İsrail Protestoları: “Mübarek, Esad, Netenyahu”!

İsrail'de geçtiğimiz haftalarda yüzbinlerce kişi baş döndürücü yaşam maliyetlerini, ortalama insanların barınacak yer bulmalarının giderek imkansızlaşmasını ve refah hizmetlerinin kaldırılmasını protesto etmek için sokaklara döküldüler. Eylemciler “toplumsal adalet” çağrısı yapıyor, bir yandan da pek çoğu “devrim”den söz ediyorlar. Şimdi Yunanistan ve İspanya'ya sıçramış olan Arap dünyası kalkışmalar dalgasından etkilendiklerini açık açık ifade ediyorlar. Utanmaz sağcı politikaları geniş bir halk desteği kazanmış gibi görünen İsrail Başbakanı Netenyahu, birden bire Mısır ve Suriye gibi ülkelerin diktatörleriyle (yani şu esnada eylemcileri kurşunlattığı için yargılanmakla karşı karşı olan Mübarek ve rejime tepkisi giderek artan bir nüfusa karşı cani katliamlar emreden Esad ile) kıyaslanıyor.

Arap dünyasındaki ve Avrupa'daki hareketler gibi, İsrail'in başta Tel Aviv olmak üzere pek çok kentinde, yoktan varolurmuşçasına, meydanlarda toplanan üç beş kişiyle veya facebookta atılan bir mesajla kurulan çadır kentler çığ gibi büyüyorlar. Sayılar haftadan haftaya onbinlere, yüzbinlere ulaşıyor. En son gerçekleşen eylemde Tel Aviv'de 450,000 kişinin yürüdüğü tahmin ediliyor; ki ülke genelinde eylemlere katılanların sayısı belki bu rakamın üç veya hatta dört katı kadar. Eylemcilerin çoğunu yine gençler oluşturuyor.

Öteki ülkelerde olduğu üzere, eylemciler sıkça polisle çatıştılar. Öteki ülkelerde olduğu gibi resmi siyasi partiler ve sendikalar hareket içerisinde, şüphesiz mevcut olsalar dahi başı çeken bir rol oynamadılar. Hareketin içerisindeki kişiler çoğu zaman doğrudan demokrasi fikirleriyle, hatta kimi zaman anarşizm ile kendilerini ifade ediyorlar. RT televizyonunun röportaj yaptığı bir eylemciye protestoların Arap dünyasındaki olaylardan etkilenip etkilenmediği sorulduğunda delikanlı şöyle yanıt veriyor: “Tahrir meydanında olanların çok etkisi var... Tabii ki çok etkisi var. İnsanlar işte burada güçleri olduğunu, kendi başlarına örgütlenebileceklerini, hükümetin artık kendilerine ne yapacaklarını söylemesine ihtiyaç duymadıklarını, hükümete ne istediklerini söylemeye başlayabileceklerini anlıyorlar.” Böylesi görüşler, sadece bir azınlığın bilinçli fikirlerini ifade ediyor olsalar da, ister diktatöryel ister demokratik biçimiyle bütün burjuva siyasi düzenine dair daha genel bir hayal kırıklığını ifade ediyorlar.

Farklı yerlerdeki benzer hareketler gibi bu hareket de İsrail'li gazeteci Noam Şeizaf'ın ifade ettiği üzere tarihsel bir öneme sahip: “Diktatörlerin kendi vatandaşlarından yüzlercesini katlettikleri Suriye veya Libya'nın aksine, İsrail'de en azından Yahudi toplumu söz konusu olduğundan toplumsal düzeni ayakta tutan hiçbir zaman baskı değildi. Endoktrinasyondu, telkindi – eleştirel teoristlerin ifade ettiği biçimde söyleyecek olacaksak hakim ideolojiydi. Ve protestolarca çökertilen tam da bu kültürel düzendi. İlk defa, yahudi orta sınıfının ciddi bir kısımı – ne boyutta olduklarını kestirmek kolay değildir – dertlerinin başka İsraillilerle, Araplarla veya şu veya bu siyasetçi ile değil, bütün toplumsal düzenle, bütün sistemle sorunları olduğunu idrak ettiler. Bu minvalde gerçekleşenler İsrail tarihinde eşsizlerdir. Bu yüzden bu eylemler çok ciddi bir potansiyele sahiptirler. Ayrıca yalnızca anlık bir siyasi düşüş beklemememiz gerektiğinin de nedenidirler – hükümetin yakın zamanda düşeceğini göreceğimizi zannetmiyorum. Uzun vadedeki sonuçları, alttan gelişen akımı izlemeliyiz, bunların nihayetinde olacağına şüphe yoktur”.[1]

Olayların öneminin yadsınması

Bununla birlikte olayların önemini yasıtma, önemsiz gösterme derdinde pek çok kişi var. Resmi basın mümkün mertebe neler olduğunu görmezden gelmeye çalıştı. Kudüs'te sayıları 800 ile 1000 arasında olan (Washington'un ardından ikinci) yabancı basın mensupları ordusu ancak olaylar başladıktan birkaç hafta sonra harekete herhangi bir ilgi göstermeye başladılar. Harekete dair, özellikle başlarda Evrensel veya Özgür Gündem gibi 'ilerici' olma iddiasındaki gazetelerde herhangi bir ibare bulmak zorlayıcı olacaktır.

Çekilen bir diğer numara hareketin bir 'orta sınıf' hareketi olarak damgalanmasıdır. Doğrudur ki bütün öteki hareketler gibi geniş bir toplumsal kalkışma ile karşı karşıyayız ki bu küçük esnaftan fabrikadaki işçiye toplumun pek çok katmanının huzursuzluğunu ifade edebiliyor; zira bütün bu sınıflar dünya iktisadi krizi, zenginler ile fakirler arasındaki artan boşluk ve İsrail gibi bir ülkede savaş ekonomisinin doymak bilmez istekleri karşısında yaşam koşullarını saldırılar gibi durumlardan etkileniyorlar. Fakat 'orta sınıf' ne olduğu belirsiz, iyi kötü bir diploması veya işi olan herkesi kapsayan garip bir terim oldu bunlar için ve Kuzey Afrika, İspanya ve Yunanistan'da olduğu gibi İsrail'de de iş bulabildiklerinde düşük maaşlı ve vasıfsız işlerde çalışarak proletaryanın saflarına itilen diplomalı genç kişilerin sayısı giderek artıyor. Her halükarda, işçi sınıfının daha 'klasik' kesimlerinin eylemlerde bulunduğu biliniyor. Katılımcılar arasında kamu sektörü işçileri ve sanayi işçileri ve işsizlerin en fakir kesimleri var. Eylemciler arasında Afrika ve öteki üçüncü dünya ülkelerinden kimi yahudi olmayan pek çok kişi de var. Ayrıca Histradut Sendika Federasyonu kendi üyelerininin rahatsızlığıyla başa çıkabilmek için 24 saatlik bir grev ilan etmek zorunda kaldılar.

Fakat hareketin altını kazanların başında gelenlerin arasında aşırı sol da var. İngiltere'den militan bir işçinin troçkist SWP'den (Socialist Workers Party – Sosyalist İşçi Partisi) bir kişi ile yaptığı bir tartışma bu durumu gözler önüne seriyor: “Bugün SWP'nin sendika şubemdeki şeflerinden biriyle büyük bir tartışmaya girdim. Kendisinin görüşü İsrail'de bir işçi sınıfı olmadığı yönündeydi. Ona otobüsleri kimin kullandığını, yolları kimin yaptığını, çocuklara kimin baktığını vs. sordum. SWP şefi sorulara cevap vermekten kaçınıp siyonizm ve işgalden başka herhangi bir şeyden bahsedemedi.”[2]

Yine aynı troçkist çizgiye yakın bir sitede, aynı görüşlerin daha kurnazca bir savunusu görmekteyiz: “Şüphesiz İsrail toplumunun sendikalarından eğitim sistemine, silahlı kuvvetlerden egemen siyasi partilere, Apartheid sisteminin bir parçasıdırlar. Bu durum en başından, İsrail devletinin İngiliz mandalığı döneminde ortaya çıkan ilk filizleri döneminden beri böyleydi. İsrail toplumu bir yerleşmeciler toplumudur ki; bu da sınıf bilincinin dallanıp budaklanması önünde ciddi bir engeldir. Sömürge üsleri inşa etmeye devam ettikçe, halkı kendisini yerleşmeci-sömürgeciliğin çıkarları ile ifade etmeye devam ettikçe, işçi sınıfının bağımsız bir devrimci kuruma dönüşmesi ihtimali düşüktür. Yalnzıca yerleşmeci-sömürgeci bir toplum değildir, ayrıca ABD emperyalizminin maddi kaynaklarınca desteklenmektedir”[3].

İsrail işçi sınıfının özel bir vaka olduğu fikri pek çok solcuyu protesto hareketinin desteklenmemesi ya da yalnızca önce Filistin meselesine karşı bir tutum alınırsa desteklenebileceği sonucunu savunmaya itiyor: “Sosyal protestolar 1970'lerden beri İsrail'de gerçekleşen en büyük eylemler olarak tanımlıyorlar ve politikalarda reformlara ve hatta hükümet otoritesinin yeniden dağıtımına neden olabileceklerini söylüyorlar. Öte yandan, reformlar İsrail'in baskıcı ve ayrımcı barınma durumunun özündeki bütün konulara değinmezse, politika değişiklikleri Filistinleri İsraillilerle aynı koşullara koymazsa, tahliye ihtarlarının anlık uygulamaları kesilmedikçe, reformlar temelsizdir ve eylemlerin hiçbir yararı yoktur. İsrail'in tek taraflı 'liberal' barınma protestosu katılmaya, hatta savunmaya değecek bir hareket dahi değildir.”[4]

İspanya'da kitle meclisleri hareketinin katılımcıları arasında da benzer tartışmalar gerçekleşti. Bunun bir örneği, “İsrailli protestocular ancak bir hareket olarak Filistin meselesine dair bir tutum alıp açıkça Gazze'deki ablukayı açıkla kınar ve yerleşimleri bitirme çağrısı yaparsa desteklensin” yönünde yapılan öneriye dair tartışmaydı.[5]

Bu ve bunun gibi solcu argümanların yanıtını İsrail'deki hareketin kendisi veriyor. İlkin, İsrail sokaklarında gerçekleşen eylemler, zaten yahudiler ile Araplar ve öbür etnik gruplar arasındaki bölünmüşlüğe meydan okur nitelikteler. Birkaç örnek verelim: Yafa'da, onlarca Arap ve yahudi eylemci İbranice ve Arapça “Araplar ve yahudiler maddi olarak karşılanabilir evler istiyor” ve “Yafa kuşların yalnız zenginler için ötmesini istemiyor” başlıklı pankartlardı.

Arap aktivistler Tayibe kentinin meydanında bir kamp kurdular ve halen bu kampı her gece yüzlerce kişi ziyaret ediyor. Örgütleyicilerden biri, Dr. Züheyir Tibi “Bu Arap toplumundaki derin rahatsızlıktan beslenen bir toplumsal protesto. Bütün Araplar hayat pahalılığı ve barınak kıtlığından muzdarip” diyor. Batı Celile'deki Yarka ve Julis köylerinin etrafında ise Dürzi gençler kamplar kurdular. Protesto örgütçülerinden Wajdi Khatar “Herkesi protestolara katılmaları için çadırlara çekmeye çalışıyoruz” diyor. Akko kentinde ve Doğu Kudüs'te ortak birer yahudi ve Filistinli kampı kuruldu. Özellikle Doğu Kudüs'te, Şeyh Cerrah mahallesinden Arapların zorla sürülmesi çabalarına karşı yahudi ve Arapların ortak protesto eylemleri gerçekleşmekteydi. Tel Aviv'de, işgal altındaki bölgelerdeki mülteci kamplarında kalanlarla temaslar kuruldu ki bu kişiler çadır kentleri ziyaret ederek protestocularla olayları ve durumu tartışmaya giriştiler. Bu toplantılarda yer alan İsraillilerden biri, tartışmanın dayanışmanın farkındalığını nasıl geliştirdiğni şöyle aktaracaktı:

“Misafirlerimiz, kimi dini giysilere bürünmüş, yaşayacak, okuyacak veya çalışacak bir yeri olmayan orta sınıf gençlerin hikayesini büyük ilgiyle dinliyorlar. Hayretler içinde başlarını sallıyorlar; dayanışma duygularını ifade ediyorlar ve hatta kimileri bir kez daha böylesi bir dayanışmaya girdikleri için mutlular. İçlerinden keskin dilli bir tanesi, bize hiçbirimizin aklına gelmeyecek bir isim veriyor oracıkta: 'Hada Muchayem Lajiyin Israeliyin!' - 'İsrailliler için bir mülteci kampı'.

"Gülüyoruz bu ufak şakaya. Tabii ki arada hiç benzerlik yok – veya belki de azıcık birşey var mı ne? Rothschild'ın çocukları (Allah onlara yardım etsin, protestolarında muratlarına erdirsin) güya istedikleri an her şeyi, bırakıp geldikleri yere gitmekte özgürler. Öte yandan biliyorlar ki; malları mülkleri, toprakları veya başlarının üzerinde bir çatı olmadan İsrail barınak zincirinin en dibinde yaşamaya mahkum edilmiş durumdalar. Aramızdaki kadınlardan bazıları – coşkulu, merak ve eğlence tutkusu dolu kadınlar – yaşamlarının çoğunu “gerçek” mülteci kamplarında geçirdiler. Kimileri orada doğmuşlardı, kimi evlenip Batı Şeria kasaba ve köylerinin etrafında çadırdan bozma kırık dökük evlerde oturan büyük ailelerin kaderlerini paylaşmaya gittiler.

İsrail'in ülke çapındaki “mülteci kamplarının” öfkeli sakinleri bu günlerde onları 2011 yazındaki koşullara götüren yanlış bilinçten uyanma yaşamaktalar. Kolay bir süreç değil, ama sorunlarımızın köküne inmeye de tamamen değecek bir süreç. Geçen haftasonu Tel Aviv'de çatı katlarında köylerden ve mülteci kamplarından dostlarımızla kucaklaşabilme ayrıcalığına sahip olmuş olanlarımız asla bir zamanlar düşman olduğuna inandırıldığımız bu insanlarla kurduğumuz sıcak, insani bağları bir kenara bırakmaya ikna olmayacağız. Yalnız düşünelim: geçtiğimiz onlarca yıl boyunca yahudi olmayan herkesin “nüfusumuza bir tehlike” olduğu yönündeki ahmakça görüşü güçlendirmeye harcanan kaynaklarla ne de güzel evler yapılır.”[6]

Şehrin en büyük ikinci çadırkentinin duyduğu Güney Tel Aviv'deki Levinsky Parkı'nda İsrail çapında eylemler devam ederken yüzü aşkın Afrikalı göçmen ve mülteci protestoların hali hazırdaki durumuna dair tartışma yapmak için toplandı.[7]

Kesintilere, kemel sıkmalara boyun eğmeye gerek yok

Pek çok eylemci, sonu gelmez 'güvenlik' ve 'terörizm tehditi' naralarının nasıl insanların büyüyen ekonomik ve toplumsal sefaleti kabul ettirmek için kullanılmasından duydukları öfkeyi anlattılar. Kimileri hükümetin protesto hareketini bölmek ve 'milli birliği' yeniden sağlamak için askeri çatışmalar ve hatta yeni bir savaş provoke edebileceğini söylüyorlar.[8] Bir yandan da Netanyahu hükümeti ters ayak üstüne basmış, gafil avlanmış ve hareketin hararetini almak için her türden iyileştirme tekliflerini yapmaya çalışır gözüküyor. Şu noktada askeri durum ile toplumsal durumın birbirlerine ne denli yakından bağlı olduklarına dair artan bir bilinç mevcut.

Her zaman olduğu üzere, işçi sınıfının maddi durumu bilincin gelişimine anahtar ve mevcut toplumsal durum yaklaşan askeri duruma sınıfsal bir noktadan yaklaşma ihtimalini hızla arttırmakta. Sermayenin sol kanadının sıkça Filistinlilerin çaresizliğinden beslenen 'ayrıcalıklı' bir tabaka olarak sunduğu İsrail proletaryasına İsrail'in savaş seferberliği için çok ciddi bir bedel ödetiliyor: İsrail proletaryası bu bedeli canıyla, korkuyla ve sefalet dolu bir yaşamla ödemek zorunda bırakılıyor. Mevcut hareketin arkasındaki temel meselerden birine bağlı çok somut bir örnek, barınma: hükümet işgal altındaki bölgelerdeki inşaatlara, İsrail'in geri kalanındaki inşaatlara yatırdığından kat kat fazla oranla para akıtıyor.

İsrail'deki mevcut hareketin önemi, bütün kafa karışıklıklarına ve tedirginliklerine rağmen, İsrail'de gözüken ulusal bütünlük içerisindeki sınıf sömürüsü ve sınıf kavgasının varlığını kesin ve net olarak gözler önüne serişidir. İşçi sınıfının yaşam koşullarını savunusu, ister istemez savaşın dayattığı fedakarlıklarla çatışacaktır; ve sonuç olarak savaşın ortaya attığı bütün siyasi meseleler ortaya konulmak, tartışılmak ve netleştirilmek zorunda kalacaklardır: İsrail'deki ve işgal altındaki bölgelerdeki Apartheid kanunları, işgalin vahşeti, zorla askere alınma... Siyonist ideolojiye ve yahudi devletinin yalan idealine kadar her şey. Şüphesiz bunlar zor ve hareketi bölme ihtimali bulunan meselelerdir ve hareket nezdinde bu meseleleri doğrudan ortaya atmamak yönünde güçlü bir çaba süregelmiştir. Fakat siyasetin bütün toplumsal çelişkilere bir yolunu bulup sızmak gibi bir huyu vardır. Bunun bir örneği eylemciler ve aşırı sağın Arapları İsrail'den atmak isteyen kahanistler ve eylemcileri hainler olarak gören aşırı dinci yerleşmeciler gibi eğilimleri arasındaki büyüyen çatışmadır.

Fakat bu sağcı ideolojileri reddetmiş hareketin sermayenin sol kanadının Filistin milliyetçiliğine destek, iki devletli çözüm veya 'demokratik laik devlet' gibi formüllerinden birini benimsemesi de hareketi bir adım ileri götürmez. Kapitalist kemer sıkma politikaları karşı uluslararası kalkışma dalgası bambaşka bir çözümün kapısını aralamaktadır: dini veya milli bütün ayrımların ötesinde bütün sömürülenlerin dayanışması; bütün ülkelerde nihai hedefi dünya genelinde devrim olan ve milli sınırların ve devletlerin sonunu getirecek sınıf kavgası. Bir veya iki yıl önce belki pek çok kişiye bu perspektif tamamen ütopik gözükebilirdi. Bugün, sayıları gittikçe artan kitleler küresel sermayenin çöken düzenine karşı küresel devrimi gerçekçi bir alternatif olarak görüyorlar.

Amos

 


 

1. ‘The real importance of the tent protest'

2. http://libcom.org/forums/news/israelis-take-street-protesting-rising-pri...

3. http://leninology.blogspot.com/2011/08/few-observations-on-israels-prote...

4. Sami Kişavi, Sixteen Minutes to Palestine

5. http://libcom.org/forums/news/israelis-take-street-protesting-rising-pri...

6. http://mondoweiss.net/2011/08/will-israels-tent-protesters-awaken-to-the...

7. http://mondoweiss.net/2011/08/will-israels-tent-protesters-awaken-to-the...

8. http://www.youtube.com/watch?v=6i6JKSGEs8Y&feature=player_embedded#at=31

Tags: