osmanlı sol kanat

osmanlı sol kanat

Kemalizme Karşı Komünizm (6)

Mustafa Kemal'in farkında olmadığı şuydu ki eğer Mustafa Suphi ve yoldaşları katledilmeyip Ankara'ya ulaşsalar, ve çizgilerini buradaki komünist harekete kılmayı başarsalar, hareket güçlenmekten ziyade, siyasi olarak zayıflardı. Fakat Mustafa Suphi bile, Bolşeviklerle yakın ilişkilerinden ve Ekim Devrimi'ne katılmış olmasından dolayı, Kemalist burjuvazi için bir tehditti.

Kemalizme Karşı Komünizm (5)

Mustafa Kemal kendi hareketi ile bu dönemin Sovyet Rusya'sının sınıfsal temeli arasındaki farkı, belki kimi Bolşevik liderlerden de daha iyi kavrıyordu. Bu nedenle Mustafa Kemal, Sovyet Rusya'nın uzattığı kadife eldivenin ardında, kendi burjuva hareketini dağıtmakta tereddüt etmeyecek demirden bir yumruk görüyordu. Komünist Enternasyonal'in desteklediği milliyetçi hareketlerin olduğu toprakta bile komünist örgütlenme yapmak görüşü ise Mustafa Kemal'i iyice tedirgin ediyordu. 1920'nin yaz ayında Anadolu'nun ilk komünistleri örgütlenmeye başlayınca, bu korkular iyice şiddetlenecekti.

Kemalizme Karşı Komünizm (4)

Yeşil Ordu içerisinde yer alan muhalif İttihatçılar, temelde Mustafa Kemal'in etrafında oluşmuş bloğun içerisinde kendilerine yer bulamadıkları için böylesi bir işe girmişlerdi. Ortada hem tehdit unsuru, hem de baştan istedikleri iktidara dahil olma şansı olunca, Mustafa Kemal'in bu kanadı kazanması zor olmayacaktı. Böylelikle Çerkez Ethem'e yalnızca Yeşil Ordu'nun üçüncü grubu, yani Mustafa Kemal'e muhalefetlerinde ve Sovyet yanlılıklarında daha ciddi olanlar kalıyordu. Bu grup ise mağlup olmuştu ve meclis içerisindeki milletvekili sayısı bir avucu geçmiyordu. Çerkez Ethem'in Ankara'daki iddiası, neredeyse başlamadan bitmişti.

Kemalizme Karşı Komünizm (3)

Mustafa Kemal, daha 1919'da sarf ettiği bu sözlerle, kuracağı devletin ideolojisinin 'imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz' kısmının nereden geldiğini de göstermekteydi. Lenin ve yoldaşlarının ulusal sorun konusundaki tutumları, onların diplomatik ilişkiler tarihinde pek karşımıza çıkmadığı şekliyle, Mustafa Kemal'in lafazanlığına adeta tav olmalarına neden olmuştu. Oysa Mustafa Kemal, kendisi ve arkadaşları için Sovyet Rusya ile ilişkinin ne anlama geldiğini sonrasında gayet net bir şekilde ortaya koyacaktı: “O zaman bir sırat köprüsü geçmek zorundaydık. Meşhur sözdür, köprüyü geçene kadar... dayı dedik vesselam!”

Kemalizme Karşı Komünizm (2)

 

 

 

 

 

Kapitalizmin yıkımını ve dünya genelinde ortak bir geleceği öngörmesiyle, bu çevre diğer sosyal demokrat çevrelerden ayrılmaktaydı. Bununla birlikte yine aynı sayıda, partinin önde gelen ismi Ethem Nejat'ın yazdığı bir yazıda şu ifadelere yer verilmekteydi:

"Nüfusumuzun yüzde doksan beşi proletarya olan Türk'ün, menfaat ve refahını  sosyalizmde araması pek makul ve doğru bir çaredir."

Kemalizme Karşı Komünizm (1)

1. Dünya Savaşı sonrası koşullar, Anadolu'da Kemalist hareket olarakanılacak bir milli kurtuluş hareketinin oluşumuna yol açacaktı. Tamamen burjuva bir hareket olan, Osmanlı İmparatorluğu'nun eski egemenlerinin bir kesimince yönetilen bu hareket, 20. yüzyıl boyunca dünyanın çeşitli yerlerinde baş gösterecek ulusal kurtuluş hareketlerinin bütün tipik özelliklerini gösteriyordu. Her ne kadar TC'nin kurucu efsanesine göre bu hareket “yedi cedde karşı anti-emperyalist bir destan” olsa da, gerçekte Mustafa Kemal ve arkadaşları, mümkün olur olmaz ilk anlaşabilecekleri emperyalist devletle işi pişirmekten rahatsızlık duymayacaklardı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalizm ve İşçi Hareketi (6)

29 Eylül 1911’de İtalya Devleti’nin Osmanlı egemenliğindeki Libya topraklarını işgal etmesiyle Ekim 1912’ye kadar devam edecek İtalyan-Türk savaşı patlak verdi. Esasında İtalya yaz aylarından beri bu savaşa hazırlanmaktaydı. İtalya, geçmiş yüzyıllardaki paylaşım yarışında geri kalmış ülkelerdendi ve dünyanın büyük güçlerce paylaşılmış yerlerinin hızla tükendiği bu konjonktürde, İtalyan burjuvazisinin tereddütleri hızla erimişti. İttihatçıların yönetimindeki Osmanlı Devleti de, başta zayıf konumundan dolayı pek istekli olmadığı bu savaş için kollarını sıvamakta gecikmeyecekti.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalizm ve İşçi Hareketi (5)

1908 isyanını en fazla benzetebileceğimiz olay, 1905 Rus devrimidir. Şüphesiz ilk göze çarpan benzerlik, iki örnekte de köşeye sıkışmış monarşilerin büyük tepkiler karşısında bir meşrutiyet rejimi ve parlamentolar ilan etmiş olmalarıdır. Bu noktadaki temel farklılık, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının Rus Duma’sından fazlasıyla güçlü oluşu ve Osmanlı burjuvazisinin gerçek iktidarı monarşiye bırakmamakta kararlı oluşuydu. Tabii ki, Rusya’nın 1905 ile Osmanlı’nın 1908’i arasındaki en temel farklardan birisi, 1905 devrimi bizzat işçi grevleriyle başlamışken, 1908 isyanının ordu içerisinde ve subayların önderliğinde başladığı gerçeğidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalizm ve İşçi Hareketi (4)

Abdülhamit rejimi, 1902’den beri sallanmaktaydı; 3 Temmuz 1908’de, yanından geyiğini ayırmayan Resneli Niyazi adlı eksantrik bir İttihatçı subayın, komutasındaki iki yüz kadar asker ile Makedonya dağlarına çıkmasıyla, saltanat sallanmaya başladı. Üç hafta içerisinde bu ayaklanma Osmanlı ordusu içerisinde hızla büyümüştü. Kıvılcım, kısa zamanda Makedonya’daki Osmanlı ordusunun neredeyse tamamını, imparatorluk genelinde ise ciddi bir kısmını saran bir yangına dönüşmüştü.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalizm ve İşçi Hareketi (3)

21 Mayıs 1889 tarihinde, İstanbul’daki Askeri Tıbbiye Mektebi’nde beş öğrenci bir araya geldi. Bu öğrenciler, İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Mehmed Reşid ve Hikmet Emin’di. Bu beş tıp öğrencisinin bir araya geldiğinden ne hocalarının haberi vardı ne de sınıf arkadaşlarının. Çok önemli gördükleri bir meseleye dair büyük işler yapmak için, tam bir gizlilik içinde buluşmuşlardı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalizm ve İşçi Hareketi (2)

Üç yıllık bir örgütlenme çalışması ve altı yıllık bir eylem deneyiminin ardından, 1896 yılına gelindiğinde Devrimci Hınçak Partisi içerisinde iki belirgin hizip ortaya çıkmıştı. Hiziplerden bir tanesinin başını, partinin kurucularından olan ve partinin yönetimini elinde tutan Avetis Nazarbekyan ve eşi Maro Vardanyan çekmekteydi. Öteki hizbi ise Nazarbekyan ve Vardanyan’ın muhalifleri oluşturmaktaydı. Öte yandan, Devrimci Hınçak Partisi içerisinde ortaya çıkmış olan bu ayrışma, basitçe Nazarbekyan ve Vardanyan’ın şahsiyetiyle ilgili olmaktan çok uzaktı. Muhalifler partinin çizgisinin çok temel bir yönüne, partinin sosyalist olmasına muhalefet etmekteydiler. Onlara göre merkezin Ermeni sorununu Rusya’nın işçi sorunlarını bağlaması çok ciddi bir hataydı ve böylelikle yalnızca tutucu Ermeni burjuvazisinin ve Müslüman toplumun değil, Osmanlı İmparatorluğu’nda ortaya çıkmış olan herhangi bir sosyalist hareketi de desteklemeye hevesi olmayan Batılı burjuva devletleri de ürkütülmüş oluyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalizm ve İşçi Hareketi (1)

1889 senesinde, dönemin farklı sosyal demokrat partilerini bir arada toplamak amacıyla Almanya, Fransa ve Belçika gibi Batı Avrupa ülkelerinin sosyalist partileri tarafından başlatılmış bir girişimin sonucu olarak, gelecekte dünya genelinde komünist hareketlerin çoğunluğunun içerisinden çıkacağı İkinci Enternasyonal isimli örgüt kuruldu. Kuruluşundan çöküşüne kadar Batı Avrupa merkezli bir yapı olarak kalsa da ve merkezileşmiş bir yapıdan ziyade ulusal partilerin bir federasyonu olarak tasarlanmış olsa da, Kuzey ve Güney Amerika’dan Uzakdoğu’ya, İkinci Enternasyonal dönemin dünya genelindeki bütün sosyalist hareketleri için bir çekim ve yönelim noktası olacaktı.

RSS - osmanlı sol kanat beslemesine abone olun.