları ve küçük burjuva olmaya çalışan yardakçılar fırkanın emekçi  yapıya sahip olmasına ve devrimci niteliğe bürünmesine engel olmaya çalışıyorlar,  devrimci unsurları içerdeki savaşta yalnız bırakıyorlardı. Diğer taraftan Hüseyin  Hilmi'nin diktatörlüğü altında yuvalanan Türkiye Sosyalist Fırkası için de aynı  durumda aynı savaş sürüyordu.”37

Nevşirvanov, en nihayetinde oradaki milliyetçilere değil, komünistlere katılmak için Anadolu'ya geçmeden önce Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası'nın İstanbul'daki üç sosyalist örgütü birleştirme çabaları esnasında Ethem Nejat ile karşılaşan Nevşirvanov, onunla iyi ilişkiler geliştirip, ortak çalışma yürüttü. Buna rağmen, Ethem Nejat'ın birlik fikirlerini çok anlamlı bulmuyordu. Nevşirvanov, o dönem bu çabaya dair düşündüklerini şöyle açıklayacaktı:

“Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi Etem Nejat yoldaşa göre de bir aydınlar  örgütü  olduğundan, daha çok halk yığınları örgütü olan Sosyal Demokrat ve Türkiye  Sosyalist fırkalarıyla uyuşmak, birleşmek gerekti. Benim kanıma göre, böyle bir  birleşme olmadığında, yığınları yeni fırkaya çekmek zor olacağı gibi, ötekiler  içerisinde de, rehberleri arasındaki o 'yarı burjuva' çoğunluklarıyla işçi yararına pek  büyük bir iş görmek mümkün olmayacaktı.”38

Umulan sosyalist birliğin gerçekleşmemesi ve ciddi bir kesimin milliyetçilere katılmak için Anadolu'ya geçmesi İstanbul'da kalan İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası üyeleri arasında hayal kırıklığı yaratacaktı. Buna rağmen bu parti, Ziynetullah Nevşirvanov'u olmasa da Sosyalist Fırkası içinde başını Sadrettin Celal'in çektiği bir grubu kazanmayı başaracaktı. Ayrıca bu hayal kırıklığı, büyük ihtimalle Nevşirvanov gibi unsurlarla tartışmaların da etkisiyle, başta Ethem Nejat olmak üzere, bu partinin çizgisi, tamamen komünist olarak tanımlanamayacak olsa da radikalleşecekti. Ethem Nejat, liberal Prens Sabahattin'le giriştiği bir polemikte şöyle yazacaktı:

“Dünyayı kapitalizmin boyunduruğundan kurtaracak olan ancak enternasyonal sosyalizmdir. Bütün dünyanın proletaryası, birbirini kapitalizmin köleliğinden kurtarmak için dayanışmak durumundadır

(...)

Ne bireycilik, ne de demokrasi. Tek başına değil, dünya kuvvetiyle ve enternasyonal teşkilatla ortak düşmana karşı çalışmak mecburiyeti karşısında ancak sosyalizm varlık gösterebilir.”39

Komünist Enternasyonal temsilcisi Şerif Manatov'un görüştükleri arasında Mustafa Kazım da vardı. Manatov, Mustafa Kazım'a hem Türkçe hem de şehirdeki askerlere dağıtmak için farklı dillerde bir dizi bildiri verecekti. Mustafa Kazım bu bildirileri dağıtacak, en nihayetinde İstanbul'dan kaçmak durumunda kalacak ve Rusya'ya gidecekti.40 İstanbul'daki radikal çevrelerden Rusya'ya gidecek olan yalnızca Mustafa Kazım değildi. Bu çevre içerisinde, herkesin devrimin yaşandığı ülkeyi görmek istediği bir ruh hali oluşmuştu. Bu noktada, İstanbul'daki komünistlerin genel çizgisi, Rus komünistlerinin, geçmişteki İkinci Enternasyonal dogmalarının ve İstanbul'un işgal altında olmasının etkisiyle, Anadolu'daki ulusal kurtuluş hareketini desteklemek noktasındaydı. Buna rağmen, bu dönemde İstanbul'da yaşayan komünistler ve bazı radikal sosyalistler Ankara'ya değil, Moskova'ya gitme hayali kurmaya başlamışlardı ve pek çoğunun bu düşü yakın veya orta vadede gerçekleşecekti. Öte yandan, hepsi karşılaştıklarından aynı derecede memnun olmayacaktı.

Gerdûn

1Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 84-87

2Ginzberg, Roland. "Ginzberg'den Komintern Doğu Sekreterliği'ne (25.2.1921)”. "Beynelmilel İşçiler İttihadı (Mütareke İstanbulu'nda Rum Ağırlıklı Bir İşçi Örgütü ve TKP ile İlişkileri)". Derleyen: Erden Akbulut ve Mete Tunçay. Sosyal Tarih Yayınları. 2009. İstanbul. s. 37

3Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 70

4Ginzberg, Roland. "Türkiye İşçi Hareketi'ne Kısa Bakış”. "Beynelmilel İşçiler İttihadı (Mütareke İstanbulu'nda Rum Ağırlıklı Bir İşçi Örgütü ve TKP ile İlişkileri)". Derleyen: Erden Akbulut ve Mete Tunçay. Sosyal Tarih Yayınları. 2009. İstanbul. s. 126

5Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 70

6Sadi, Kerim. “Türkiye'de Sosyalizmin Tarihine Katkı”. May Yayınları, İstanbul, 1975. s. 111-2

7Sadi, Kerim. “Türkiye'de Sosyalizmin Tarihine Katkı”. May Yayınları, İstanbul, 1975. s. 113

8Sadi, Kerim. “Türkiye'de Sosyalizmin Tarihine Katkı”. May Yayınları, İstanbul, 1975 s. 108

9Sadi, Kerim. “Türkiye'de Sosyalizmin Tarihine Katkı”. May Yayınları, İstanbul, 1975 s. 109-110

10Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 77

11Kip, M. Kazım. “Anılarım”. Milli Azadlık Savaşı Anıları. İstanbul, TÜSTAV, 2006. s. 79-80

12Kip, M. Kazım. “Anılarım”. Milli Azadlık Savaşı Anıları. İstanbul, TÜSTAV, 2006. s. 83

13Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 76

14Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 79-80

15Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 82

16Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 298

17Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 294

18Her ne kadar Almanya'da Spartaküs Birliği ve devrim saflarına katılan Türkiye kökenli göçmenler olduğu bilinse de, bu kişilerin Türkiye kökenliler olarak ayrı bir grup kurma girişimi olmamış gibi gözükmektedir.

19Nevşirvan, Ziynetullah. “Ethem Nejat Arkadaş”. Mustafa Suphi ve Yoldaşları. Güncel Yayınlar, 1977, İstanbul. s. 73

20Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 294

21Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 302

22Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 297

23Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 298

24Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 298, 306

25Nevşirvan, Ziynetullah. “Ethem Nejat Arkadaş”. Mustafa Suphi ve Yoldaşları. Güncel Yayınlar, 1977, İstanbul. s. 73-74

26Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 307

27Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 295, 307

28"Beynelmilel İşçiler İttihadı (Mütareke İstanbulu'nda Rum Ağırlıklı Bir İşçi Örgütü ve TKP ile İlişkileri)". Derleyen: Erden Akbulut ve Mete Tunçay. Sosyal Tarih Yayınları. 2009. İstanbul. s. 106

29Şişmanov, Dimitır. “Türkiye İşçi ve Sosyalist Hareketi: Kısa Tarih (1908-1965)”. Belge Yayınları. 1978. s. 90

30Ginzberg, Roland. "Komünist Gruplar ve Devrimci Sendikalar”. "Beynelmilel İşçiler İttihadı (Mütareke İstanbulu'nda Rum Ağırlıklı Bir İşçi Örgütü ve TKP ile İlişkileri)". Derleyen: Erden Akbulut ve Mete Tunçay. Sosyal Tarih Yayınları. 2009. İstanbul. s. 150 Burada şöyle bir not düşmek gereklidir ki gerek bu ifadeler, gerekse Ginzberg'in diğer yazıları kendisinin Osmanlı döneminde İstanbul'daki devrimci sosyalist örgüte aşağı yukarı başından beri faal bir biçimde katıldığını, hatta belki kurucu üyeleri arasında yer aldığını göstermektedir ki, alıntıladığımız diğer kaynaklara göre, bu yapının ilk kuruluşunda kurucular arasında ismi belirtilmeyen bir Yahudi vardır. Öte yandan kurucular arasında ismi geçen bu Yahudi, Ginzberg'den ziyade Parvus da olabilir.

31Kip, M. Kazım. “Anılarım”. Milli Azadlık Savaşı Anıları. İstanbul, TÜSTAV, 2006. s. 83-84

32Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 303

33Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 79

34Nevşirvanov, Ziynetullah. “Türkiye İnklapçı Hareketinin Tarihiyle İlgili Materyaller”. Milli Azadlık Savaşı Anıları. İstanbul, TÜSTAV, 2006. s. 107-8

35Tunçay, Mete. "Türkiye'de Sol Akımlar I (1908-1925)". Bilgi Yayınevi. İstanbul. 1978 s. 74

36Harris, George S. “Türkiye'de Komünizmin Kaynakları“. İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 1975. s. 99

37Nevşirvan, Ziynetullah. “Ethem Nejat Arkadaş”. Mustafa Suphi ve Yoldaşları. Güncel Yayınlar, 1977, İstanbul. s. 73

38Nevşirvan, Ziynetullah. “Ethem Nejat Arkadaş”. Mustafa Suphi ve Yoldaşları. Güncel Yayınlar, 1977, İstanbul. s. 73

39Sadi, Kerim. “Türkiye'de Sosyalizmin Tarihine Katkı”. May Yayınları, İstanbul, 1975. s. 365, 367

40Kip, M. Kazım. “Anılarım”. Milli Azadlık Savaşı Anıları. İstanbul, TÜSTAV, 2006. s. 84-87