Marksizm ve Komplo Teorileri

Londra'daki İşgal Hareketi'nin bir toplantısında açığa çıkan fikirlerden birisi de hakim sınıftan birilerinin mevcut ekonomik krizi, kendi gücünü muhafaza etmek için kontrol ettiğiydi. Bu fikir yeni değil; komplo teorileri sınıflı toplum, devlet kadar eski, kapsamları ve akla yatkınlıkları da bir o kadar geniş. Hatta Antik Dünya'nın Büyük Roma Yangını bile çağdaş tarihçiler tarafından Nero ile bağlantılandırılıyor.

Modern zamanlarda bile, uluslararası bankacılık hanedanlığı Rothschild sülalesinin yükselişi ve Napolyon Savaşları'nda İngilizler'e para aktardığı iddaaları, bankacılık elitlerinin ekonomik krizi ve savaşları kendi çıkarları için kullandığı fikri bile kitle içinde cevap bulabiliyor, taraftar kazanabiliyor.

Bugün, toplumun temelini sarsan ve anaakım burjuva siyasetinin büsbütün itibarını sarsan ekonomik felaketi anlamlandırmaya çalışan kitleler gibi, pek çok kişi günümüzün bu durumunu anlayabilmek için komplo teorilerine eğiliyor.

Bu tür fikirler artık “çılgın” aşırılıkçıların tekelinde değiller. Örneğin, bazı kamuoyu yoklamaları, ABD'de açıkça savunululan 11 Eylül ile ilgili komplo teorilerine olan inancı gösteriyor. 2004'te yapılan bir araştırmaya göre, New York'luların %49'unun ABD hükümetinin bu saldırılardan haberdar olduğunu ve bunların olmasına izin verdiğini düşünüyor.

Aynı zamanda, EKA da hakim sınıfın “Makyavelizmi” üzerine tezleri nedeniyle “komplo teorisyenleri” olarak suçlanmakta. Aslında EKA olarak, burjuva sınıfın siyasi yaşamının marksist bir analizi ile birçok komplo teorisini besleyen ideolojik anlayışlar arasında temel farklar olduğunu düşünüyoruz. Bu yazıdaki amacımız bunun kaynağını araştırmak.

Gerçek Komplolar

Eski komplo teorilerinden bir diğeri Barut Komplosudur ve İngiltere'deki Katolikler üzerindeki baskıyı pekiştirmek Lord Salisbury'nin bu komployu hazırladığı ya da için buna izin verdiği konusu üzerinde yoğunlaşır. Böylesi yanıltma harekatları komplo teorilerinde yaygındır ve genellikle bir düşman grup ya da güç tarafından kendilerine karşı olan bir pratiği doğrulamak amacıyla yürürlülüğe konulması üzerinden işlerler.

Bütün bu “yanıltma harekatı” teorileri, komplo teorileri yelpazesinde akla yatkın ya da mümkün görünebilir. Onların mümkün olduğunu gösteren, birçok yanıltma harekatının tarih boyunca planlandığı ve uygulamaya konmuş olmasıdır. Örneğin:

  • Daha çok Gleiwitz Vakası adıyla bilinen, 1939'da Almanya'nın Polonya'ya saldırısını haklılığını kanıtladığı söylenen ve bir Alman radyo istasyonuna bir grup Polonyalı asker tarafından yapılan saldırısı, aslında Polonya askeri üniforması giymiş bir grup SS komandosu tarafından gerçekleştirildi;

  • Susannah Operasyonu, Mısır'daki otellere konulan bombaların İsrail gizli servis görevlileri tarafından yerleştirilmesi, aşırı islamcı ve komünistlerin suçlanabilmesine yönelik bir girişimdi. Aynı zamanda Lavon Olayı olarak da bilinen bu hadise neticesinde İsrail Savunma Bakanı Pinhas Lavon istifa etmek zorunda kaldı.

  • Northwoods Operasyonu, genelkurmaylık tarafından Kennedy yönetimine yönelik hazırlanmış ve ABD ile Küba'yı içine alan terörist aktiviteler nedeniyle arttırılan askeri saldırganlığı haklı çıkartmaya yönelik bir operasyondu. Northwoods asla gerçekleştirilmemiş olsa da, bunun ardında yatan mesele, bu tür operasyonların devletin üst kademelerinde tartışılıyor olduğunu göstermesiydi.

Kanıtlanmış tarihsel komplolara dair diğer örnekler şunlar:

  • 1918'de Alman Devrimi esnasında Freidrich Ebert (Alman Sosyal Demokrat Partisi lideri) ile Wilhelm Groener arasında uzlaşılan Ebert-Groener Paktı bir gizli anlaşmadır. Bu aynı zamanda sol ve sağ arasında gerçekleşmiş karşı-devrimci bir birlikti. SPD, siyasi gücüne yaslanarak bunu işçiler adına yaptığını söylerken, sağ da sonrasında Nazi SA ve SS'lerine evrilecek olan vahşi Freikorps'ları yaratmak için yapmıştı;

  • Propaganda İki (P2) Locası -bir ”devlet-içinde-devlet”[1]- İtalyan egemen sınıfı içerisinde yaygın sinir uçlarına sahipti. Hem mafya, hem de Vatikan, İtalyan siyasetçiler, işadamları ve devlet görevlileri (polis ve gizli servis) ile ilişki halindeydi. P2, 1981'de Ambrosiano Bankası'nın batması ile ilgili soruşturma sırasında açığa çıkartıldı. P2 aynı zamanda gizemli “Gladio Örgütü” ile yakın ilişkileri olduğu söylenir;

  • Gladio Örgütü, NATO tarafından “perde arkası” bir örgüt olarak, Sovyetler Birliği'nin Avrupa'yı ele geçirmesi ya da “komünist”[2] bir Avrupa devleti kurması tehlikesine karşı kuruldu. Sağ-kanat burjuvazi ve organize suç örgütleri ile güçlü bağlarının olmasının yanısıra bu yapılar siyasi ve toplumsal yaşamı karıştırmak için hükümet devirme ve terör yokuyla girişimlerde bulundu. Çeşitli deneme ve soruşturmalar, Gladio ve P2'nin savaş sonrası İtalya'sında terör eylemlerinde bulunduğunu gösterdi. Gladio daha çok İtalya'ya yoğunlaşmasına rağmen, benzer operasyonlar Avrupa kıtasının tamamında gerçekleştirildi ve Gladio bu tür durumları adlandırmanın bir ortak ifadesi haline geldi.

Dolayısıyla böylesi komploların gerçekten yapıldığı tarihsel olarak kayıtlara geçmiştir. Doğal olarak, bu her olayın bir komplo ürünü olduğu anlamına gelmez ama olası burjuva tertiplerinin “sadece” birer komplo teorisi olduklarını düşündüğümüz için tartışmaktan imtina etmemiz gerekir.

 

Hayali Komplolar

Bazı komploların kanıtlanmış ve gerçekte varolmuş olduklarını söyleme gerekliliğinin yanısıra, kategorik olarak kanıtlanmamış olanların da varolduğu ve birçok komplo teorisinin dayanaksız olduğunu söylemeliyiz.

Bu tür komplo teorileri benzer görüşler taşır:

  • Dünya, gizli bir şekilde bir grup Yahudi, mason, banker (genellikle Yahudi olanlar) ve hatta uzaylılar tarafından kontrol ediliyor;

  • Bütün iz bırakan ve dünyanın yönünü değiştiren olaylarının altında tamamen bunlar var.

İronik bir biçimde, bu tür komplo teorilerinin propagandası kökenlerini devlet organlarında bulurlar. Kötü şöhretli “Zion Büyükleri Protokolü”, yani uluslararası Yahudi liderlerinin dünyayı ele geçirmek amaçlı toplantısı hikayesi, Çarlığın gizli polisi Okhrana tarafından uydurulmuştur.

Yahudiler, tabii ki tarihsel dönem boyunca komploların hedefi haline getirildiler. Hatta bir grup komplocuyu tanımlamak için, Yahudi mistisizminin bir biçimi olan 'Kaballa'dan türetilen 'kabal' kelimesi sıklıkla kullanılagelmiştir. Birçok modern komplo teorisi, eğer aşırı sağın anti-semitik fikirleri değilse bile, Protokoller'de vücut bulan bir çeşit nefretin ideolojik kökeninde yatar. Daha çağdaş teorisyenler, “uluslararası Yahudiler”den ziyade “uluslararası bankerler”den ve “küresel elit”ten bahsediyor olabilir ancak ideolojik yapı aynıdır. Hepsinden öte, Yahudilere karşı kin ve öfke, onların bankacılık sistemine hakim oluşları ve hükümdarlıkar ya da ulus-devletlerden öte bağlılıklarının olduğu görünür azınlıklar olarak sunulmaları olgusundan beslenir. Bu tür komplo teorileri, milliyetçi duygular ile harmanlarak sunulurlar. Bir ek not olarak, bunun etkileri görünüşte milliyetçiliği ve ırkçılığı reddeden solcu ideolojide de görülür. Küreselleşme-karşıtı hareket, ulus-devleti ve onun halkını sömüren küresel kapitalistler fikri ile bağlantılıydı. Nazi rejiminin paranoyak ideolojisi ile benzerliklerin olduğu su götürmez bir gerçek.

Komünistler de komplo teorilerinin yaygın bir hedefi olmuştur. ABD'de, Protokoller 1919'da devlet tarafından Philadelphia'da, Yahudilere yapılan bütün referanslar, “Bolşevikler” ile yer değiştirilerek ve ona “Kızıl İncil” adını vererek tekrar basıldı. Marks'ın Yahudi geçmişi kullanılarak, anti-semitikler komünistleri ve yahudileri bir tuttular ve kaçınılmaz olarak Rus Devrimi'ni Yahudi komplosu ile tanımladılar. Bu konu üzerine yapılan birçok çalışmanın kendi içinde akademik bir değeri olabilir ama bu fikrin mantıksal sonucu, Nazi rejimi tarafından “Yahudiler” ile “Bolşevikler” ile yapılan benzeştirme ile aynı mantığı taşıyor.

Birçok kişi aşırı sağın paranoyak fantezilerinin ne olabildiğini görüyor, ancak anaakım burjuva tarihinin Rus Devrimi'ni genellikle komplocu bir çizgide yorumladığına da işaret etmek gerekiyor. Bu devrimi, kitlelerin kendi bilinçli eylemi olduğu halde, tarih bilimi devrimi bir Bolşevik darbesi diye tanımlayarak değerini düşürmeye çalışır. Bir kez daha görüyoruz ki ne kadar anaakım düşünceyi reddettiğini iddia etse de, komplo teoriciliği, bazı noktaları abeslik derecesinde abartsa da burjuva ideolojisinin temel çizgilerinden milyonlarca kilometre uzakta falan değildir.

 

Komplo Teorilerinin Rolü

Burjuvazi resmi olarak komplo teorilerini reddeder. Bunun yanısıra, birçok yerde, demokratik bir ülkede aklı başında birisinin komplo teorilerine inanmasının mümkün olmadığını ifade ederler. Buna rağmen, kısaca incelediğimiz gibi, burjuvazi bütün tarih boyunca komplocu faaliyetler sergilemiştir. Dahası, kendi tarih bakışı da farklı gruplar arasında devlet kontrolü ya da kitlelerin manipülasyonu, kullanılması, vb. amacıyla süregelen bir rekabetler dizisi olduğundan kaçınılmaz olarak komplocudur.

Komplo teorileri, ırkçılık ve kapitalist topluma özgü önyargıların bir ifadesi olarak, özel topluluklara ve gruplara yönelik karalamalar etrafında kurgulanır; bu anlamda kendiliğinden bir karaktere sahiptirler; aynı zamanda devlet tarafından bilinçli olarak birtakım topluluklara yönelik saldırıyı meşrulaştırmak amacıyla da ortaya atılırlar. Yahudiler hakkında ortaya atılan yalanlar, tarih boyunca vahşi katliamları meşrulaştırmak için kullanılagelmiştir.

Benzer biçimde, komplo teorileri komünistler için de, Kızıl Ekim döneminde Rusya ve başka ülkelerde karşı-devrimi seferber etmek için de kullanıldı. Örneğin, ABD'deki “Kızıl Korku”, ABD'nin uygulamalarını desteklemek amacıyla propaganda edildi. İlk olarak amaçlanan işçi sınıfının organlarının önünü almaktı. İdeolojik saldırganlık komünistler ile sınırlı kalmadı: anarşistler, sendika üyeleri (özellile Dünya Sanayi İşçileri IWW) ve grevler rutin bir biçimde “temiz toplum”a yönelik saldırılar olarak kınandılar. Bu süreç, uluslararası karşı-devrimin devrimci dalgayı yenmesi yaptıklarının bir parçasıydı.

İkinci Kızıl Korku, “McCarthycilik” döneminde, toplumsal bir boyutu olan uygulamalar ile gerçekleştirildi ancak bu sefer daha çok ABD ile onun Rus rakibi arasındaki emperyalist rekabetin etrafında şekillendirildi. ABD'nin hakim sınıfı, Stalinist ideolojinin işçi sınıfına atıfta bulunması tehlikelerinden endişe duyuyordu ve daha başından faal Rus casuslarını açığa çıkarmıştı.

Peki ya devlet aleyhindeki komplo teorileri (9/11 Hakikat Hareketi)? Bazı açılardan onlar küçük burjuvazinin devlet ve büyük sermayeye karşı beslediği güvensizliği temsil ediyorlar. Modern komplo teorilerinin kaynağının, ABD'deki sağ kanat liberterler olduğuna şaşırmamak gerek. Eşyanın tabiatı gereği, bu komplo teorileri, demokratik devlet efsanesine bir itiraz olarak ortaya çıktılar. Aslında bunlar da aynı efsaneyi muhafaza ederek aynı rolü oynuyorlar çünkü -küçük burjuvazinin tarihsel acizliğinin bir ifadesi olarak- onlar burjuva demokrasisine gerçek bir alternatif olamazlar ve bunu sağlayamazlar. Bunun yerine, devletin iddia ettiği üzere “halk”ın demokratik ifadesi olması yönünde ütopik talepler ifade edebilirler ancak. Örneğin, ABD başkanlığı için 2004 seçimlerine giren John Buchanan “Hakikatçi” platformundaydı. Bu yaklaşımı boşuna bir çaba olarak gören daha radikal unsurlar, çöküşe giden son kıyameti bekleyerek otomatik silah stoklarıyla inzivaya çekildiler.

Daha paranoyak olanlar başka bir işlev görürler. İlk örnekte, birlik için ananakım bilincinden hareketle, burjuva sınıfın çalışmaları ile ilgili hiçbir ciddi tartışma yapılmaz: kısmen yapılabilir çünkü sadece onların bazı iddaalarının gülünç doğası ancak onların aynı zamanda aşırı sağ ve dinci gericilik ile yaptıkları ve artık kabak tadı veren birliktelikleri nedeniyle.

Gördüğümüz gibi, bütün bunların üzerinde şekillendiği temalar onlar için yeni olmamasına rağmen, onların modern görünümleri kesin bir biçimde çöken kapitalizmin klasik ifadelerinden bir tanesi tarafından etki altına alınmıştır: burjuva ideolojisinin açık bir şekilde giderek artarak akıldışı hale gelmesi. Özelde, bunlar günlük yaşamda, somut gerçeklikte, New Age ve dinci gericilikle artan kapitalist kaosa bir cevaptır. Komploculuğun klasik bir New Age versiyonu olan David Icke, dünyayı gizlice yöneten uzaylı kertenkelelerden bahseder. Milenyumcu Hristiyanlar onların Vahiyler kitabı zamanında yaşadığını ve Deccal'in totaliter bir “Yeni Dünya Düzeni” ile geleceğini söylerler. ABD'li Hristiyanların yaklaşık %20'si (ülke nüfusunun %16'sı) İsa'nın geleceğine inanıyor[3]. Hal Lindsey'in “Zamanın Sonu” üzerine en yeni popüler kitaplarından “Merhum Büyük Gezegen Dünya”, 1990'dan bu yana 28 milyonun üzerinde sattı. Kurgulanmış bir kıyamet konusu olan Geride Bırakılmış serisi milyonlarca kopya sattı (1998'de ilk dört kitap New York Times'ın en çok satanlar listesinde ilk dört sırayı paylaştı).

Popüler kültür ve siyasetin etkisinde büyüyen bu tür teorilere daha fazla örnekler verilebilir. “Zamanın Sonu” ideolojisinin ABD egemen sınıfının sağ-kanadında etkisi gözardı edilemez ve “X-Files” (Gizli Dosyalar) adlı başarılı televizyon dizisi ve filminin komploculuğun UFO versiyonunu geniş ölçüde popülerleştirdiğini söyleyebiliriz.

 

Komplo Teorilerine Karşı Marksizm

Peki ya marksistler (ya da en azından EKA) komplo teorisyenleri değiller midir? Yukarıda söylendiği gibi, kendi amaçları için komplo örgütlemeye tamamen muktedir bir egemen sınıftan bahsediyoruz. Bu yazıda yakın dönemden birkaç tarihsel örnek verdik. Aynı zamanda bütün siyasi ve iktisadi gücü elinde toplamış bir “elit”ten (kapitalist sınıf) bahsettik. Üstünkörü bakıldığında, bizlerin de aynı komplo teorilerinin temel rotasını izlediğimiz düşünülebilir.

Marksistler olarak, gerçekliğin materyalist bir teorisini savunuyoruz ve bu yüzden mahşerin başlangıcında yaşadığımız ya da uzaylı sürüngenlerin dünyayı yönettiği üzerine kurulmuş bütün kavram, fikir ve görüşleri reddediyoruz. Ama neden, örneğin dünyayı yöneten, savaşlar ve krizler başlatan gizli küresel (kapitalist olan) elit kavramını reddediyoruz?

Bunun nedeni, kapitalizmin işleyişini nasıl algıladığımız ile alakalı. Komplo teorisyenleri kertenkelelerden, bankerlerden ya da Bilderberg Grubu'ndan ve benzerlerinden yakınıyorlarken burjuvazinin önerdiği tarihin en derin yanılsamasına tutunuyorlar: birilerinin bir yerlerde kontrolü elinde tuttuğu yanılsaması. Korku salmak ve çöken, dağılan kapitalizmin büyük bir komplonun eşiğinde olduğunu söylemek, gerçekte nerede ve ne olduğunu göstermekten daha kolay görünüyor: kapitalizm gizemli ve onun kontrolü dışında, insanlığın (hatta egemen sınıfın) karşı karşıya kaldığı onun ekonomik ve toplumsal faaliyeti.

Kapitalizmin kanunları, her ne kadar kapitalistler onu (genellikle devlet eliyle) kontrol etmeye çalışsalar da kapitalistlerin irade ve isteklerinden bağımsız şekilde işlerler. Örneğin, mevcut kriz birkaç küresel elitin komplosunun bir sonucu değildir. Aksine, krize giden eğilim gün geçtikçe kapitalistlerin entrikalarından bağımsızlaşmaya başlamıştır. Şu ya da bu burjuva kesimin amaçlarıına ilerlemek için savaş ya da krizleri kontrol etmeye çalışması gerçeği sözkonusu olsa da[4], bu gayelerinin burjuvazinin diğer kesimlerine karşı olduğunu hatırlamak önemli.

Kapitalist sınıf, işleyişinden kaçamadığı rekabet ilkelerinin üzerine kurulmuştur. Rekabet, kapitalizmin iktisadi süreçlerinin içerisindedir ve irade ya da istenç ile altedilemez. Bu unsur kendisini egemen sınıfın siyasi ve toplumsal yaşamında kliklerin biçimi, bireyler, şirketler, ulus devletler ve ulus devletler arasındaki ittifaklar şeklinde ifade eder. Rekabete karşı mücadele eden tabakalaşma ve tekeller gibi eğilimler kesinlikle mevcuttur ve çöküş döneminde şiddetlenirler ancak onu asla tamamen altedemezler; sadece daha yüksek bir aşamaya taşırlar. Şirketler arasındaki rekabet, devletler arasındaki rekabete dönüşür; serbest ticaret merkantilizme feda edilir; savaşlar pazarlar ve doğal kaynaklar üzerinden yapılır ve küresel yangınların (dünya savaşlarının) artmasına daha çok hizmet eder. Herkesin herkesle rekabeti ve burjuvaziye onun ekonomik, ideolojik ve siyasi yaşamındaki temel çelişkilerden kaçmasına engel olan makyavelizm, hakim sınıfın yabancılaşmış bilincinin bir ürünüdür.

Burjuvazi tarafından gerçekleştirilen en yüksek birlik, onların bilinçli ve örgütlü bir işçi sınıfı tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı devrimci dönemlerde ortaya çıkar. Yukarıda bahsi geçen Ebert-Groener Paktı, burjuvazinin entrikalarının bu tür durumlarla başedebildiğini gösteriyor ancak böyle bir tehlikede birliğini sağlayabilen hakim sınıfın zorluğu, Kapp Darbesi'nin talihsizliğinde yatar.

Marksistler için, burjuvazi, toplumun evriminin tamamını kontrol edebileceği kalıcı birliği asla sağlayamaz. Bu metinde tartışılan komplo teorileri ne kapitalist toplumun tarihsel krizini, ne de onu aşmak için bir program önermiyorlar. Bununla beraber, sistematik kriz derinleştikçe ve sınıf bilinci güçsüz kaldıkça komplo teoriciliğinin etkisinin varlığını sürdüreceğini söyleyebiliriz. Komünistler bu tür fikirlerin taraftarlarını gözardı etmezler ancak kapitalist sınıfın makyavelci doğası üzerinde ısrar ederken, bu tür fikirlerin gerici kökenlerinin karşısında durur ve teşhir ederler.

Sınıf mücadelesi hız kazandıkça ve proletarya bir kez daha kendi gücünü hissettiğinde, komplo teorilerini kendi metoduyla paramparça edecektir: Marksizm ile.

Ishamael 8/1/12

[1]http://news.bbc.co.uk/onthisday/hi/dates/stories/may/26/newsid_4396000/4396893.stm

[2]Buradaki “komünist” derken tırnak içinde kullanmamızın nedeni, ABD emperyalizminin karşı olduğu herhangi bir sol kanat parti olabileceği gibi, tabii ki Doğu bloğundaki Stalinizmden de bahsediyor olmamız. Doğal olarak bu hareketlerin hiçbirisi komünist değildi ve işçi sınıfı politikası ile hiçbir alakası yoktu ancak benzer metodlar kuşkusuz işçi sınıfının gerçek hareketinin kendisi için de kullanılabilir.

[3]http://pewforum.org/uploadedfiles/Topics/Beliefs_and_Practices/religion-politics-06.pdf

[4]Örneğin, 90'ların sonundaki Asya krizi, ekonomik hakimiyetini bölgede daha çok ileri taşımak isteyen ABD burjuvazisinin pratiğini ile şiddetlendi ancak durum hızlıca değişti, kontrolden çıktı ve daha geniş, ekonomiyi küresel olarak, kendi ekonomisini de ciddi sonuçlara mahkum ederek tehdit etti.